Köleleri zorla çalıştıran Fransızlara karşı amansız mücadele eden ABD'nin işgaline karşı direnen ve bu nedenle zaten depremden çok önce de en çok kahve üreticisi iken zamanla fakirleştirilen, sefalete sürükletilen ve zoraki göçlerle şehirlerde derme çatma yapılarda yaşamak zorunda bırakılan vahşi batının ve sömürgeci birleşik devletlerin deney laboratuvarı Haiti.
Tarih 12 Ocak 2010. Haiti'de 7,0 ölçeğinde şiddetli bir deprem oluyor. Yıllardır deprem psikolojisiyle yaşayan ülkemizde yaşanan onlarca depremin acıları unutulmadan, Haiti depremi sonrasında ekranlara yansıyan yerle bir olmuş binaların görüntüsü bir kez daha zihinlerimizi tazelememize neden oluyor. 17 Ağustos depreminden sonra hesabı sorulamayan, demirinden çalınmış, kötü kumdan yapılmış binalar gözümüzde canlanıyor.
Haiti'de son yılların Amerika kıtasındaki en büyük depremi meydana gelmiş. Resmi rakamlara göre 212.000 den fazla insan hayatını kaybetmiş, 250.000 yaralı var. 1 milyon ev tamamen yıkılmış. 3 milyondan fazla insan doğrudan depremden zarar görmüş. Bu tablo 10 milyon nüfuslu, Fransızların iliklerine kadar sömürdüğü ama hiç bir kalkındırma yapmadığı Holspirere denilen adanın deprem bilançosu.
1492 yılında Kristof Kolomb'un ayak bastığı ilk yer; yerlilerin işgalcilere karşı direnişten asla vazgeçmediği bu sebepten ötürü yarısından fazlası savaşlarda çarpışarak geri kalanının da yenilmeyi göze almaktansa köleliğe ve sömürüye hayır diyerek toptan intihar ettiği bir direniş ülkesi Haiti. Yerli neslin toptan yok olmasına karşın Afrika'dan getirilen kölelerin dahi, zaman içerisinde toprakların gerçek sahiplerinin direniş ruhunu kazanarak efendilerine karşı isyan ederek bölgede ilk bağımsızlığını kazanan yer Haiti.
Köleleri zorla çalıştıran Fransızlara karşı amansız mücadele eden ABD'nin işgaline karşı direnen ve bu nedenle zaten depremden çok önce de en çok kahve üreticisi iken zamanla fakirleştirilen, sefalete sürükletilen ve zoraki göçlerle şehirlerde derme çatma yapılarda yaşamak zorunda bırakılan vahşi batının ve sömürgeci birleşik devletlerin deney laboratuarı Haiti.
Felaketin ardından Cansuyu harekete geçti
ABD ve Latin Amerika ülkeleri son zamanlarda epeyce ilgimizi çekmeye başlamıştı. Şu küçücük dünyada Afrika üzerine yaptığımız çalışmalardan sonra Afrika'dan zorla götürülen insanların izini sürdüğümüzde bu bölge karşımıza çıkmıştı. Deprem sonrası Cansuyu Derneği olarak bölgeyle ilgi araştırma faaliyetlerini hızlandırdık. Ön hazırlıklardan sonra Cansuyu Derneği heyeti olarak yola koyulduk.
Bölgeye ulaşım ABD, Fransa ve İspanya üzerinden yapılabiliyordu. Doğrusu Haiti Havaalanı depremde kullanılamaz hale geldiği için bütün ulaşımlar siviller için Dominik Cumhuriyeti'nin başkenti Santo Domingo üzerinden yapılıyordu. Biz de bölgede çalışma yapan kuruluşlarla temaslarımızı kurduktan sonra aynı güzergâhı kullanmak durumundaydık. Aynı zamanda bildirilen raporlarda gıda ve su ihtiyaçları had safhada olduğu belirtiliyordu. Bu ihtiyaç malzemeleri de ancak komşu ülke olan bir İspanyol sömürgesi, turizm cenneti Dominik Cumhuriyeti'nden temin edilebiliyordu.
Partner Kuruluşumuz Zakat Foundation Başkanı Halil Demir beyle yapılan görüşmeler neticesinde çalışma planımızı çıkardık ve Newyork üzerinden Santo Domingo'ya direk uçuş ayarladık. Bir fecr vakti Ankara'dan yola çıktık. Uçağımız İstanbul'da aktarma yaptıktan sonra Newyork JF Kennedy havalimanına doğru istikamet aldı. Türkiye'den çıktığımızda öğleden önce idi ama Newyork'a vardığımızda henüz ikindi vakti gireli biraz olmuştu. Aslında biz 10 saat uçtuk ama 3 saat geçmişti aradan.
Karlı ve sert havadan, 24 derece sıcaklığa...
Bizi karşılayan Miraj School'un başkanı Zülkarneyn Vardar hocamıza ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve sıcak alakadan dolayı bir kez daha teşekkür etmeliyim. Bizi evlerinde misafir ettiler tıpkı kendi evimiz gibi hissettik. Türk usulü yemek ve kahvaltıdan dolayı da ayrıca müteşekkiriz ki sonraki günlerde anlayacaktık ne kadar kıymetli olduğunu. Hatta biraz da pişmanlık duyacaktık; 'keşke birazda yanımıza alsaydık' diye. Miraj School, 21 yıl önce Ezher'i bitirdikten sonra ABD'ye gelen Makedonya asıllı Zülkarneyn Vardar hoca ve arkadaşları tarafından öncelikle Newyork Brooklyn'de çevresinde yaşayan Arnavut asıllı çocuklara hizmet veren bir İslami eğitim kurumu. Aynı zamanda bu bölgedeki ilk ve en büyük camiyi de içinde barındırıyor. Tam bir kompleks var burada. Alt katta yemek ve oturma salonları var. Üst katta okul ve derslikler, idari ofisler bulunuyor. 250 kadar öğrencisi var şimdilik. Yakında uluslararası düzeyde eğitim sertifikası ve öğrenci kabul davetiyesi verecek düzeyde olacak. Buradaki camide kısa da olsa cemaatle namaz sonrası sohbet ediyoruz. Türkiye'den getirdiğimiz manevi selamları iletiyoruz.
Kendi aralarında Arnavutça konuşsalar da bizimle Türkçe üç beş kelam ediyorlar. Hepsinin İngilizcesi gayet iyi. Çok sıcak davranıyorlar bize. Akşam birkaç saatimizi böyle değerlendirdikten sonra zaten saat farkının da vermiş olduğu yorgunlukla dinlenmeye çekilmek zorunda kalıyoruz. Sabah namazına her sabah olduğu gibi Zülkarneyn hoca kendi çocuklarını da götürüyor bizlerle beraber. Sonra erkenden havaalanına gidiyoruz. Zülkarneyn hoca bizi bırakıyor ve Continantal havayolları ile Dominik Cumhuriyeti'ne hareket edeceğiz. Hiç de korkulduğu kadar aşırı güvenlik tedbiri yok. Valizleri ilk kapıdan, güvenlikten geçmeden veriyoruz ve pasaport kontrolden geçerken yapıyorlar üst baş aramasını o kadar. Burada havaalanın içerisinde her şirket kendi terminalini kullanıyor ve çok yoğun bir hava trafiği var. Her dakika 2 uçak iniyor-kalkıyor.
Newyork'taki karlı sert havadan, bir ada ülkesi olan aslında kış mevsimini 24 derece güneşli sıcak havada geçiren Dominik Cumhuriyeti'ne doğru 4 saatlik bir uçuş yapıyoruz.
Bir Karayipler adası olan Dominik, Haiti'den bağımsızlığını sonradan kazanmış bir İspanyol sömürgesi 3.dünya ülkesi. ABD'nin ticari insiyatifi ele geçirdiği birçok vatandaşının başta Maimi olmak üzere ABD'de yaşadığı ve ülkelerine yatırım yapmak yerine sadece para harcamak için gittiği bir turist ülkesi burası. Gayet modern havaalanından çıkarken Haiti için geldiğimizi söyleyince sadece 10 USD ile alınan ve kapıda vize yerine geçen turist kartını da almamıza gerek olmadığını söylüyorlar.
Cahiliye döneminden, Müslümanlığa...
Dominik'te vizeleri beklerken Latin Amerika insanlarını biraz esmer tonlarıyla Türklere benzetiyoruz. Ama burası gerçekte tam bir melezler ülkesi. Küçük ama modern ve yeni havalimanından hızlıca ayrılmak istiyoruz saatlerce süren yorgunluk bir an önce gitmeli çünkü asıl işimiz daha yeni başlıyor. Haiti'de sezon kış sayılıyor ama 25 derece sıcaklık var. Hamdolsun diyoruz Amerika'nın sert soğuğundan nihayet kurtulduk. Rehberimiz Zekat Foundation bölge temsilcisi Abdullatif diğer adıyla Bernando Cruz, çok zorlanmadan hemen tahmin ediyor bizim onun iki saattir beklediğimiz heyet olduğunu. Mütevezı arabasına eşyalarımızı yerleştirmede zorlanacağımız için bir büyük taxi tutuyor hemen. Santo Domingo Hotel'e çekmesini söylüyor.
Bernando-Abdullatif 17 yıl ABD'de yaşamış ve sonradan Müslüman olmuş, Allah için ama sadece Allah için çalışmayı benimsemiş safkan bir Latin insanı. Ama ABD'de çok görmüş geçirmiş kendi tabiriyle cahiliye döneminde yapmadığı kalmamış ama Elhamdulillah hidayet nasip olunca her şeyi terk etmiş. Hatta sırf bu yüzden ailesi dahi onu dışlamış eşi de çocuklarını almış ve kendisinden boşanmış. O artık Dominik'te kendisini Müslümanların hizmetlerine adamış. Mescid-i Nur çevresinde özellikle Haiti için gelen, dünyanın dört bir yanından yardıma koşan kuruluşlara lojistik destek veriyor ve rehberlik yapıyor. Çok hızlı ve nefes almadan konuştuğu İspanyolca'nın yanında yüksek sesle kırık bir İngilizce ile çok az kişinin İngilizce bildiği bu küçük İspanyol adasında önemli işler görüyor.
Haiti'de 3000 Müslüman yaşıyor
Otelimize yerleştikten sonra az bir istirahat ediyoruz ve rehberimizi bekliyoruz. Santo Domingo bir destinasyon olduğu için konaklama için bir çok lüks ve orta sınıf oteller mevcut. Bizde orta sınıftan en eski ama sahile yakın olmasıyla çok iyi bir lokasyonu olan Santo Domingo otele yerleşiyoruz. 48 saattir yolda olduğumuz için biraz dinleniyoruz.
Şehrin ana caddesinde biraz yürüyüşe çıkıyoruz. Eski ve dar sokaklar ve sömürgecilerden kalan kısmi tarihi binalar. Modernite artık her yerde aynı shopları cazip hale getirmiş. Cep telefonu ve bilişim sektörü en pahalı dükkanları tutmuş. Hiçbir üretimi ve sanayisi olmayan 3. dünya ülkelerinde kitleleri uyutma ve uysallaştırma aygıtları bu şekilde yaygınlaştırılırken aynı zamanda eski sömürgecilik yerine modern market Pazar mantığıyla yeni sömürgecilik kuşatmış durumda. Melezler ülkesi olan Dominik artık bir Hristiyan ülkesi olmuş ama yaşantıları hiç de dindar değil. O nedenle hala ortalıkta misyonerler dolaşıyor. Müzelerde ve caddelerde görevliler başta olmak üzere Dominiklilere inciller dağıtıyorlar. 9 milyonluk Dominik'te Haiti'den gelen 1 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor. Kahve ve şeker üretiminin yanında tarım alanları gayet verimli ve bakımlı olan Dominik, ABD ile olan yakın ticari ilişkisinden dolayı yabancı şirketlerin de ABD pazarına gümrüksüz mal satmak için üs kuruduğu yerlerden biri. Ayrıca turizm merkezi ve şehrin her köşesinde büyük kumarhaneler mevcut. Bir ada ülkesi olan Dominik'e helikopterlerle çevreden kumar turları yapılıyor. Burada siesta denilen öğleden sonra 2-3 saat istirahatta Dominiklilerin yurtdışından gönderilen dovizlerle sadece ye, iç, eğlen mantığıyla yaşadıklarının en basit göstergelerinden birisi.
Burada Müslümanların sayısı 3000 civarında tahmin ediliyor. Burası adeta sosyal bir üs. Üst katında Mescid-i nur ismiyle hepsi en eski mescitte birleşmiş.
Filistin, Pakistan ve Lübnan'a Cezayir'den onlarca yıl önce buralara gelmiş Müslümanlarla tanışıyoruz. Burada hummalı bir çalışma var. Haiti'de yardım götürecek her kuruluş lojistiği Dominik'ten sağladığı için irtibatı kurabilenler mutlak mescit ile bağlantılı, hazırlıklarını yapıyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Şükrü Gök / Türkiye
Etiketler:



