Çocukluk dergilerini başa saranlar için Gül Çocuk ve Mavi Kuş'ta Hasan Aycın çizgilerini unutmak zor. Hece, Yedi İklim ve Birdirbir'de de yayınlanan çizgileri ise yürüyüşünü sürdürdüğünü gösteriyor ustanın. İz Yayıncılık'tan çıkan "Sayha" adlı albümde Millî Gazete'de yayınlanmış çizgileri de var Aycın'ın. "Kudüs'te barış sağlanmazsa dünyanın geri kalanında huzur bulamayız" diyen Hasan Aycın'ın çizgileri birer dua olarak da okunabilir.
Bence dünya gündeminin ilk maddesi Kudüs'tür. Çünkü, Kudüs peygamberlerin anayurdudur, insanlığın beşiğidir, barışın yuvasıdır. Orada barış sağlanamazsa, dünyanın geri kalanında huzur bulamayız. Bu cümleler Hasan Aycın'a ait. Peki kimdir çizgi ustası Hasan Aycın? 1955'te Balıkesir'in Aslıhantepecik köyünde doğdu. İlköğrenimini köyünde (1966), ortaöğrenimini Balıkesir İmam-Hatip Okulu'nda (1974), yükseköğrenimini Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde tamamladı (1980). Bursa'daki bir fabrikada grafikerlik ve Balıkesir'de bir süre pazarcılık yaptıktan sonra İstanbul'a yerleşti, kendi grafik atölyesinde çalışmasını sürdürdü. İlk çizgisi 3 Şubat 1978 tarihli Yeni Devir gazetesinde yayımlandı. Yeni Devir, Zaman, Yeni Şafak, Mavera, Aylık Dergi, Gül Çocuk, Mavi Kuş, İslâm, Kadın ve Aile, Inquiry, Kardelen, Yedi İklim, Kayıtlar, Kitap Postası ve Millî Gazete'de çizgileriyle yer aldı. Kitapları: Bocurgat (Çıdam Yayınları, 1989 -Yedigecekitapları, 1994, İz Yayıncılık, 2007), Gece Yürüyüşü (Yedigece kitapları, 1994 -İz Yayıncılık, 2008), Âsâ (Yedigecekitapları, 1998), Zılal, Nun, Al Pembecik Gül Pembecik (Timaş, 2004), Ahzan (İz Yayıncılık, 2008) , Kulbar (İz Yayıncılık, 2008), Esrarname (Timaş, 2004 -İz Yayıncılık, 2007) , Sâhipkırân - Hamzaname (İz Yayıncılık, 2007), Güneşin Altında (İz Yayıncılık, 2007), Müşahedat (Hece Yayınları, 2003), Gözgü (İz Yayıncılık, 2007), Müşahedat / Hayata Merhaba (İz Yayıncılık, 2007), Ayna (Fidan Yayınları, 2002)
Evli ve dört çocuk babası olan Hasan Aycın, halen İstanbul'da (yazları memleketi Balıkesir'e çekiliyor) yaşıyor, çizgi ve yazılarını Birdirbir, Mostar, Hece ve Hece Öykü dergilerinde yayımlıyor.
Başa dönelim; dünya gündeminin ilk maddesinin Kudüs olduğunu söyleyen Hasan Aycın'ın çizdikleri ümmetin kurtuluşu için bir duadır. Onun duasına İslam coğrafyası fire vermeden sığar. Her bir çizgisinde derin anlamlar vardır.
Hasan Aycın'ın ilk albümü Bocurgat'tan başlayarak sonraki albümlerine bir göz gezdirdiğinizde bırakın Türkiye'yi dünya çapında çizgilerin ortaya çıktığını görürsünüz. Onun tevazuu bu başarıyı gölgelemez. O, görünmez kılınma çabalarını önemsemeden çizgilerini gönlüne yaslar. İçimizden sayfalarca geçirebileceğimiz duyguların, düşüncelerin onun çizgilerinde hayat bulduğunu görürüz. Çizgilerini karikatür sanatı içinde bir yere koyup kitabı kapatamayız. Hasan Aycın çizgileri artık nereden akacağını bilen bir nehirdir. Modern insanın sorunlarını, çözümsüzlüklerini, sorularını çizgileştirirken geleneğin izlerinden asla kopmaz. Neredeyse asırlık bir çınarın yaprakları gibi düşer çizgileri önümüze. Asırların yorgunluğunu ortadan kaldıransa İslâm'ın yüceliğidir.
İz Yayıncılık çok önemli bir çabayla Hasan Aycın'ın çizgilerini albümleştirmeye devam ediyor. Son olarak yayınlanan "Sayha"ya ister göz gezdirin, isterse her çizginin ifade ettiği derin anlamlarla bütünleşin, onun çizgi dünyasında kaybettiğinizi bulmaya başladığınızı hissedersiniz. Günübirlik koşturmacalar esnasında bir yerlerde unutageldiğimiz her bir şeyi bazen bir büyüteçle bazen de bir mektupla, bazen de bir duvarın ötesine geçebilmeyi düşünmekle ortaya çıkarmaya gayret ederiz.
Sayha albümünde yer alan çizgilere Millî Gazete okurları yabancı değil. Pek çok çizgi gazetede yer aldı. Bana göre anlamlı olan bir çabadır bu. Günlük bir gazetenin, sıradan olanın peşinde koşulduğu bir çağda bu çizgileri okura ulaştırmış olması kesinlikle küçümsenecek bir şey değil. Hasan Aycın'ın çizgilerini farklı dergilerde takip etmek mümkün. Benim gibi Gülçocuk ve Mavi Kuş'tan aşina olduysan onun çizgilerine, çocuklarını Birdirbir dergisine yönlendirebilirsin ey okuyucu.
Hasan Aycın'ın çizgilerini bir Filistinliyle beraber, bir Iraklıyla, bir Mısırlıyla ya da Batı'nın kalbinde yer alan ve hâlâ bir vicdan kırıntısından uzaklaşmamış Londralı, ya da New Yorkluyla birlikte bakabilir, farklı duygularla ama aynı anlam bütünlüğünde buluşabilirsiniz. Albümlerinde çizgi çizgi ilerlerken, Hasan Aycın'ın "Kudüs'te barış sağlanamazsa, dünyanın geri kalanında huzur bulamayız" sözünü de hep hatırınızda tutarsınız. Yolunuzu düşürüp Balıkesir'in bir köyünde iç aleminde dolaşırken ya da İstanbul'a geldiğinde bir sohbetine sessizce ilişiverdiğinizde 'ümmet sancısı' çektiğine şahit olursunuz. Umutsuz değildir Hasan Aycın. Çizgileri bize gösterir ki 'mümin teslim olandır' ve soru işaretleri her daim sıradanlaşmanın karşısında bizi 'unutturulan'a götürür.
Hasan Aycın'la yürüyeceksek yol için hazırlıklarımızı yapmalıyız. Yanımıza ne mi alacağız? Bu sorunun cevabını hep birlikte düşünürken elimizin altında sayfalarını açtığımız "Sayha" albümünde yolculuğa çıkalım. Çizgilerden birinde 'Hasan' imzasının elinde bir büyüteç vardır. O büyüteci elimize alıp ilerlediğimizde uzadıkça uzayan elin bir güvercinin gagasındaki mektuba ulaşmaya çalıştığını göreceğiz. O mektubu başka çizgilerde de göreceğiz.
Mektupta ne yazdığını bilmenin yolu çizgilerle oluşan sorularda saklı olabilir!
Seyahatnamesinin dokuzuncu kitabında Evliya Çelebi Hacca gidişini de anlatıyor
Yardım Hak tarafından yetişti
Evliya Çelebi dedemizin o gördüğü rüya değil midir seyahatlerin başlangıcı? "Şefaat ya Resulallah diyeceğine 'Seyahat Ya Resulallah' diyen Çelebi iyi ki de gezmiş. Hatta gezmekle kalmamış, asırlar sonra biz torunları okusun diye izlenimlerini yazmış, tatlı diliyle masalsı gezilerden unutulmayacak 'hatıralar' çıkarmış. Hatırda tuttuklarını bizimle paylaşırken 'dil' engelimiz olmuş. Evliya Çelebi'ye Osmanlıca ulaşamayınca ya çok tashihli ya da özet okumalarla anlamaya çalışmışız onu ve çağını.
Evliya Çelebi'nin Seyahatnâmesi'ni Günümüz Türkçesiyle okura sunan ise YKY oldu. Önemli kitapçılarda kalın kalın ciltleriyle okura ulaşan Çelebi'nin Seyahatnamesi titiz bir çeviriyle okura sunuluyor Yapı Kredi tarafından. Son olarak dokuzuncu kitap iki cilt halinde ulaştı okura. Evliyâ Çelebi, Seyâhatnamesi'nin dokuzuncu cildinde, Anadolu'nun gezip görmediği yerlerini dolaşıyor. Batı ve Güney Anadolu'yu gezdikten sonra Suriye ve Filistin üzerinden yıllarca özlemini çektiği hac ibadetini yapmak üzere Hicaz'a gider. Mekke ve Medine'de gerçekleştirilen hac ibadetinin bütün usul ve şartlarını anlatır. Bu kutsal görevi yaptıktan sonra ömrünün son yıllarını geçirmek üzere Mısır'a döner. Dokuzuncu ciltte Kütahya, Uşak, Manisa, İzmir, Ödemiş, Tire, Aydın, Muğla, Antalya, Karaman, Tarsus, Adana, Ayntab, Haleb, Şam, Sayda, Kudüs, Akka, Medine ve Mekke seyahati yer alıyor. Eseri yayına hazırlayan Seyit Ali Kahraman şu değerlendirmeyi yapıyor: "Evliya Çelebi ve eseri hakkında sayısız yazılar yazılmış ve incelemeler yapılmıştır. Çoğu yabancı araştırmacılar tarafından hazırlanan yayınlar sonucunda Evliyâ Çelebi ve eseri hakkındaki yanlış kanaat yavaş yavaş silinmeye başlamış, yabancı araştırma ve yayınlar çoğaldıkça ülkemizde de ilgi artmaya başlamıştır. Günümüz Türkçesi ile ilk 8 cildi yayınlandıktan sonra seriyi tamamlamak farz olmuştur. 9. cilt, ilk 8 cilt gibi müellif nüshası değildir. İlk yazma, yani müellif nüshasından yapılan 3 ayrı kopyadan hazırlanmıştır. (...) Biz bu metinlerin ortak noktasını bulmaya çalıştık."
Gelin kitaptan Evliya Çelebi'nin Mekke ve Mina seyahatinin sebebini dinleyerek bahsi kapatalım: "Bu hakir Evliyâ gençlik çağlarında bu beden kuvveti devam ederken bakış kuvvetimle her ne tarafa bakış oklarını yayıyla çekip atsam o an hedefi vururdum. Allah'ın emriyle yaz kış ne tarafa gitsem elbette o diyara ulaşırdım. Ancak İstanbul'da 6 ay konaklayınca dünya başıma zindan oldu. Sonunda 1081 senesi Kadir Gecesi'nde Merdân himmetini rica edip evliyâ ve enbiyânın mübarek ruhlarından yardım talep edip Ebâ Eyyüb-ı Ensari Hazretlerini ziyarete gittim. Zira Allah'ın elçisi Hazret-i Muhammed Mustafa buyururlar ki, hadisde, "Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve selem buyurdu: İşlerinizde kararsız kalırsanız kabir ehlinden yardım isteyiniz. (Keşfü'l- Hafa) Hamd olsun ziyaret edip mübarek ruhları için bir Yâsin-i şerif okuyup sevabını ruhlara bağışlayıp ruhlarından yardım talep edince, yardım Hak tarafından yetişti."
'İki çağın hükümdarı'nın azim ve kararlılığı
Bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmış. Başka? Müjdelenen İstanbul'un fethi ona nasip olmuş. Muştu Yayınları'ndan çıkan "İki Çağın Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet", bir liderin yetişme sürecini, İstanbul'un Fethi için yapılan askeri hazırlıkları, kuşatma sırasında Bizans'ın durumunu, kutlu fetih sonrasında yaşanan gelişmeleri, iki çağın hükümdarının eşsiz vasıflarını ve Feth-i Mübin'in mânevi önderlerini dikkatlere sunuyor. Eseri kaleme alan Murat Duman, "tarihimizde askerî ve siyasi başarıları, idealizmi, karakteri, ilim ve irfana verdiği değerle iftihar ettiğimiz liderlerin başında Efendimiz'in (salalllahu aleyli ve selem) müjdesine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed gelmektedir. 'İki Çağın Sultanı', iman, azim ve kararlılık sayesinde insanların büyük hedeflere ulaştıklarını görmemiz adına tarihimizde müstesna yere sahiptir" tespitini bizimle paylaşıyor.
Fetih Haftası'nda çokça okumalar yapmamız gerekiyor. Özellikle fetih ruhuna ihtiyacımızın daha da arttığı bir çağda yaşıyoruz. Çağımızın fatihlerinin bilgiyle mücehhez olması gerektiğini bilmem hatırlatmaya gerek var mı?
Ona İstanbul'un manevi Fatih'i diyorlar!
Bir milleti millet yapan, ayakta tutan, ona kim olduğunu tanıtan unsurlar nelerdir? Ensar Neşriyat'tan çıkan "Her Yönüyle Akşemseddin Hazretleri" bu sorunun cevabını Fatih'in hocasını bizlere tanıtarak ele alıyor. Metin Çelik'in eserine takdim yazan Göynük Müftüsü Hüseyin Okuş'un değerlendirmesi şöyle: "Geriye dönüp baktığımızda tarihimiz, kültürümüz, kısacası bütün mirasımız bize sen Mevlâna'sın, sen Hacı Bayram Velî'sin, sen Akşemseddin'sin, sen Fatih'sin diye haykırmaktadır. İşte bütün bu zenginlikleriyle birleşen, buluşabilen millet olur, devlet olur. Özünden kopmadan geleceğin sevgi, kültür, hoşgörü medeniyetini oluşturur. Akşemseddin öyle yaptı. Madde ile manayı beraber yürüttü. Fatih'in gemileri Haliç'te karadan yürüttüğü gibi. Ona İstanbul'un manevi Fatih'i diyorlar, ona Akşeyh diyorlar. Çünkü o bir çağın kapanıp yeni bir çağın kapılarını açan, Müslüman milletimizin sinesini ummanlar gibi bütün insanlığa açan maneviyat önderi idi"
Eseri kaleme alan Metin Çelik, "XV. Yüzyılın büyük sûfilerinden Şeyh Akşemseddin hazretlerinin hayatını hep merak etmiştim" derken, bu konuda az sayıda eserin kaleme alındığını da görmezden gelmemiş.
Akşemseddin'in eğitimi, doktorluğu, şairliği, sûfî oluşu, evliliği, çocukları, hocası Hacı Bayrâm-ı Veli, fetihteki rolü, Ebû Eyyüb el-Ensari'nin kabrini bulması, vasiyeti, talebeleri, eserleri, türbesi, Göynük'te geçen menkıbeleri, Bayramiyye tarikatı hakkında bilgiler kitapta yer alıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Yılmaz Mete Er / Türkiye
Etiketler:



