Başkent Priştine'de İHH'nın partner kuruluşu Kosova AKEA Eğitim ve Kültür Derneği'nin merkezindeyiz.
Pırıl pırıl bir bina...
Anaokulu, spor kompleksi, konferans salonu ve idare bölümündeki düzen dikkat çekiyor.
Pırıl pırıl olan sadece bina değildi.
Sevgi dolu bakışları, misafirperverce davranışları, dünyada olana bitene duyarlı entelektüel birikimleriyle AKEA'nın pırıl pırıl gençleri de dikkat çekiyor.
Hepsi adeta kendi alanlarının uzmanı...
Çoğunluğu en azından üniversite mezunu...
Bir ya da birkaç yabancı dil biliyorlar. Kimi mühendis, kimi ressam kimi de sosyal bilimci...
Dernek Başkanı Hüsameddin Abazi de onlardan biri...
Kocaman bir tebessümle bizi karşılıyor.
Sohbetimizin başında faaliyetleri hakkında kısaca bilgiler veriyor.
Biraz Türkçe, iyi derecede Arapça biliyor. Kendisiyle Arapça iletişim kuruyoruz.
Kosova caddelerindeki Türk bayraklarının bulunduğu afişlerin dikkatimi çektiğini, onların ne olduğunu sorarak sohbete başlıyoruz...
Söz konusu afişlerin Başbakan Erdoğan'ın Kosova ziyareti dolayısıyla asıldığına ve hala kaldırılmadığına dikkat çekerek anlatmaya başlıyor.
Yaşananlar dolayısıyla duyduğu mutluluk yüzüne yansıyor, "Son dönemde Kosovalı Arnavutların Türkiye'ye bakışı değişti. Özellikle Başbakan Erdoğan'ın Kosova'yı ziyareti ve Haşim Taçi'ye yönelik hitap şekli halkımızı çok şaşırttı. " Erdoğan'ın "Kardeşim Haşim Taçi" şeklinde diplomatik olmayan bu ifade tarzı, bizim siyaset dilimizde de bulunmuyor. Halkımız bu sıra dışı ifadeleri çok samimi ve sıcak buldu. Bütün bunlar halkın Türkiye'ye bakışında devrim niteliğinde değişime yol açtı."
Kısa bir süre öncesine kadar Türkiye'yi her fırsatta eleştiren yazar ve analistlerin olumsuz ifade kullanmaktan kaçındığını dahası sustuklarını belirten Abazi, " Susuyorlar çünkü Kosovalı Arnavutların da kendilerine ciddi oranda tepki göstereceği endişesi taşıyorlar... Ya da söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Yazılı ve görsel medyada hep olumlu ifadeler yer alıyor. Sadece bazı internet sitelerinde ki onların sahipleri Hıristiyan ya da dışa bağımlı bazı kişiler gelişmelerden rahatsızlar. Onlar, 'Neler oluyor?' diye şaşkınlıklarını dile getiriyor, geçmişteki düşmanca fikirleri ileri sürmeye çalışıyorlar. Fakat halkımız bunlara prim vermeyerek, " buraya kadar, artık yeter" diyor."
Türk halkının Araplara, Arapların Türklere yönelik çok olumsuz ve dostane olmayan kanaatin benzerinin Kosova'da da geçmişte mevcut olduğunu ortaya koyan Abazi, "Maalesef geçmişte yazılan tarih kitaplarında Osmanlı ve Türkiye hakkında düşmanca ifadeler yer alıyordu. Ve bu ifadeleri kullanan tarihçilerin yazdığı kitapların okullarda okutulması dolayısıyla, Arnavutlar Türkiye'ye karşı olumsuz düşünceler taşıyordu..."
"Ancak" dedi ve ekledi " Savaş sırasında ve de sonrasında Türkiye'nin, Türk halkının verdiği destek bu olumsuz bakışı değiştirdi. Özellikle son dönemde askeri, kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, ilmi alanlardaki işbirliği, öğrenci değişimi ve benzeri adımlar, müspet gelişmeler sağladı. Bu ziyaret olumlu kanaati iyice pekiştirdi."
Memnuniyeti her halinden belli oluyor, "Artık halk gerçeklerin farkında... Herkes kimlerin bizim yanımızda olduğunu, kimlerin düşmanımız olduğunu, sıkıntılı dönemde kimlerin yardımımıza koşacağını gördü... Ancak bu noktaya gelinmesi kolay olmadı."
Yüzünden tebessüm eksik olmuyor...
Türkiye Arnavutluk ile yıllarca kültür bağı bile oluşturamamıştı... Bu durum ister istemez Kosova açısından ümitsiz bir havanın hâkim olmasına neden oluyordu.
Son yıllara kadar Türkiye'nin Kosova hükümetleri ve halkı üzerinde hiçbir etkinliği bulunmuyordu.
Sultan Murad'ın tarihe geçen duası
Bardoş kentinde İHH'nın kurban yardımlarını dağıtıktan sonra yol üzerinde bulunan Priştine-Vılçıtırın (Vushtri) yolunun solunda bulunan, başkente 6 km uzaklıktaki "Meşhed-i Hudavendigar" olarak anılan Sultan Murat 1. Hüdavendigar'ın (vücudu tahnit edilip Bursa'ya getirildi) iç organlarının defnedildiği türbeyi ziyaret ediyoruz.
Hepimiz etkilenmiştik... Farklı duygular içerisinde türbenin bulunduğu bahçeden içeri giriyoruz.
Duvarda bulunan Murat Hudavendigar'ın duası dikkatimizi çekiyor.
Harp meydanındaki çadırında fırtına devam ederken Sultan 1. Murad'ın yaptığı tarihe geçen duasının Türkçesi şöyle:
"Rabbim! Bu fırtına, şu aciz Murad kulunun günahları yüzünden çıktıysa, masum askerlerimi cezalandırma. Onları bağışla... Allah'ım! Onlar ki; buraya kadar sadece senin adını yüceltmek, İslam dinini kafirlere duyurmak için geldiler. Bu fırtına afetini onların üzerinden def eyle... Senin şanına layık bir zafer kazanmalarını nasip eyle. Onlara öyle bir zafer kazandır ki, bütün Müslümanlar bayram etsin... Müslümanları Mansur ve muzaffer eyle. Ve dilersen o bayram gününde şu Murad kulun sana kurban olsun... Önce beni gazi kıldır, sonra şehid et"...
Türbeden içeri giriyor, dualar ediyor, türbenin bakımını üstlenen nur yüzlü teyzemizle kısa sohbetin ardından hüzünlü bir biçimde araçlarımıza biniyoruz...
YARIN: "Gençlerimiz gerçek kimliklerine geri dönüyor"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



