Hz. Ali Efendimizin şüphesiz her sözü güzel, ancak güzel bir sözü daha var; Kardeşlik zor günde belli olur. "İnneşşedeit Tu'raful ihvan!" Türkiye bu kardeşliğin neresinde? Üstelik tarih Türkiye'ye kardeş değil Baba görevi vermiş.
Her evin, odanın, büronun önünde buzdolabı büyüklüğünde iri-hantal bir beyaz eşya duruyor. Bayağı da yer işgal ediyor. Muberrid imiş yani soğutucu. Eskiden vantilatörlerle havalandırılırdı. Muberride, soğutucu-serinletici demek. Şimdi teknolojik gelişimle klima cihazlarının farklı formatta modelleri piyasaya çıktı. Fakat daha bölgeye ulaşamadı.
Muvallide yani jeneratör. Devlet santrallerinden günde ancak 4-5 saat elektrik geliyor Kerkük'e. O zaman neredeyse her kurum ve her ev bir muvallide satın alıyor ve bir köşeye kuruyor. 4 amper gücünde olan bu jeneratör ile ancak üç lamba yanıyor ve bir televizyon çalışabiliyor. Eğer bir de buzdolabını bu jeneratöre bağlarsanız hemen sigorta atıyor. Bu yüzden de bozulmaması için her beyaz eşyanın önünde bir adaptör var.
Kerkük kaderine terk edilmiş bir şehir. Son otuz yıldan beri Kerkük'te eskiyen alt yapı dahil hiçbir imar girişimi yok. Tamir maksadıyla yollara tek kazma vurulmamış. Evler, resmi yapılar, dökülmüş sıvaları, solmuş renkleriyle karşımızda duruyor. Sırayla Korya, Musalla ve Piryadi Mahallelerini dolaşıyoruz. Kerkük Kalesi tam bir enkaza dönmüş.
Bağdat yolu üzerinde ve Kerkük'te bütün yolların kesiştiği noktadayız. Solda Bağdat, sağda ise Erbil'de son bulan geniş bir ekspres yol. Sokak lambalarının yüzde doksanı yanmıyor. Gece sokakta dolaşmak güvenli değil. Kerküklüler çok fedakâr ve gayretli insanlar. Can havliyle Irak'ı terk edenler Saddam'dan sonra ABD işgaline rağmen Kanada, Hollanda ve Danimarka'dan Kerkük'e geri döndüler. Bir dükkân, lokanta veya kafeterya açıp hem üretime katkıda bulunuyor, hem de vatan hasreti gideriyorlar.
Bugün bütün Irak Sath-ı Maili savaş alanıdır. Ama Kerkük farklı. Petrol zengini Kerkük için oynanan oyunlar ve entrikalar farklı. Kerkük için Amerika, İran, Suriye, İsrail ve Türkiye'nin farklı projeleri var. Ama bir ağızdan konuşuyorlar. "Irak'ı yeniden düzeltmeli". Ancak Kerküklülerin ortak kanaati; Kerkük'te devlet yok. Mafya var.
Mafyanın diplomatik üslubu
Hz. Ali efendimizin şüphesiz her sözü güzel, ancak güzel bir sözü daha var; Kardeşlik zor günde belli olur. "İnneşşedeit Tu'raful ihvan!" Türkiye bu kardeşliğin neresinde? Üstelik tarih Türkiye'ye kardeş değil Baba görevi vermiş.
Bugün Kerkük'te hukuk yok, dağ kanunu var. Bazı müdürler, zengin iş adamları, doktorlar ve bürokratlar evlerinde, iş yerlerinde katlediliyor. Fail bulunamıyor. Tehlikeli bir dörtlü var Kerkük'te. Kerkük Valisi, Emniyet Müdürü, Asayiş ve Şehir Meclisi Başkanları sınırsız yetkili ve sorumluluktan azade. Dördü de ABD'nin emir kulu ve işbirlikçisi Kürtlerden.
Diğer taraftan Mesut Barzani'nin yeğeni Nivircan, Asayiş ve Talabani ile ülkede üç başlı otorite. Ve Dışişleri Bakanı Zebari. Hepsi de ABD denetiminde politize olmuşlar. Bir mevkiye gelen sistem muhaliflerine ilk uyarı yapılıyor.
Az ileri çık bakalım! " Şuveyye Itlaul Kıddem!" diyorlar. Bu mafyanın diplomatik üslubuymuş. Yoksa o şahıs mutlaka faili meçhule kurban gidiyor.
Millete otuz beş yıl zulmeden bir Saddam vardı önceleri.
Şimdi her şehirde yüze yakın Saddam var. Kerkük'te Mesut-Talabani ikilisinin borusu ötüyor. Hatta Talabani'nin hanımı bile otorite oldu. İyi kazanan tüccarlara, iş adamlarına baskı yapıyor, tehdit ediyor ve şirketlerine ortak oluyor.
Zengin bir Türkmen'in çocuğu kaçırılıyor, fidye isteniyor. Bazen fidyeyi alınca serbest bırakıyorlar. Bazen de fidyeye rağmen rehineyi öldürüyorlar. Kerkük'te, Türkmen, Kürt ve Arap demeden insanlar kaçırılıyor. Ölüsü-dirisi kaybediliyor veya suikaste kurban gidiyorlar. 2003'ten beri Kerkük'te 86 kayıp, 37 faili meçhul var.
Kerkük'te belediye hizmetleri de sıfır. Yani hiç yok. Belediye Başkanı var, meclisi var, bütçesi var, personeli var fakat hizmet yok. Kerküklü Türkmen, Arap, Kürt ve Keldani azınlıklar dahi ilgisizlikten baskı ve dayatmalardan bıkmışlar. Yaka silkiyorlar. Amerika'nın teşvikiyle KDP ve KYB'nin tezgâhladığı ekonomik sıkıntılar ve sosyal baskılarla Kerküklülerin gönüllü olarak Erbil başkentli Kürdistan'a bağlanmasını istiyorlar.
Çünkü Kerkük bir petrol denizi üzerinde. Ancak Kerkük, Erbil'e bağlanırsa, kendi kuyularından çıkan petrol geliriyle imar görebilecek. O zaman da Türkmen ve Araplara hayat hakkı tanınmayacak.
Kerkük'ün merkezinde nüfus 850 bin.
1970 yılına kadar Kerkük, Irak'ın en temiz şehriydi. En güzel ve huzurlu vilayetiydi. Şimdi ise çarşı-pazar çöpler ve atıklarla pislik içinde. Şehirde günde 800 ton çöp çıkıyor. Çevre temizliği yetersizliğinden, hastalıkların artması sağlık ocaklarının işini çoğaltıyor.
Mesut ve Talabani, taraftarı yüz binlerce Kürdü göçmen olarak Irak, Suriye ve Kuzey Irak'ın kırsal kesiminden getirip Kerkük'e yerleştirdiler. Göçmenler, yeni mahallelerden başka, Erbil yolunun iki yanına ve Olimpik Stadyumun içine yerleştiler.
Şehir Meclisi 21 üyelikli. Ancak Belediye Meclisi 41 üyeden oluşuyor. 26 Kürt, 9 Türkmen, 4 Arap ve 2 Hıristiyan(Keldani)'dan oluşuyor. Bu tasnif doğrudan arka planda CIA olmak üzere KDP KYB konsensüsüyle yapılıyor. Çünkü Kerkük'e KDP(Kürdistan Demokrat Partisi) ve KYB(Kürdistan Yurtseverler Birliği) hakim.
Kerkük Olimpik Stadı
Bu dev tesisin diğer ismi 30 Temmuz Stadyumu. Yirmi beş bin kişilik stadyum, 1986 yılında açıldı. Dört yıl süren inşaatına 25 milyon dinar harcandı. Stadyumun olimpik spor sorumlusu Kerim Kadir isimli bir Türkmen spor adamı idi. Saddam döneminde dahi bu görevi sürdürebilmişti. ABD'nin Irak'ı işgali ile birlikte 2003 yılında Kerim Kadir görevden alındı. KDP ve KYB sporda da kendi ekibini göreve getirdi.
Stadyum göçmenlere açıldı, daha doğrusu göçmenler tarafından işgal edildi. Dağ köylerinden gelen Kürt göçmenler stadyumda oturuyorlardı. Sporcuların soyunma odaları çok genişti. Sunta ve beton kerpiçle örüldü. Bir salon sekiz odaya bölündü. Stadyumun içi ve dışı işgal edildi. Yine stadyumun otoparkı da portatif gecekondularla işgal edildi. Göçmenler, Belediye hizmetleri istemek üzere başkanla görüşmeler yapıyorlar. Su, elektrik, çöplerin toplanması talepleri arasında. Stadın parmaklığına bir inekle bir merkep bağlı ve az ilerisinde bir Mersedes park ediyor.
ABD ordusunun Irak'ı işgale başladığı ilk günlerde, 10 Nisan 2003 tarihinden itibaren önce Nüfus dairesi, Tapu müdürlüğü, Belediye ve Vilayet arşivleri tümüyle yakıldı ve ortadan kaldırıldı. Bu tahribatın planlı ve görevli tetikçileri yine KDP ve KYB mensubu peşmergelerdi. Peşmerge diyoruz arada bir. Nedir peşmerge?
Irak'a göre açalım kavramı. Nasıl ki anti emperyalist ve antiamerikancı SADR grubunun Mehdi Ordusu varsa, Mesut Barzani'nin de gücünü ABD ve İsrail'den alan peşmergeleri var.
Peşmergelerin önceki milis oluşumu KOMALA idi. Sorani Kürtçesiyle Peş: Önce, Merge: Ölüm demek. Yani ölümü göze alan adam. Kısaca, peşmergenin kelime anlamı Fedai.
Saddam, askerlikten kaçan Kuzey Iraklıları bir defaya mahsus yeni bir karar çıkartarak askere çağırdı. Bu çağrıya uyup gelenler Fursan oldular. Fursan, atlı-süvari demek. Asker kaçağı Kuzey Iraklılara Caş veya cahş dediler.
Dördürcü gün: 28 Kasım 2009
Daru'l-Hikme özel hastane, şifa sağlık merkezi olarak hizmeti sürdürüyor. Şifa merkezinin geniş avlusunda dört büyük baş kurbanı Cansuyu'na vekalet verenlerin isimlerini okuyarak tekbirlerle eda ettik. Partnerimiz Irak Türkmeneli Vakfı da iki büyükbaş kesti. Birlikte parçaladık, torbalara doldurduk ve önce şehit ailelerine, tespit edilip listelenen yetim ve dullara kapı-kapı dağıtıldı.
Nasıl unutulabilir! Irak Parlamento üyesi Sadr gurubundan Türkmen Milletvekili edip ve şair Fevzi Ekrem Terzi, davetimiz üzerine Bağdat'tan gelerek Cansuyu Derneği ile birlikte kesim ve dağıtım hizmetlerini destekledi. Yine Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Besim Muhammed Cafer, telefonla bize güç verdi ve destek oldu.
Yerel TV'lere bayram tebriği mahiyetinde Cansuyu Derneği adına mesajlar verdik. Otelimize yakın oluşuyla Nurul Hüda Mesci'nde vakit namazlarını kılmak nasip oldu. Bize ev sahipliği yapmaya çalışan Kerkük'te sevilen iş adamlarından Hacı Sami Yusuf Tütüncü'yü ziyaret edip kahvesini içiyoruz. Akşam Türkiye'den de kolayca izlenen Türkmeneli TV'de bayram programına çıktık. Tüm izleyenlere Kerkük'ten Cansuyu'nun mesajını ilettik.
Kerkük'te Osmanlı kışlası
Kaldığımız yer Gürgür Baba oteli. Karşısında belediye binası ve hastane. Köşede bir yazı Masraf-u Demm, yani kan bankası. Köşe başında Masraf el Reşid yani Reşid Bankası. Otel katibi "Abi biz Türkmenler olarak Süleymaniye'de başlarına çuval geçirilen subaylarımızın hesabını veriyoruz. Her fırsatta yüzümüze vuruyorlar.
Kerkük'te işsizlik oranı yüksek. Gençlerde istikbal umudu yok. Türkiye'den MİT, Dışişleri, Genelkurmay, yıllardır politika değiştirerek "dayanın geliyoruz" diyorlar. Bizde dayanacak mecal kalmadı.
"Kerkük Türk'tür. Türk kalacaktır!" diyorlar. Duvarlara yazıyoruz. Gençlerimizi asıyorlar. "Şehitler ölmez. Vatan bölünmez" diye haykırıyoruz. Baas partisine bağlı Muhaberat gençlerimizi evlerden toplamaya başlıyor. Bakıyoruz toprak ayağımızın altından kayıyor. Biz sloganlarla oyalanıyoruz. Biz ağır bedeller ödüyoruz. Türkiye'de resmi ideoloji hala umut ticareti yapıyor. Kasrel Kerkük'ün kaleye bakan duvarlarında, valiliğin önündeki Snobar'da, Divan oteli, Funduk el Mercan ve Bağdat yolu üzerindeki Funduk el Baba Gürgür'ün caddeye bakan duvarlarında sloganlar savaşıyor. "Mesut Barzani'nin talimatı; Kerkük'e özel statü verilmemesini destekliyoruz!" Köşede kocaman bir imza: KDP.
Eskiden Osmanlı kışlası gözümüzde ve gönlümüzde çok heybetliydi. Hala göz dolduran cesameti ve kemerli estetiği ile şehrin ortasında en görkemli yapı. Aşılmaz duvarların arkasında artık talim yapılmıyor. Yüzlerce yıllık Osmanlı Kışlası'nın bir partikülü polis merkezi olmuş. Haydarpaşadaki Selimiye Kışlası'nın minyatürü olan Kerkük Kışlası şimdi Arkeoloji Müzesi. Kocaman bir tabela "Beyt el Makamul Irak". Irak Makam evi. Müzisyenlerin toplanıp keman eşliğinde "Kürdili Hicazkar" peşrevlerin geçildiği türkü ve şarkıların çığrıldığı bir merkez. Yine duvarların arkası Saddam'ın işkence hanesiydi önceleri. Türkmen, Arap ve Kürt gençlerinin feryatları uzaklardan duyulurdu.
Muberride ve Muvallide
Her evin, odanın, büronun önünde buzdolabı büyüklüğünde iri-hantal bir beyaz eşya duruyor. Bayağı da yer işgal ediyor. Muberrid imiş yani soğutucu. Eskiden vantilatörlerle havalandırılırdı. Muberride, soğutucu-serinletici demek. Şimdi teknolojik gelişimle klima cihazlarının farklı formatta modelleri piyasaya çıktı. Fakat daha bölgeye ulaşamadı.
Muvallide yani jeneratör. Devlet santrallerinden günde ancak 4-5 saat elektrik geliyor Kerkük'e. O zaman neredeyse her kurum ve her ev bir muvallide satın alıyor ve bir köşeye kuruyor. 4 amper gücünde olan bu jeneratör ile ancak üç lamba yanıyor ve bir televizyon çalışabiliyor. Eğer bir de buzdolabını bu jeneratöre bağlarsanız hemen sigorta atıyor. Bu yüzden de bozulmaması için her beyaz eşyanın önünde bir adaptör var.
Kerkük kaderine terk edilmiş bir şehir. Son otuz yıldan beri Kerkük'te eskiyen alt yapı dahil hiçbir imar girişimi yok. Tamir maksadıyla yollara tek kazma vurulmamış. Evler, resmi yapılar, dökülmüş sıvaları, solmuş renkleriyle karşımızda duruyor. Sırayla Korya, Musalla ve Piryadi Mahallelerini dolaşıyoruz. Kerkük Kalesi tam bir enkaza dönmüş.
Bağdat yolu üzerinde ve Kerkük'te bütün yolların kesiştiği noktadayız. Solda Bağdat, sağda ise Erbil'de son bulan geniş bir ekspres yol. Sokak lambalarının yüzde doksanı yanmıyor. Gece sokakta dolaşmak güvenli değil. Kerküklüler çok fedakâr ve gayretli insanlar. Can havliyle Irak'ı terk edenler Saddam'dan sonra ABD işgaline rağmen Kanada, Hollanda ve Danimarka'dan Kerkük'e geri döndüler. Bir dükkân, lokanta veya kafeterya açıp hem üretime katkıda bulunuyor, hem de vatan hasreti gideriyorlar.
Bugün bütün Irak Sath-ı Maili savaş alanıdır. Ama Kerkük farklı. Petrol zengini Kerkük için oynanan oyunlar ve entrikalar farklı. Kerkük için Amerika, İran, Suriye, İsrail ve Türkiye'nin farklı projeleri var. Ama bir ağızdan konuşuyorlar. "Irak'ı yeniden düzeltmeli". Ancak Kerküklülerin ortak kanaati; Kerkük'te devlet yok. Mafya var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



