Dünya Türk Forumu'nun kahve arasında sohbet ettiğim, Kosova Çevre Bakanı Mahir Yağcılar da benzer ifadeleri kullanıyor, "Hepimiz Türkiye'nin güçlü olmasından memnuniyet duyuyoruz. Aktif dış politikası hem Türkiye için hem de diğer devletler için önemli. Ayrıca Kosova Türk toplumunun temsilcileri olarak, Türkiye'nin aktif olması bizi de mutlu ediyor. Türkiye'nin dış politikası bölgede günden güne hissedilmektedir. Çeşitli görüşmeler ve ilişkiler konusunda adımlar atılıyor. Türkiye gereken rolü üzerine almaya başlamıştır."
"Türk partisi olarak Türkiye'den beklentileriniz nelerdir? Elbette ki, Türkiye ne devlet olarak ne de halk olarak Arnavut-Türk ayrımı yapmıyor ama..." diyorum.
"Türkiye'den beklentimiz: Aktif rolünü devam ettirmesi. Diplomasi açısından "büyüklüğünü" göstermesi... Elbette ki, bizim gücümüzün artması için yatırımlara ihtiyacımız var dolayısıyla Türkiye'nin Kosova Türk toplumu ihtiyaçları çerçevesinde kültür merkezleri kurulması konusunda yardımına ihtiyacımız var. Genel anlamda da hem Türklerin hem diğer toplumların da yaşadığı yerlerde yatırımların olmasını istiyoruz. Bu yatırımlar hem ekonomik, hem de sosyo- kültürel yatırımlar olabilir" diyor.
"Bağımsızlık ilanı sonrası Kosova'da ekonomik gelişme oldu mu?"
Biraz duraksıyor, "Bağımsızlığın ilanından sonra ekonomik gelişmeler oldu. Diğer devletlerde olduğu gibi özelleştirme sürecine girildi, bu süreçte Türk firmalarının da katkısı var. Yeni yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Otoyol inşası başlamıştır. Bu ihaleyi bir Alman-Türk şirketi kazanmıştır. Gelecek dönemde termik santral, elektrik dağıtım şirketi ve diğer gereken alanlarda özelleştirmeler yapılacaktır. Bunun Kosova'nın dünyaya açılmasında ve ekonomik gelişme noktasında faydaları olacaktır. Tahminen vize muafiyetinin başlamasıyla ekonomik gelişmeler artacak." şeklinde umut dolu bir ifade kullanıyor.
"Avrupa Birliği'nin Sırbistan'a yönelik bir takım şartları vardı. Bu şartlar yerine getirilmeden vize muafiyeti verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?"
Sert eleştiride bulunmaktan kaçınıyor ama bunun yanında rahatsızlığını politik bir biçimde dile getiriyor, "Maalesef diplomaside hep şartlar öne sürülüyor ama bazen de o şartlara uyulmuyor. Bizim asıl amacımız; Kosova'nın da bu vize muafiyetine tabi olması, bölgedeki diğer tüm devletlerle eşit muamele görmesi ve uluslar arası örgülerde yer alması "diyor.
BÜTÜÇ: Türkiye'yi daima yanımızda hissetmek istiyoruz
Kosova Demokratik Birliği milletvekili Fuad Krasnigi'nin sözleri bana Mamuşa Belediye Başkanı Arif Bütüç ile yaptığım söyleşiyi hatırlattı.
Arif Bütüç ile Fuad Krasnigi adeta aynı şeyleri söylüyorlardı.
18. Yüzyılın ortalarında Anadolu'dan Kosova'ya gelen işçilerin kurduğu kasaba olduğu söylenen Mamuşa'nın Belediye Başkanı Bütüç de "Türkiye'yi her zaman yanımızda hissetmek istiyoruz. Biz, yeni doğan bir çocuk gibiyiz. Nasıl bir bebek ana sütüne ihtiyaç duyarsa, biz de Kosova Türkleri olarak ana vatan Türkiye'ye daima ihtiyaç duymaktayız" diyordu.
Arif Bütüç de öncelikli sorunlarının eğitim olduğuna dikkat çekiyordu...Ve Türkiye'nin desteğiyle bir okul inşa ettiklerini belirttikten sonar devlete ve halkımıza teşekkür ediyordu.
Söyleşimizde kimi çevrelerce ortaya atılan " Arnavut-Türk gerginliği" yönündeki iddiaları yalanlayarak, "Gerginlik iddiaları doğru değil. Kosova'da bulunan bu iki halk geçmişten bu yana kardeşçe yaşamıştır. Tarihi kaynaklar da bunu ispat ediyor. Osmanlı'da otuz üç sadrazam Arnavutlar'dan kız almıştır. Hakeza bugün de iki halk birbirinden kız almaktadır. Aile bağlantılarımız var birbirimizle. Öğrenciler aynı çatı altında okuyorlar. Bizim vatanımız Kosova'dır, burada yaşadık, burada yaşayacağız. Atalarımız burada öldü, biz de burada öleceğiz. Ama öte yandan ana vatanımız da Türkiye'dir. Bunu da hiçbir zaman unutmayacağız" ifadelerini kullanıyordu.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



