Tunus'u baştanbaşa gezdikten sonra yaşanan değişime dikkat çekerek, kadınların artık başörtülü olarak kamu kurum ve kuruluşlarında çalışabildiğini, öğrencilerin ya da öğretim görevlilerinin ilk-orta ve lise hatta üniversitelerde bile derslere başörtülü olarak girebildiğini belirtmiştim.
Birçok haber portalının da yayımladığı Tunus'ta yaşanan değişimi ortaya koyan bu makaleme oldukça yoğun tepki geldi.
Okurlardan bazıları anlattıklarıma inanmakta güçlük çektiklerini belirtirken, bazıları da yaklaşımımı çok iyimser bir yanılgı olarak değerlendirdi. Çoğunluk ise yaşanan değişimden duyduğu memnuniyeti dile getirdi...
Peki o makalemde neler diyordum?
"... Kısmet bugüneymiş.
Artık size duyduklarımı değil, gördüklerimi aktarmak istiyorum.
Öncelikle vurgulamalıyım ki, edindiğim ilk intiba beni çok şaşırttı.
Zira duyduklarımdan, okuduklarımdan çok farklı bir manzara ile karşılaştım.
Eminim siz de çok şaşıracaksınız.
Kendi kendime "sokaklarda ne kadar çok başörtülü bayan var" dedim...
Ve bir anda gözlerimin daldığını fark ettim.
2003 yılında okuduğum AP ajansı kaynaklı haberi hatırladım.
Haberde, "Avrupa'da doğan ebeveyni Tunuslu olan bir bayanın başı örtülü olduğu halde Tunus'u ziyaret etmesi dolayısıyla ülkede kıyametin koptuğu, söz konusu bayana başı örtülü olduğu gerekçesiyle Tunus güvenlik güçleri tarafından işkence edildiği" iddia edilmişti.
Diğer taraftan Tunusluların dışında farklı bir ülke vatandaşı başörtülü bayanın bile türban takmış olduğu halde bu ülkeye girmesine izin verilmediği, havaalanında apar topar gözaltına alındıkları...
Dahası doğum için hastaneye giden başörtülü kadınların güvenlik güçlerinin işkencesine maruz kaldığı, bu yüzden de çocuğunu kaybettiği...
Bir bayanın başı örtülü olarak resmi ya da özel bir fabrikada çalışmasının mümkün olmadığı, bir kadının evinin balkonunda bile başörtülü görünmesi durumunda hakkında soruşturma açıldığı, ailesinin rahatsız edildiği, başörtülü kadınların hastaneye kabul edilmediği...
Yine Tunus'ta gençlerin camide namaz kılmalarının yasak olduğu...
Yaşlıların da sabah namazı dışında günde 4 vakit namazı camide kılabildiği...
Türkiye'de Tunus hakkında okuduklarım ve duyduklarım bu doğrultudaydı.
Ancak ben Tunus'ta şunu gördüm:
Hiç kimseye başını niçin örtüyorsun diye soranın olmadığını...
Peki ya Tunus'ta duyduklarım;
Bu yasakların geçmişte var olduğunu...
Birçok alanda büyük bir aşamanın kaydedildiğini, değişimin yaşandığını...
Resmi olarak yasağın sürdüğünü ancak uygulamanın farklı olduğunu, yani üniversitelerde hatta lise ve ortaokullarda da artık kızların başlarını örtebildiklerini...
Ayrıca üniversitelerde bile başörtülü öğretim görevlilerinin bulunduğunu..."
Benim gözlemlerim böyleydi...
Tunus'ta yaşayan başörtülü hanımların görüşleri ise şöyle;
"Gördüğünüz gibi başımız örtülü olarak çalışıyoruz"
Hz. Muhammed (S.A.V.)'in sahabelerinden "Ukbe bin Nafi" tarafından 670 yılında kurulan Kayrevan şehrinde bir müzedeyiz.
Kayrevan şehri, Kuzey Afrika'nın ilk kutsal şehri sayılıyor, aynı zamanda İslam dünyasının dördüncü merkezi olarak adlandırılıyor.
Müzedeki bayan görevliler dikkatimi çekiyor.
Hepsinin başları örtülü... Bizde kamusal alan olarak tarif edilen bir alanda çalışıyorlar.
Selam vererek hemen sohbete giriyorum.
"Başörtülü olarak burada çalışmanıza bir engel yok mu?"
İçlerinden biri "Gördüğünüz gibi hepimiz başörtülü olarak burada çalışmaktayız. Ülkemizde başörtü konusunda herhangi bir sorunla karşılaşmıyoruz" diye cevap veriyor.
Ardından ilave ediyor,"Tunus'un kültüründe aşırılık ve radikallik yok. Öte yandan, Tunus'ta hanımlar, zaten dekolte kıyafetler giymemektedir. Büyük şehirlerde de giyenlerin sayısı oldukça az. Halkımız daha çok milli kıyafetleri giymeyi tercih ediyor. Genel olarak Tunus halkı muhafazakârdır. Açık hanımlarımız da başlarını örter, namazını kılarlar. Bu da göstermektedir ki; muhafazakârlık başörtüsü ile sınırlı değil. Bu giyim tarzımız ve milli kıyafetimiz turistlerin ilgisini çekmektedir. Yabancılar, bizim bu kıyafetlerimize ve kutsal mabetlerimize ilgi göstermektedir. Buralara girince çok dikkat etmektedirler.
Türkiye hakkında ne düşündüklerini merak ediyorum.
"Türkiye çok iyi bildiğimiz söylenemez. Çok az bilmekteyiz. Türk dizileri ülkemizde oldukça fazla ilgi gördü. Dizilerdeki yaşam tarzının, Türk yaşam tarzını doğru olarak yansıtıp yansıtmadığını bilmiyorum. Türkiye bir İslam ülkesi... Fakat dizilerde yer alan biçime baktığımızda daha çok Avrupa tarzı bir sosyal hayatın olduğu imajına kapılıyoruz. Ama yine de dikkat ettiğimizde dizilere göre bile Türkiye'de bize benzeyen bir aile yapısının olduğunu gözlemliyoruz."
Yayımlanan dizilerin Türkiye'de de ciddi tepkiler çektiğini, gerek Aileden Sorumlu Devlet Bakanı'nın gerekse çok sayıda akademisyen ve entelektüellerin bu dizilerden rahatsız olduğunu, Türk aile yapısını ve sosyal yaşamını yansıtmadığını belirten açıklamalarının olduğunu belirtiyorum.
Dahası bu dizilerin ülkede şifresiz yayımlanmasına karşı ciddi bir muhalefetin olduğunu ifade ediyorum.
Bu açıklamam üzerine, adeta tepkilere şaşırmadığını mimikleriyle belirtiyor.
Yaşam standartlarını öğrenmek için maaşlarının yeterli olup olmadığını sorduğumda, "Çok şükür... Hayatımızı sıkıntısız bir biçimde sürdürebiliyoruz..." diyor.
Başörtümle öğrenimimi sürdürüyorum
Müzeden ayrıldıktan sonra şehrin kurucusu ashabdan "Ukbe bin Nafi"nin türbesini ziyaret ediyoruz.
Türbenin hemen yanı başında sohbet eden genç hanımlara selam veriyor, kendileriyle kısa bir söyleşi yapmamın mümkün olup olmadığını soruyorum.
Tereddütsüz bir şekilde " elbette" diyorlar.
"Öğrenci misiniz?"
"Evet"
Başörtülü olana yönelerek hangi bölümde okuduğunu soruyorum.
"Hemşirelik yüksek okulu" diye cevap veriyor.
"Okulunuzda başörtüsü ile ilgili bir yasak yok mu, derslere bu şekilde girebiliyor musunuz?"
"Öğrenim gördüğüm okulda kesinlikle başörtü konusunda herhangi bir sorunla karşılaşmıyorum"
"Geleceğiniz konusunda neler düşünüyorsunuz?"
"Herkesin kendi hayalleri var. Hayallerimize belki ulaşabilir belki de ulaşamayabiliriz. Bunu zaman gösterecek. Şu anda öğrenciyiz. Şimdiden gerçek hayata atıldığımızda nelerle karşılaşacağımızı kestirmemiz çok zor. Ülkemizi çok seviyoruz. İnşallah ülkemize faydalı olacak adımlar atabiliriz."
"Sözlerine fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim" diyerek devam ediyor:
" Her şey yolunda ve her geçen gün daha güzel oluyor"
Gerçekten gezilmesi gereken bir ülke
Tunus'un Türkiye ve Balkanlardan sorumlu Turizm Ofisi Koordinatörü Muhammed Başar.
Kendisine Türkiye ile Tunus arasındaki ilişkileri nasıl bulduğunu soruyorum.
"Güzel" diyor. "Ama" demeyi de ihmal etmiyor.
" Yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Sahip olduğumuz ortak değerler dolayısıyla iki ülke ilişkileri daha üst seviyede olmalı" diyor.
Daha çok Türk turisti ülkelerinde görmek istediklerini vurguluyor.
Çok farklı yüzler ve değişik renkler sunan turizm sektörünün parlayan yıldızı Tunus, oldukça gizemli bir ülke...
Cazip fiyatları, sıcak insanları, bize yakın damak tadı, uçsuz bucaksız sahiliyle, çölüyle, doğal güzellikleriyle insanı cezbeden bu ülke gerçekten görülmesi gereken bir ülke.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



