Topu çalarken top mermisi de almış mıydınız? Çaldığınız top ile ne yapmayı planlıyordunuz?

Aslına bakarsanız hiçbir planımız yoktu. Bu top tamamen sembolik bir şeydi. Çünkü topumuz vardı ama bir tane bile mermimiz yoktu. Sırplar bunu bilmiyorlardı. Sırplar iki üç bin dolayında polis ve çok silahımızın olduğunu düşünüyorlardı. Bu sebeple çok korkuyorlardı. Müdahale etmekten çekiniyorlardı.

Srebrenitsa‘daki Sırp Çetniklerin yıllar önceden başlayarak bölgede yaşayan her Boşnak erkeğin doğumunu gün ve saatiyle kayıt altına aldıkları, bu sebeple bölgedeki Müslüman erkek nüfusunu çok iyi bildiklerini duymuştum. Bu doğru mu?

Ben Potoçari‘de polis birliğinin komutanıydım. Bu bölgede yaşayan bir polis olarak her şeyden haberim oluyordu. Srebrenitsa‘nın her bölümünde benim gibi polis birliği komutanları olduğunu düşünürsek bu çok doğrudur. Sırplar her şeyi çok önceden planlamış ve sistematik olarak bu planlarını uygulamışlardı. Ayrıca bölgedeki (Srebrenitsa) Sırplar, diğer Sırp Çetniklere bilgi sızdırıyorlardı. Bu da bizim önemli sorunlarımızdan birisiydi.

Sırp saldırılarının nasıl başlamıştı? Saldırılara karşı ne tür tedbirler aldınız?

İlk Sırp saldırıları Bijeljina, ardından Zvornik ve Vişegrad‘da başladı. Amaçları Drina‘ya kadar olan kısmı Sırbistan ile birleştirmekti. Çoğunu da başardılar. Gorajde, Zepa ve Srebrenitsa‘nın önemli bir bölümünü aldılar. Bu bizim için büyük bir problem olabilirdi. Elimizdeki tüm silahları ele geçirebilirlerdi. Bunun üzerine müfettişe, Zvornik‘teki Boşnaklara yardım etmek için bir organizasyon yapmayı teklif ettim. Fakat "sen sadece bir polissin, kendi işine bak" diyerek teklifimi kabul etmediler. Kafaları karışık ve ne yapacaklarını bilemez bir vaziyetteydiler. Bir gün bir emir verildi. Elimizdeki silahları Sırp, Müslüman ayırt etmeksizin herkese dağıtmamız söylendi. Fakat ben bu emri kabul edemedim. Potoçari‘ye gidip Boşnaklara "yarın bir çatışma olursa kim Çetnikleri vurabilir" diye sordum. Elini kaldırana silah verdim. Ardından ateş edebilecek mi, edemeyecek mi görmek için test atışı yaptırdım. Bir süre sonra müfettiş beni çağırdı ve "silahları dağıttın mı" diye sordu. "Evet, dağıttım" dedim. Sonra bana "kime dağıttıysan getir görmek istiyorum" dedi. Müfettişin dediği gibi silah dağıttığım kişileri topladım. Bana neden geçmişinde sorun olan kişilere silah verdiğimi sorunca, benim için geçmişleri değil gelecekleri önemli dedim. Gerçekten de benim için önemli olan sadece Sırp Çetnikler saldırdığında onlara karşı direnebilecek olmalarıydı. Müfettiş benimle aynı fikirde değildi ve bana dönerek "asla bunu onaylamayacağım, imzalamayacağım" dedi. Bende Belediye Başkanı Hakiya Meholyic (Hakija Meholjıc)‘i çağırdım ve bütün olan biteni ona anlattım. Böylece olay kapandı.

Saldırılar başladığında Arkan ve diğer Sırp Çetnikler Srebrenitsa ve Bratunats‘a (Branutac) saldırıyorlardı. Bazı zengin insanları öldürüp Potoçari‘ye giriyorlardı. Herkes kaçıyordu. Direnen hiç kimse yoktu. Kolayca girip çıkıyorlardı.

Srebrenitsa‘da bir tek Hakiya (Hakija) ve bazı arkadaşları kaldı. Onlarda köylere gidiyorlardı. Herkes kendi köyüne giderek kendi köyünde Sırp Çetniklere karşı direniyordu. Potoçari‘de, Sırp Çetniklere karşı, ilk biz direndik. Vukovar‘dan gelen askerlerle birlikte 12-13 Çetnik öldürüp, silahlarını aldık. Belki inanması zor ama tüm bunlara rağmen halk hala bizim söylediklerimize inanmıyordu. Ne zaman ki biz Çetnikleri öldürmeye başladık ondan sonra insanlar Çetnik işaretlerini görünce bize inandılar. Bundan sonra hedefimiz diğer bölgelerdeki Müslüman direniş birlikleri ile irtibat sağlamaktı. İnsan gücümüz vardı ama yeterli silahımız yoktu. Bunun için bir yandan Saraybosna ve Tuzla‘dan yardım talep ederken, diğer yandan kontra savaşa giriştik. Savaşmadan silah temin etmemiz mümkün değildi. Ancak sadece tek bir kurşun atma hakkımız vardı. Çetnikler bize iyice yaklaşıncaya kadar bekleyip, ondan sonra tek bir kurşunla Çetnikleri öldürüyorduk. Bu hedefimizde büyük ölçüde de başarılı olduk ve Mayıs 1993‘den itibaren adım adım tüm Srebrenitsa bölgesini Müslüman bölgesi haline getirdik.

Anlamakta zorlandığım bir şey var neden silahsız da olsalar, Boşnaklar, Çetniklere saldırmadılar.

Bize Tuzla bölgesinden beklediğimiz yardım hiçbir zaman gelmedi. Bizim hiçbir ağır silahımız yoktu. Aslına bakarsanız Çetnik öldürmeden hafif silahımız da yoktu. 1992-1995 arasında en çok sivil ölümü aç ve hasta sivillerin, savaşan askerlerin arkasından gelmesi esnasında oldu. Srebrenitsa askersizleştirilinceye kadar 3000 asker ve 2500 sivil öldü. 1995‘de ölenlerin, 1992-93‘de ölenlerden daha fazla şansı vardı. Hem Çetniklerden hem de UNPROFOR‘un Hollandalı askerlerinden silah temin edebilirlerdi. Ancak Boşnaklar, UNPROFOR‘un Hollandalı askerlerine güvenmekle ikinci bir tuzağa düşmüş oldular. Hazır söz açılmışken önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum. Sırp katliamı söz konusu olduğunda insanların aklına ilk ve tek gelen Srebrenitsa oluyor. Hal bu ki Srebrenitsa‘da yaşananların aynısı Zepa ve Bratunats‘ta (Bratunac) da yaşandı. Bratunats‘ta bir Cami‘de 72 kişi yakılarak şehit edildi. Sırp zihniyetini anlamak için bir başka örnek vereyim: Sırp soykırımına maruz kalan en küçük Boşnak olan isimsiz bebeğin annesine tecavüz eden kişi, o kadının nikah şahitlerinden birisiydi.

Bosna-Hersek‘in ünlü roman yazarı İsnam Talyiç (Taljic), Srebrenitsa‘nın Öyküsü isimli kitabında; "Naser burada olsaydı, onu kimse aldatamazdı. O, Çetniklerin Srebrenitsa‘ya girmesine izin vermezdi. Hollandalıların korkak tavırlarına kulak asmaz, NATO‘ya da inanmazdı. O burada olsaydı kendilerini neyin beklediğini bilen Çetnikler saldırmaya cesaret edemezlerdi" diyor. Kendi kendinize "keşke Srebrenitsa‘da kalsaydım" dediğiniz oluyor mu?

Askerlerimiz cahilliğinden, sanki birşey yapacakmışız gibi, beni Tuzla‘ya çağırdılar. Ama bir şey yapmadık. Srebrenitsa... Bu benim içimdeki en büyük yaradır. Ne kadar yaşayacağım bilemiyorum ama sanırım beni öldürecek tek yara budur. O savaşta olmadığım için çok üzgünüm.

Acımı biraz olsun hafifleten tek bir şey var: Bosna-Hersek‘in hiçbir komutanı; ben ve askerlerimin, Srebrenitsa bölgesini savunduğu kadar başka bir bölgeyi savunamadı. Hiçbir komutan ben ve askerlerimin Srebrenitsa bölgesini birleştirdiğimiz kadar, diğer bölgeleri birleştirmeyi başaramadı. Diğer bölgelerdeki komutanların birçoğu kamera ve fotoğraf makinelerinin önünde üniforma ve silah ile poz vermekten savaşmaya vakit bulamadılar. Onlar poz verirken bizim hiçbir şeyimiz yoktu. Ben bir tek defa; Hollandalılar geldiğinde üniformamı giydim. Çocuklarım, babalarının, kim olduğunu bilsinler diye üniforma giydim.

Bosna-Hersek‘te bazı Boşnaklar Rahmetli Aliya‘nin, Srebrenitsa konusunda, batılılara güvenmekle hata yaptığını söylüyorlar. Srebrenitsa‘da savaşmış bir komutan olarak siz ne düşünüyorsunuz? Sizce de Rahmetli Aliya hata mı yaptı?

Hayır, hata yapmadı. Ben Rahmetli Başkan Aliya İzzetbegovic‘i çok seviyorum ve saygı duyuyorum. Hayranı olduğum bir insan. Savaşırken benim kahramanımdı. O, bize bir ülke imar etmeye çalışan, milletimizi geri veren bir insandı.

Rahmetli Aliya hiçbir zaman geri çekilme emri vermedi. Geri çekilme emri politik değil, askeri bir emirdi. Daha net söylemem gerekiyorsa geri çekilme emrini veren General Rasim Deliç (Rasim Delic) idi. General Enver Hadzihasanoviç, General Deliç‘in emir doğrultusunda, geri çekilme anlaşmasını kendisinin imzaladığını söylemişti.

Hollandalı askerlere güvenerek geri çekilmek büyük bir hataydı. Size bir örnek vereyim: Çetnikler, asker bulunmayan bir bölge olan Suçeska (Suceska) Belediyesini işgal edip ve o bölgenin bir kısmını aldılar. Biz bölgedeki Hollandalı askerlerden, Boşnak Müslümanların evlerine elli metre mesafeye kadar yaklaşan, Sırpları o bölgeden çıkarmalarını talep ettik. Ama Hollandalılar bunu yapamıyorlar. Gece bölgedeki Çetnikleri temizlediğimizde bu sefer Hollandalı askerler, "Boşnaklar köye gelip Çetnikleri öldürdüler" diye rapor tutuyorlardı. Sabah olduğunda General Deliç beni arıyor ve o bölgeden geri çekilmemizi talep ediyordu. General Deliç‘e geri çekilemeyeceğimizi çünkü Hollandalıların köye giren Sırpları çıkarmadığını söylediğimde, o bana inanmak yerine Hollandalılara inanmayı tercih ediyordu. Ancak kimse benden daha çok o insanları sevemez. Haliyle Rasim Deliç‘i bile dinleyemezdim. Bu olayın ardından benden nefret etmeye başladılar. Bana karşı anti kampanya başlatıldı. Ben her zaman Boşnak Generaller için beyaz karga oldum. Öyle ki, Lahey‘deki davada Rasim Deliç bana karşı şahitlik bile yaptı.

Savaş yıllarında böbürlenerek yürüyen, kameralar önünde bir kahraman edasıyla poz veren Rasim Deliç, Lahey‘deki mahkemeye çıkarıldığında bir kadın gibi ağlıyordu. Ben Lahey‘deki mahkeme tarafından suçsuz bulundum ama Rasim Deliç, "Bosna savaşında Sırp mahkûmlara acımasız davranmaktan" üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bazı insanlar rütbe ve ün kazanmak için savaştılar. Ben öyle değilim.

Naser Oric, Srebrenitsa‘da olsaydı, Sırplar saldırmaya cesaret edemezdi

İlk Sırp saldırıları Bijeljina, ardından Zvornik ve Vişegrad‘da başladı. Amaçları Drina‘ya kadar olan kısmı Sırbistan ile birleştirmekti. Çoğunu da başardılar. Gorajde, Zepa ve Srebrenitsa‘nın önemli bir bölümünü aldılar. Bu bizim için büyük bir problem olabilirdi. Elimizdeki tüm silahları ele geçirebilirlerdi. Bunun üzerine müfettişe, Zvornik‘teki Boşnaklara yardım etmek için bir organizasyon yapmayı teklif ettim. Fakat "sen sadece bir polissin, kendi işine bak" diyerek teklifimi kabul etmediler. Kafaları karışık ve ne yapacaklarını bilemez bir vaziyetteydiler.

Biz Türk değiliz ama onlar her zaman bizi Türk diye çağırıyorlar

Bildiğim kadarıyla Srebrenitsa‘da yaşayan genetik olarak bir Türk yok. Sizde genetik olarak bir Türk değilsiniz. Ama Mladiç ve diğer Çetnikler Srebrenitsa‘yı işgal ettiğinde, kameralar karşısında, "Türklerden intikamımızı aldık" diye konuşmuştu. Bu nasıl bir şey?

Biz Türk değiliz ama onlar her zaman bizi Türk diye çağırıyorlar. Onlar, Osmanlı‘nın, beş asır boyunca Balkanları yönetmiş olmasını asla kabullenmediler ve kabullenmeyecekler.

Siz bunları söylediğinizde savaş yıllarından hiç unutamadığım bir olay aklıma geldi. Bir gün, Hollandalı askerlerin kaldığı bölgedeki, akümülatör fabrikasına, savaştan önce eşimin lise öğretmeni olan, Sırp General Momir Nikoliç (Momir Nikolic) geldi.

Üzerimde su ile temas ettiğinde şişip, sertleşen kötü bir kumaştan askeri elbise vardı. Benimle dalga geçmek için "eğer bizimle savaşsaydın hem daha iyi bir savaşçı olurdun, hem de benim üzerimdeki gibi güzel bir kumaştan üniforman olurdu" dedi. Ben de "damarlarındaki Türk kanını belli ediyorsun. Her Türk gibi ipek ve kadifeyi seviyorsun" dedim. Daha sonra hiçbir şey söylemedi. Yıllar sonra Lahey‘deki mahkemede Momir Nikoliç ile tekrar karşılaştığımızda gülümseyerek "o gün söylediğini hiçbir zaman unutmadım" dedi.

Muhabir: Haber Merkezi