Esnaf ve sanatkarın temsilcisi TESK'in Genel Başkanı Bendevi Palandöken ile küçük esnafın yaşadığı sıkıntıları, çözüm yollarını, Başbakan'ın bakkal çıkışını, mantar gibi biten AVM'leri, işsizliği, istihdamı ve Ahilik geleneğini konuştuk. Darbe, kavga, çatışma gibi yapay gündemlerden şikayet eden Palandöken, ülkenin asıl gündemine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte Palandöken'in Gazetemize yaptığı samimi değerlendirmeler...
Esnaf bir ülkenin belkemiği. Yüz yıllarca ahilik geleneğini yaşattı. Asırlarca toplumu ayakta tutan esnaf, şimdi ayakta durabiliyor mu?
Ahilik, 13. yüzyıldan başlayıp günümüze kadar gelen bir gelenek, görenek ve yaşam şeklidir. Zanaatsız bir millet olamaz. Yüce Atatürk'ün 'Milletvekili, bakan, Başbakan hatta Reisi cumhur olabilirsiniz ama asla sanatkâr olamazsınız' sözü de, esnaf ve sanatkâra verilen önemi göstermektedir.
Günümüzde, toplumların ihtiyaçları farklılaşmış. Avrupa, yeniçağa ayak uydurmuş. Çıraklık, kalfalık ve ustalık sistemine uygun, yeni meslek liseleri açmış. Buradan yetişen çocuklar ülkeye, sanayi, tarım ve teknolojide önemli hizmetler vermişler. Ama bizde, dünyanın tersine yapılmış. Kısır bir yerde kalınmış. Meslek liselerinin gelişimi, ekonomik gelişmeyle birlikte frenlenmiş.
İnsanların imkânları daraldıkça çocuklarını bir zanaat öğrenmek için çıraklık atölyelerine değil daha çok ve pratik para kazanma yollarına yönlendirmişler. Yani eti senin kemiği benim diyerek bir altın bilezik zanaat yerine, günü birlik yaşamı özendirmişler.
Günümüzde Ahilik kültür geleneği ancak eğitimle çözümlenebilir. Çıraklık, kalfalık ve ustalık terimi yerine, yeni bir modelin ortaya konulması gerekir. Avrupa bunu yapmış. İstediğin yerde, istediğin şekilde dükkan açmanın önüne geçilmiş. Nitelikli türdeki esnafın önü açılmış. Orada bir berber 20 Euro, ülkemizde 2-5 TL kazanıyor. Orada bir terzi pantolon paçasını 25 Euro'ya yapıyor. Biz de bir çay da ısmarlayıp, siftah yapalım at bir şey ver diyor. Emeğin de değeri yok ülkemizde.
AVM'ler kumar makinesi gibi
AVM yasası hala çıkarılamadı. Çıkarılacak gibi de gözükmüyor. Ne düşünüyorsunuz?
Ülkemizde bir mantık var: Göç yolda düzelir. Bugün bizim perakende sektörünü düzenleme yasası dediğimiz bu tasarı, 200 milyar dolarlık bir piyasayı ilgilendiriyor. Neredeyse ülke bütçesinin üç ikisi. Ama hala bir düzenleme yapılamamıştır. Bu, bakkal-market kavgasını oluşturmuş. Adına da, zaten Market yasası diyorlar. Öyle bir şey yok. Perakende sektörünü düzenleyen yasa tasarısı. Bir düzenleme olmadığı için geleneksel bazda, 70'e yakın meslek doğrudan yok oluyor.
Hangi güç çıkmasını engelliyor?
Yabancı sermaye lobileri çok güçlü. Bunlar paralarını, daha çok kârı hemen alıp götürebileceği işlere yatırmış. Bugün AVM dediğimiz alışveriş merkezleri bir teknoloji merkezi veya bir silikon vadisi değil. Netice itibariyle, Ahmet Amca'nın Mehmet Amca'nın yaptığı işleri, büyük bir binanın içerisine toplayıp rantiyeye dönüştürmüşler. Metre karesi, dolarla kiraya verilen yerler.
Yabancı sermaye fabrika kursa, istihdama çözüm bulacak olsa amenanna. Adam, perakende sektörüne al-satı getirmiş. Hizmet sektörüne, talip olmuş. Ve buraya sadece çöpünü bırakıyor.
Aynı şekilde, yerli sermayenin duayenleri de aynısını yapıyor. İşte Van'a, Erzurum'a, Malatya'ya gidiyor, mağaza açıyor. O bölgenin parasını alıyor. Vergisi bile, o bölgeye gitmiyor. Bölgenin mütevazi sermayedarları yok oluyor. Ondan sonra göç başlıyor.
Krizde en çok küçük esnaf ezildi
Son küresel kriz, esnafı nasıl etkiledi?
Son krizde, gelir dengesi ve talep daralması oluştu. Ücret artışları, enflasyonu oranı diye yüzde 2-3 yapılıyor. Halbuki gerçek enflasyon, yüzde 10-15. Ücret artmadığı için de, talep daralması var.
Tüm sektörler, büyük sıkıntıya girdi. Hala ülkemiz, Avrupa'daki boyutuyla değil ama gelir dağılımındaki adaletsizliği ile bir sıkıntı içinde. Tabi burada en çok da küçük esnaf ezildi. Büyük sermayeler, hem biliyorsunuz devletin korumasında hem de çeşitli kredilere rahatlıkla ulaşabiliyor. Esnaf-sanatkâra böyle bir destek yok. Sadece KOSGEB kredilerinden 100 bine yakın esnafımız yararlandı. Bunlar da 3 milyon esnaf ve sanatkârın binde ikisi.
Bankalar 2009'da yüzde 40-50 kar yaptı. Bu kriz ortamında böyle tatlı kara esnaf olarak ne diyorsunuz?
Maalesef, müteahhitlik, gıda, tarım hiçbir sektörde böyle bir para kazanma şansı yok. Paradan, para kazanmışlar. Devlet bunlara vermiş yüzde 5,5 ile. Bunlar kredi kartında almış yüzde 75. Devletin parasıyla; elin taşıyla, elin kuşuyla para kazanmışlar. Aynen öyle. Çünkü para piyasalarındaki faiz, tefeciliktekine eşit.
Son 2 yıldır demokratik açılım, darbe, anayasa tartışmaları bitmiyor. Sizin bu meselelere bakışınız nasıl?
Bizi siyasetten çok ticaret ilgilendiriyor. Son dakika haberleri ve yapay gündemler, herkes gibi bizi de rahatsız ediyor. Piyasaların düzenli bir şekilde büyümesi, işsizliğin önüne geçilmesi, Türkiye'nin demokratikleşmesi Meclisteki siyasilerin işi. Her ne hikmetse, bunlar arasındaki çatışmaların bedelini halk ödüyor. Sıkıntının da tam özüne inilmiyor. Her saniye insanlar televizyona, bilgisayar başında haber partallarına bakıp ne olacak diyor? Son dakika, son dakika diye ömrümüz geçiyor. Son dakikayı, son nefes zannediyorlar.
Esnaf, tarihinde hep istikrar ve güven ister. İki kişi kavga etse, birisini alıp içeriye koyar. Ama Türkiye'de çok önemli bir sıkıntı var. Yargı, üniversite, asker bunlar çok önemli. Bir an evvel bunun bitirilmesi, ülkenin esas gündeme dönülmesi lazım.
Yıllardır esnaf vergiden şikâyetçi. Ama esnaf kayıtdışılıkla suçlamalarıyla karşılaşıyor. Ne diyeceksiniz?
Esnafın vergiyle önemli bir sorunu var. Kayıt dışılığı sanki esnaf yapıyormuş gibi. Kayıtlı ekonomide, esnaf vergi vermiyormuş gibi gösteriliyor. Kullandığı elektrik, su, doğalgaz, sosyal güvenlik primi. En düşük sosyal güvenlik primi, 500 TL. Bağkur sistemi, dünyada bizden başka yerde yok. İşçilerinkini patronları, memurlarınkini devlet ödüyor. Ama esnaf sattığı üründen kendi ödüyor. 500 TL'den yılda 6 bin TL yapar. Şimdi gidin bakın, küçük bir esnafın 6 bin TL'lik ayakkabısı var mı? 6 bin TL'lik mobilya takımı var mı? Her yıl bunu ödemek zorunda.
Yine 81 ilin 49'unda teşvik var. Orada sanayici, tüccara vergi indirimi yapılıyor. Çalıştırdığı insanın sigorta primini devlet karşılıyor. Elektriğinin yüzde 50'sini devlet destek oluyor. Geleneksel esnafa hiçbir şey yok.
Yapılacak iş kalmayınca...
2001'de esnaf yürüdü. Yeniden yürür mü?
En tehlikesi de bu zaten. Güneş başı, baş ayağı, ayakta çarığı ısıttığı zaman yapılacak iş kalmayınca, denenmesi lazım olan işlerden. Demokratik hakkı esnafın. Ama tabi bu çok tehlikeli bir şey. Esnaf, bu toplumun mihenk taşı. Kavga edenleri barıştırır. O açıdan esnafın, bu yola dökülmemesi lazım.
2010 yılından beklentileriniz neler?
Bize bu yasaların, 2009 yılında çıkacağını vaat ettiler. Perakende sektörünü düzenleyen yasa, haksız rekabetin önlenmesi, değişim dönüşümde esnaf sanatkarın desteklenmesi. Şu ana kadar ne yasa ne de destekleme gündeme geldi. Ne de haksız rekabet. Hala haksız rekabet devam ediyor. Hala perakende sektörünün kurallarını koyan yasa tasarısı çıkmadı. Hala siyaseten bir sıkıntı var.
Esnafa verilen sözlerin hepsi ihmal ediliyor. Vaat ediyorlar, yapmıyorlar. Bu dönemde, esnaf-sanatkar ihmal edildi. Hem söylemle hem de yapılan işlerle. Faizler düşürüldü ama alacak adam kalmadı. Ya kredi borçlusu ya vergi ya da sosyal güvenlik primi borçlusu.
Sonuç olarak, bu kesime gerektiğinden fazla, kaynak ayırıp, kurallarını oluşturup, yeni teknolojiye ayak uydurmasını sağlamadığınız sürece, işsizliği çözemezsiniz. Gelir dağılımındaki adaletsizliği düzeltemezsiniz. Türkiye'de refahtan pay alma skalasında, bir yenileme sağlamazsınız. Onun için son 30 yılın en düşük enflasyonu ve en düşük faizi, ama tabanda mutluluk yok. Değil mi?
AVM Tasarısında olmazsa olmazlar
Siz, AVM'lere karşı mısınız?
Biz, karşı değiliz. Diyoruz ki, dünyanın yaptığını yapalım. Göç yolda düzülür, biten biter, kırılan kırılır, kalan sağlar bizimdir mantığı ile değil. Dünya ne yaptıysa, Avrupa müktesebatında ne varsa, Türkiye'de de haksız rekabetin önüne geçilebilmesi için bunların yapılması lazım. Güreşte biliyorsunuz, sporcular kendi sıkletlerinde, kendi kilolarındaki insanlarla mücadele ederler.
Dev gibi bir alışveriş merkezi ile yanındaki küçük bir perakendenin rekabet etmesi mümkün mü? Rekabet kurallarının oluşması, mümkün değil. Çünkü ona baskı yapıyor ve yaşatmıyor. Piyasada yarışacak adam kalmayınca, tek fiyatla kendisi yönlendiriyor. Şimdi baktılar ki, bunda başarılılar, şimdi sokak aralarına kadar girdiler.
Size göre AVM'lere ilişkin düzenlemenin olmazsa olmazları ne olmalı?
1) Kurulacak alan, önceden tespit edilecek.
2) Açma-kapama saatine dikkat edilecek.
3) Haksız rekabet önlenecek.
Yine AB müktesebatındaki gibi. Bunların yapılacağı yerler, yerel yönetimler ve şehir planlamacıları tarafından tespit edilmelidir. Müşteri, yanıltılamayacak. Bunlar birer kumar makinesi gibi. Daha baştan oraya girdiğiniz zaman, sizi farklı yöntemlerle paranızı alacaklarını ilan ediyor. Rafta fiyat farklı, aldığınız sepette farklı. Vatandaş buna dikkat etmiyor. Ama girdiği zaman stanttaki ucuz olanı değil raftakini alıyor. Gerçek ucuz olanı almadan çıkıyor.
Yine tüketici koruma merkezi. Ürün iade merkezi. İyi bir müzik ve aydınlatma. 24 aya kadar vade. Hepsi satış tekniği.
Ne yapmalı? Dünya ne yaptıysa onu. Hangi saatte açıyor, hangi saatte kapatıyorsa? Hangi yere yapıyorsa? Şimdi bizde Pazar günleri açık. Orada çalışan binlerce insanın hafta tatilini olmayacak mı? Ankara, bu konuda Avrupa şampiyonu.
AVM'leri plansız büyümenin sonunda batık bankalar gibi de art arda batma tehlikesi bekliyor mu?
İnşallah, olmaz. Bunlar, hep milli servet. Netice itibariyle birisi yapıldı mı, öbürü çalışmıyor. Ama hala aynı yerde sıralanıyorlar. Bu kadar çok AVM yapılırsa, netice itibariyle atıl bir sermaye oluşacak. Bunu yeteri kadar yapıp, bir bölümünü teknoloji merkezlerine yönlendirmek lazım.
Bakkalların birleşmesi olacak şey mi?
Sayın Başbakan, bakkalcılığın bittiğini ve bakkalların kendi aralarında birleşerek market kurmalarını önerdi. Ne diyeceksiniz?
Başbakanın herhalde dili sürçtü veya yanlış bir bilgi geldi. Fakat kamuoyuna teşekkür ediyoruz. Başta medya olmak üzere, köşe yazarları, vatandaş herkes bakkallara sahip çıktı. Mahalle kültürünün yaşaması, mahalle esnafına bağlı. Sayın başbakanın söylediği gibi bunlar birleşsin olmayacak şeyler. Bunlar söylenir ama tatbikatı yapılacak işler değil. Zaten o zaman rekabet oluşmaz. O zaman çarşı, pazarların kurulmasına gerek yok. Bir tane bina olur. Hepsi onun içinde olur. Herkes ihtiyacını oradan alır çıkar. Çeşitlilik olmaz. Sokaklar kararır, caddelerin değeri düşer. Onun için uygulanabilirliği olmayan bir söz. Süt, yoğurt, tekel gibi perakende sektörünün yüzde 70'i bakkalların elinde. Onun için bu tür işletmelerin, dünyanın her yerinde olduğu ülkemizde idamesi şart.
Halkın faydasına olan, müşteri servis araçlarının niçin ısrarla yasaklanmasını istiyorsunuz?
En büyük şikâyetimiz bu. Ücretsiz gibi ama, bunların bedeli halktan alınıyor. Dediğim gibi, kumar makinesinin içinde bunlar da var. Kapının önünden alıyor, kapının önünde bırakıyor. Bugün kendi aracınızla nasıl taksicilik yapamıyorsanız, kendi servisinizle başkasının müşterisini alamazsınız. Yasalar nezdinde suç işliyorsunuz. Çünkü minibüsler, mahalle içlerine girmez. Ama bu haksız rekabeti, yabancı sermayenin bu acımasız tutumuna kimse mani olamıyor. Bunu bir gelişmişlik olarak gösteriyor. Bu haksız rekabet, dünyada tek bizim ülkemizde var. Hiçbir yerde, böyle servisle müşteri getirilmez. Kanuni bakımdan suç. Yasal değil bu.
Mesleki eğitimde büyük bir sıkıntı var. Bir yanda işsizlik, diğer yanda kalifiye eleman eksikliği. Ne biçim tezat bir durum?
Gerçek sanatkarın iş bulmasını bir kenara bırakın, kapısına yığılan işleri yetiştiremiyor. Öbür tarafta, bir sürü vasıfsız insan var. Hatta üniversiteyi bitirmişler. Kamudan başka çalışacak yerleri yok. İnsanlar, çocukları için 2 yıllık yüksekokul okuyup tekniker olacağına, 4 yıllık okusun mühendis olsun diyor. Yani sanatkar olmak, önemsenmez hale geldi. TESK olarak, Avustralya hükümeti ile birlikte çıraklık eğitim merkezleri ilgili bir çalışma yapıyoruz. Önümüzdeki müfredat dönemine yetiştirmeye çalışıyoruz.
8 yıllık kesintisiz eğitimle birlikte başlayan, çıraklık sorunu hala devam ediyor. Ne düşünüyorsunuz?
Meslek liselerinin, ekonomik yönden önleri kesildi. Vatandaş artık çocuğunu zanaat öğrenmeye göndermiyor. Pratikte, berber çırağı olsun ki bahşiş alsın diye düşünüyor. Onun dışında sanayiye gidip çalıştırmıyor. Mobilya veya marangoz atölyesi yerine daha çok para kazandıracak yerlere gönderiyor. Bu yüzden de, bir yandan işsizlik sıkıntısı had safhaya çıkarken, diğer yandan kaynakçı, ferforjeci aranıyor.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Ebubekir Gülüm / Türkiye
Etiketler:



