Geçtiğimiz hafta yaşadığımız deprem felaketi, hepimizi derinden sarstı. Yurt içinden ya da yurt dışından mağdurlara ulaşarak yardımcı olmaya çalışan insanlar bölgeye akın ettiler. Yardımlaşma duygusu insana has bir duygudur. Zor durumda kalan birini gördüğümüzde kim olduğuna bakmaz neye ihtiyacı olduğuna bakarız. Bu insanlığımızın bir göstergesidir. Felaketin yaşandığı şu günlerde mağdurlarımıza bir şekilde ulaşarak yardımcı olabiliriz. Fakat onların yaşadığı travmayı hiçbir zaman tam olarak anlayamayız.
Depremler hiç beklenmedik zamanda gelir
Depremler hiç beklemediğimiz zamanlarda gelir ve yediden yetmişe herkesi etkiler. Elbette her felakette olduğu gibi depremlerde de, kişi herhangi bir yara almasa dahi duygusal bir travmaya maruz kalabilir. Bu gibi durumlarda her insanın tepkisi farklıdır.
İlk yaşanan tepki şok durumudur: Bazı kimselerde şok süreci uzun sürer ve bu kişilerin yüz ifadeleri donuklaşır. Sanki olaydan hiç etkilenmemiş gibi görünürler. Oysa kişi yoğun bir ızdırap hali yaşamakta ve vücudu donuklaşarak olaya adapte olmaya çalışmaktadır. Duygular donuktur, kişi kendini uyuşmuş yaşamdan kopmuş gibi hisseder. Olayı yok sayar ya da uzaklaşmaya çalışır. Şok durumunu atlatan kişi ise, olayı anlamaya çalışır. Bu süreçte kişi korku, endişe suçluluk, pişmanlık, öfke karamsarlık panik çaresizlik ve utanç duyguları yaşar. Ancak duygular sık sık değişir, kişi kendisini eskiye nazaran daha sinirli hissedebilir ya da daha karamsar olabilir.
Paylaşmak istersiniz
Kişi, yaşadığı şok durumundan sonra olayı anlamaya çalışır. Uzun süre sorgular, kim neden niçin der, kendini suçlar. Ve duygularını paylaşmak, acıyı azaltmak ister. Olayla ilgili anılarını, sık sık anlatmak ihtiyacı hisseder. Yaşananlar film şeridi gibi canlanır ve kişi her an aynı olayları yeniden yaşayacakmış gibi olur. Böyle durumlarda işe odaklanmak güç hale gelir. Kafa karışıklığı yaşanabilir, kişi olup bitene inanmakta güçlük çekebilir. Bunun sonucunda ise, uyku ve yeme düzeni bozulabilir. Bu süre içinde güçlü kalmak ve olayları daha rahat atlatabilmek için mağdurun iyi beslenmeye ve dinlenmeye ihtiyacı vardır. Yaşanan felaketten sonra kişiler, aynı acıyı yaşayanlarla konuşmak ve paylaşım içinde olmak isterler. Bazı kimseler ise acıyı yok sayarak içedönük bir hayat yaşarlar. Ancak benzer acıları yaşayanlarla konuşmak ve paylaşmak daha faydalıdır.
Fiziksel belirtiler ortaya çıkabilir
Travma sonrası, yoğun strese bağlı olarak vücudumuzda bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Baş ağrıları, bulantı, göğüs ağrısı bu belirtiler arasında sayılabilir. Yaşanan acı fiziksel ve duygusal bazı sorunlara neden olabilir. Olayı atlatmak ve normal hayata dönmek zaman alır. Bazı insanlar hemen adapte olurlar ve hayata yeniden merhaba derler bazıları ise uzun süre olayın etkisinde kalırlar.
Durumu kabullenmek
Yaşanan acılar bir şekilde tolere edilir ve kişi hayatına kaldığı yerden devam eder. Ancak bu sürecin uzamaması için sosyal destek şart. Kişi kendi gayretlerinin yanında aile çevresinden de destek aldığında sorunu daha rahat atlatabilir.
Neler yapılabilir?
Yaşanan travmanın ardından eskisi gibi sağlıklı bir duruma gelebilmeniz için kendinize zaman tanıyın.
Yaşanan kayıplarınız için yas tutmanız doğal bir süreçtir. Bu konuda kendinize baskı yapmayın
Duygularınızın inişli çıkışlı olması doğal, her şeyin normalleşmesi için bekleyin ve kendinize süre tanıyın.
Ailenizle dayanışma içinde olun ve onların desteğini alın
Faydalı etkinliklere katılın ve yakınlarınızla birlikte vakit geçirin.
Allah'a tevekkül edin ve dualarınızı arttırın.
Deprem sonrası tekrar toparlanmak için ihtiyaçlarınızı ve yapılması gereken işlerinizi sıraya koyun ve tek tek ele alın.
Çocuklar için de zordur
Deprem sonrası yaşanan korku ve kaygı çocukları da etkilemektedir. Yaşanan felaketten sonra bazı çocuklar, parmak emme, altını ıslatma gibi davranışlarla tepki gösterebilirler, kabus görebilirler, yalnız yaşamaktan korkabilirler. Okula giden çocuklarda ise başarısızlık ve dikkat dağınıklığı görülebilir. Bazı çocuklar ise, içlerine kapanıp, yalnız kalmayı isteyebilirler.
Annelere düşen görevler
Felaket sonrası annelere büyük görevler düşüyor. Anne her şeyden önce çocukla daha fazla vakit geçirmeli ve onu anlamaya çalışmalıdır.
Bu süre içinde çocuk annenin boynuna sarılabilir ve yatmak istemeyebilir. Anne çocuğun verdiği tepkileri anlamaya çalışmalı ve onunla yakın temasta bulunmalıdır.
Çocuğun gerginliğini azaltmak için oyun imkanları tanımalıdır.
Küçük çocuklarda resim yaparak olayla ilgili gerginliklerinden kurtulmaları için yardımcı olmalıdırlar.
Anne çocuğun duygularını resmetmesi için teşvik etmelidir.
Çocuk büyükse, anne duygularını paylaşmasına yardımcı olmalıdır.
Çocuğun yaşanan felaketle ilgili sorduğu sorulara anlayacağı tarzda cevaplar vermelidir.
Anne çocuğu sevdiğini ve ona güvendiğini ifade etmelidir.
Anne çocuğa hayatın artık normale dönmekte olduğu duygusunu vermeye çalışmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



