Ortadoğu-Batı ilişkileri uzmanı Fehmy Saddy, BM Güvenlik Konseyi'nin Batılı üyelerinin Suriye'ye de Libya gibi müdahale edilmesi konusundaki kabarık iştahlarına dikkat çekerek, "Şayet Esad Rejimi halkının taleplerine kulaklarını kapatırsa ülkesi işgal edilecek. Bu durum ise en çok pusuda bekleyen İsrail'in işine yarayacak" dedi.
Suriye'nin en yakın müttefikleri olan İran ve Türkiye'yi bile kaybetmek üzere olduğunu ifade eden Saddy, bölünmüş bir Suriye'nin İsrail'in bölgede rakipsiz bir güç olarak yükselmesine neden olacağını söyledi. Saddy, "Esad Rejimi hapis, işkence ve öldürme politikalarında ısrar ederse, NATO güçleri Suriye içinde taraftar bulmakta zorlanmayacaktır. Suriye şimdi gerçekten de Libya olma yolunda" şeklinde konuştu.
Suriye bugünlerde modern tarihinin en kritik krizlerinden birini yaşıyor. Burada önemli olan kimin kalacağı ya da gideceği değil. Burada asıl sorun Suriye'nin doğrudan kendi varlığıyla ilgili. Devletler de tıpkı bireyler gibi doğar, yaşar ve ölürler. Modern Suriye Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra doğmuştu. Şimdilerde ise yabancı güçlerin de baskısıyla yok olma veya en azından parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya.
Burada ironik olan, Arapların bir zamanlar birliğini sağlamış olan Baas partilerinin bu kez Arap devletlerinin parçalanmasında tetikleyici bir rol oynamasıdır. Son 7 aydır Suriyeli yetkililer ısrarla krizi kısa dönemli ve dar bir çerçevede ele almakta direniyorlar. Hatta her gün cereyan eden protestolardan sonra bile, çok sayıda can kaybı ve uluslararası baskıya rağmen bu yetkililer durumun vehametinin farkında değiller.
Başkan Esad'ın siyaset danışmanı Bouthaina Saabane Mayıs'ın ortalarında New York Times'a verdiği bir mülakatta bütün bir ülkeyi sarmış olan silahlı teröristlere karşı zafer ilan etmişti. Ve gösteriler başladıktan iki ay sonra her şeyin nihayet kontrol altında olduğunu duyurmuştu. Gösteriler yedinci ayına girmek üzereyken durum giderek daha da ağırlaşıyor oysa. Suriye rejimi mevcut politikalarını sürdüremez. Soruşturmalar tutuklamalar, hapse atmalar, işkenceler kısacası muhalefeti ezme girişimleri bu mevcut politikanın etkisiz kaldığını gösterdi. Bu politikalar her iki tarafında da daha da sertleşmesine ve şiddetin daha derinleşmesine neden oldu. Durum böyle devam ederse ülke kaçınılmaz olarak bir iç savaşa doğru sürüklenecek. Bu politika rejimin de izole edilmesine yol açtı. Batılı ülkeler bu izolasyon çalışmalarının başını çektiler. Şimdiler de ise Arap ülkeleri de bu koroya katılıyorlar. Hatta Türkiye ve İran gibi rejimin geleneksel destekçileri olan bölgesel güçler bile bu desteklerinden vazgeçiyorlar. Rusya ise zaten Suriyelilerin isteklerine karşı bir tutum takınmayacağını deklare etti. Dahası Rusya Suriye rejiminin uluslararası arenada karşılaşacağı baskıları hafifletmeye çalışmayacağını da duyurdu. Rusya'nın Suriye'ye sattığı silahlar küresel satışları göz önünde bulundurulduğunda çok küçük bir orana tekabül eder ki Rusya Suriye rejimi ile olan romantik bir ilişki uğruna bütün bir Arap dünyasını gözden çıkaramaz. Rejim için gerçekçi ve acil reform önlemlerini almanın vakti çoktan gelip çattı. Şimdi sorulması gereken soru şudur: Esad rejiminin önündeki seçenekler nelerdir ve bundan sonra neler yapılmalıdır?
İç savaş
Uluslararası hukuk bütün ulusların genel hukuku olmadan çok önce de Halife Ömer bin Hattab (r.a.) bu konsepti göz önüne alarak kendi valisine şunu sormuştu: "Anneleri onları özgür bireyler olarak doğurmuş olmasına rağmen sana insanları köle etme hakkını kim verdi?" Uluslar arası hukuk, ulusal hukuk ve demokratik ülkelerin uygulamaları kendi hükümetlerini değiştirme hakkını insanlara verir. Şayet kendilerini ifade etme hakları ellerinden alınmış bütün kapılar yüzlerine kapatılmış, bağımsızlık ve özgürlüklerinden mahrum edilmişlerse bu haklarını savaşarak zorla alma ayrıcalığına bile sahiptirler. Doğru, Suriye muhalefeti içinde bazı silahlı kişiler polise ve diğer güvenlik güçlerine karşı bazı şiddet eylemlerine giriştiler, fakat insanlar genel olarak baskıya karşı baş kaldırmaya çalışıyorlardı ve zor kullanmış olsalar da kendilerini ve ailelerini koruma yükümlülüklerini şiddetin kullanımını onlar açısından bir yerde haklılaştırır. Şayet bu görüş göstericiler arasında daha çok taraftar kazanmaya başlarsa daha geniş çatışmaların Suriye genelinde yaygınlaşmasına yol açacaktır. Bu ise kaçınılmaz bir iç savaş demektir. Bu bir topluluğun başka bir topluluğa karşı dini ya da etnik temelli bir savaşı değil ideolojik ve politik fraksiyonlar arasındaki daha derin bir kavga olacaktır. Kesin olan ise şudur ki İsrail bölünmüş bir Suriye, yeni doğmuş ve yutulmaya hazır küçük devletler görmek için kabarık bir iştahla pusuda bekliyor. Bu yolla da bölgenin meydan okunamayan tek gücü olmayı umuyor.
Uluslararası Askeri Müdahale
Eğer Esad rejimi halkın taleplerini reddetmeye devam ederse ve bir inkar rejimine dönüşürse askeri seçenek olasılığı hızla yükselecektir. Gösteriler dışarıdan bir müdahalenin olmaması için uzun süredir ısrar ediyor fakat son dönemlerde Suriye muhalefeti böyle bir seçeneğin kabul edilmesine doğru bir eğilim içindedir. Dış müdahaleyi haklı kılacak pek çok yasal argüman ileri sürülebilir. İlk olarak Suriye Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden biridir ki güvenlik konseyi dünya barışını koruma sorumluluğunu üstlenmiştir. Güvenlik Konseyi'nin herhangi bir üyesi bir ülkeye kendi vatandaşlarını öldürmeyi durdurması çağrısında bulunduğunda birleşmiş biletler çatısı altındaki asli görevlerden birini yerine getirmiş olur. İkincisi bir ülkenin egemenlik hakkı kendi iç sorunlarını dış müdahaleler olmadan çözme hakkını ona tanır. Ancak bu kendi vatandaşlarını öldürmek için bir avlanma izni değildir.
BM askeri seçenek yoluna gidebilir
Uluslararası yasalar kendi vatandaşlarını adeta bir avlanma lisansına sahipmiş gibi öldüren bir devlete dış müdahalenin önünü açar. Suriye güvenlik güçlerinin ve bunların uzantılarını mevcut uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda uluslararası insani müdahale hakkının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin tercihine kaldığı ileri sürülebilir. Üçüncüsü Suriye rejimi kendi insanlarının vahşetten kaçmak için Lübnan ve Türkiye'ye kaçıp sığınmalarının önüne geçemediği sürece bu durum sadece bir güvenlik sorunu olmaktan çıkacak ve bütün bir bölgenin sorunu haline gelecek. Dördüncüsü Suriye bir cumhuriyet olarak 1945'te bağımsızlığına kavuştu. Son elli yıllık süreçte katı bir diktatörlüğe dönüştü. Bu yüzden Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye rejiminin kınanmasını bir kere durdurmuş olsa da bu bir sonrakinde de aynen tekrarlanacağı anlamına gelmez. Şayet Rusya güvenlik konseyindeki veto hakkını kullanmazsa, Birleşmiş Milletler 7. maddeye dayanarak askeri bir seçenek yoluna gidebilir. Böyle bir karar bölgesel güçlerinde kendi ulusal çıkarlarını korumaları için Suriye'ye müdahale etmelerinin yolunu açar. Türkiye bu yöndeki eğilimlerini açıkladı bile. Ve elbette ki İsrail bölgesel güç dengesinin birden ve kapsamlı bir biçimde değişmesi karşısında seyirci kalmayacaktır.
Barışçıl çözüm mümkün mü?
Başlangıçta Batılı devletler Esad rejimini bazı ekonomik yaptırımlarla cezalandırmak istediler. Fakat Esad'dın üç konuşmasından sonra BM Güvenlik Konseyinin Batılı üyeleri ve dünyanın büyük bir kısmı, başkanın aynı politikalara, yani baskı ve işkence politikalarına devam edeceğine hükmettiler. Son konuşma, ki bu, gösterilerin yüzüncü gününde yapılıyor olmasından dolayı hayli sembolik bir anlam içeriyordu, Esad'ın reform yapmaya hiç de niyetli olmadığını gösterdi. En yakın müttefiklerini bile düş kırıklığına uğrattı bu konuşma. Arap Birliği'nde gösterilerde şiddetin kullanılmayacağı ve reformların yolda olduğuna dair verilen güvenceler boşa çıktı. Göstericiler tutuklanmaya ve öldürülmeye devam etti. Şu anda uluslararası camiada oluşan genel kanı şudur: Esad rejimi için artık bu ayaklanmaların felaket sonuçlarından kaçınmak için bütün kapılar kapanmıştır. Fakat yine de belki de hala derinlerde dışarıya sızmayı bekleyen bir ışık vardır. Belki de Başkan Esad, aşağıda sıralayacağım önlemleri acilen alma yoluna gidebilir. Bu yol büyük liderlerin tarih kritik zamanlarda geçmek zorunda oldukları yoldur. Esad, parlamentoyu acil bir toplantıya çağırabilir ve anayasanın sekizinci maddesi olan, Baas partisinin toplum ve devletin değişmez lideri olduğunu iddia eden hükmü yürürlükten kaldırabilir. Onu başkan olarak seçmek parlamentonun sadece 15 dakikasını alıştı. Ve şimdi bu maddenin kaldırılmaması, parlamentonun bunu yapamaması için hiçbir neden yok. Esad, bu aşamadan sonra muhalefet liderlerini davet edip, özelliklede hapishanelerde yıllardır yatan liderleri, bir geçiş hükümeti kurabilir ve bu geçiş hükümetinin öncülüğünde seçime dayalı bir sistem inşa edebilir. Üçüncü olarak, geçiş hükümeti protestolar veya düşünce suçlarından dolayı hapishanelerde tutulan binlerce insanı serbest bırakabilir. Arap devletlerden oluşan bir heyet bir konsey kurup Esad rejiminden kalanların şiddete maruz kalmamaları için gerekli önlemleri alabilir. Yeni hükümet ise bu arada demokratik değerleri önceleyen yeni bir anayasa hazırlayabilir. Hakikat ve Bağışlama Konseyi oluşturulabilir ve bu bahsedilen Arap gözlemciler tarafından denetlenebilir. Bu konsey, ayaklanmalar boyunca yaşanan işkence ve ölüm vakalarını inceleyebilir. Bu konseyin birilerini mahkum etme yetkisi olamayacak ama toplumsal vicdanın rahatlaması açısından hayati bir rol üstlenmiş olacak. Kendi suçlarını itiraf edenler bağışlanacak. Ancak sivil mahkemelerde sivillere karşı işlenmiş suçlardan dolayı yargılanabilirler.
Çok muhtemeldir ki, bu öneriler iyi niyet ve keşkilerle dolu önerilerdir. İktidarların yozlaştığı, mutlak iktidarların ise daha da yozlaştığı gerçeği bugün Suriye için tam bir durum tespiti haline gelmiştir. Maalesef Esad rejimi son altı ayda doğru sinyaller vermedi. Kendisine dostları tarafından verilen tavsiyeleri ise elinin tersi ile itti. Bu durum, zaten halihazırda Suriye'ye müdahale etmek isteyen güçlerin de iştahını daha bir kabarttı. Şimdi, Suriye, gerçekten de Libya olma yolunda.
El-Ezher Şeyhi'nden ABD Büyükelçisine: Müslüman liderleri serbest bırakın
El-Ezher'in Büyük Şeyhi Ahmed Tayyip, ABD'de müebbet hapse mahkum edilen Cemaati İslami lideri Ömer Abdülrahman'ın serbest bırakılması çağrısını yineledi. Salı günü ABD büyükelçisi Anne Patterson ile gerçekleşen toplantıda, Tayyip aynı zamanda ABD'nin İsrail'e olan koşulsuz desteğini ve Filistin'e karşı yürütülen iki yüzlü politikalarını da eleştirdi. Ahmed Tayyip, "Bu durum ABD'nin adalet anlayışında ciddi aşınmalara neden oluyor ve insanlar ABD'ye artık hiç güvenmiyor" dedi. Ahmed Tayyip, "Böyle bir adaletsizlik Ezher'e bağlı olan kurumların Filistin'in bağımsız bir devlet olarak kurulması ve bu devletin de Kuddüs başkentli olması noktasında daha da acil ve gayretli çalışmasını beraberinde getiriyor" dedi. Tayyip, görüşme süresince başörtüsü takan Patterson'a, ABD'nin İslam Dünyasında giriştiği işgallerin de bölgede şiddetin yükselmesinden başka bir sonuç doğurmayacağını söyledi. Ahmed Tayyip, "ABD, İslam dünyası ile olan ilişkilerinde artık dürüst davranmak zorunda" diye sözlerine devam etti.
ABD, Savaş Ağaları'nın Ağası
Afganistan'daki Amerikan destekli savaş ağalarından biri hakkında ortaya çıkan yeni ifşalar, Amerika'nın Taliban'ı yenmek adına kendi yasalarını bile bir kez daha çiğnediği ortaya koydu. The Atlantic dergisinin raporuna göre hem yozlaşmışlık ve uyuşturucu trafiğine dahil olmuş olan hem de öldürme ve işkence gibi temel insani hakları çiğnediği bilinen Kandahar'daki polis komutanı, General Abdul Raziq, hem George Bush hem de Obama tarafından aktif bir şekilde desteklendi. Raziq, NATO güçlerinin işkence makinesi olarak biliniyor.
ABD, Afganistan'da savaşı kendi kontrolü altında tutabilmek adına sivilleri katleden Savaş Ağalarına sahip çıkıyor. Kandahar polis komutanı Abdul Raziq, işlediği onca cinayet ve toplu katliama rağmen ABD tarafından el üstünde tutuluyor. Raziq, Amerika'nın Taliban'ı zayıflatmak için savaş ağalarını destekleme stratejisinin anahtar bir figürü olarak öne çıkıyor. Kendisi Taliban'a bir yıl önce düzenlenen Amerikan destekli saldırıda önemli bir rol üstlenmesinden sonra bu yılın başlarında Kandahar polis gücünün başına getirildi. Razig hakkındaki suçlamalar iki gence işkence edilmesi ve 2006 yılında 15 insanın katledilmesini içeriyor. The Atlantic dergisi tarafından yapılan araştırmaya göre Raziq ve adamları hakkındaki sivillerin soğukkanlılıkla katledildiği katliamlara karıştığıyla ilgili bu ciddi suçlamalara rağmen Amerika tarafından desteklenmesi devam ediyor. Her ne kadar Raziq, henüz genç olan biri olsa da amcası Taliban tarafından güney Afganistan'dan sürülmüş bir savaş ağasıdır. Ancak Taliban'ın zayıflamasından sonra geri gelmiş ve afyon ticareti ile inanılmaz paralar ve güç kazanmış biridir. Elindeki bu güç sebebiyle Amerika'nın oradaki vazgeçilmez kişilerden biri olmuştur. Daha öncesinde sınır bölgesinde görev yapan Raziq, kendisinden önceki Kandahar polis şefinin öldürülmesinden sonra bu göreve getirildi.
Masum insanlara Taliban suçlaması
İşkence ettiği iki genç Taliban'a yemek sağlamak suçuyla bir restoranttan kendisinin adamları tarafından götürülmüştür. Biri tavana asılı iken feci bir şekilde dövülmüş; diğerine ise ayaklarına tel bağlanarak elektrik verilmiştir. Suçlu olduklarını itiraf etmeleri için yapılan tüm işkencenin ardından bu iki genç Raziq'ın kendisine götürülmüş ve Raziq tarafından sorgulandıktan sonra masum olduklarına karar verilmiştir. Bundan sonra yapılan şey ise sadece salıverilmelidir. Polis gücü içerisindeki kaynaktan elde edilen bilgi göre kişilerin masum olduklarını anladıklarında suçluluk duygularını azaltmak için onları saldıklarını söyledi. 2006 yılında Shin Noorzai isimli bir kimse ki kendisi Raziq'ın rakip olan bir kabiledendir, Kabul kentine yanındaki 15 adamla birlikte gelmiştir. Burada önce Raziq ve adamları tarafından etkisiz hale getirilen bu kişiler daha sonra sınıra yakın bir bölgeye götürülüp kafalarından vurularak öldürülmüşlerdir. Daha sonra bu kişilere Taliban'a yardım götüren kişiler süsü verilerek öldürülmeleri haklı gösterilmeye çalışılmıştır. Ancak Afgan polisinin kendi içinde yaptığı bir soruşturmada olay açığa çıkmıştır ancak olayın üstü Karzai yönetiminin üst kademeleri tarafından kapatıldı. Ancak Amerikan konsolosluğunun ve Avrupa başkentlerinden bir kaçının bu olaydan haberleri oldu ancak bir müdahale gelmedi. Amerika'nın, 1997 yılında çıkarttığı Leahy Kanuna göre ciddi suçlamalar altında olan yurtdışındaki askeri güçleri desteklemesi ve onları eğitmesi yasak. Ancak Raziq'ın altında bulunduğu bu ciddi suçlamalara göre hala Amerika tarafından desteklenmesi ve Karasu (Blackwater) adlı Amerikan örgütünün Raziq'ın güçlerini eğitmesi devam ediyor. Var olan bu kanuna göre hala Amerikan desteğinin niye devam ettiği ise önemli bir soru.
Dünyanın en kirli şehirleri İran, Pakistan, Hindistan ve Moğolistan'da
İran, Pakistan, Hindistan ve Moğolistan'daki şehirler dünyadaki en kirli şehirler arasında başı çekiyor. Dünya çapında yapılan araştırmalara göre en temiz şehirler ise ABD ve Kanada'da bunuyor. BM Dünya Sağlık Örgütü'nün araştırmasına göre, İran'ın Ahvaz şehri, dünyada hava kirliliği konusunda birinci sırada. Ahvaz'ın havası adeta zehirden farksız. Ülkelerin kirlilik sıralamasını çıkaran listeye göre, dünyada bin 100 şehirde hava kirliliği ölümcül düzeyde. İran'ın Ahvaz şehri ise metreküp başına 372 mikrogram zehir barındırıyor. Moğolistan'ın başkenti Ulan Bator'da ise bu oran 279 mikrogram olarak tespit edildi. Üçüncü sırada ise yine bir İran şehri olan Sanandaj geliyor. Sanandaj'da metreküp başına 254 mikrogram zehir düşüyor.
Suudi Arabistan'da kadınlara oy hakkı
Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Pazar günü Suudi kadınların bundan sonra oy kullanma hakkına sahip olacaklarını söyledi. Ancak, aktivistler, hemen hemen hiçbir yöneticinin seçimle iş başına gelmediği Suudi Arabistan'da insanlara oy kullanma hakkının verilmesinin bir anlam taşımadığını belirtiyor.
Kral abdullah, 5 dakika süren konuşmasında, seçimle değil, atamayla oluşturulan Şura Konseyi'nde de kadınların yer alacağını belirtti. Şura Konsey'inin herhangi bir yaptırım gücü yok ve sadece danışmanlık pozisyonunda. Ancak, aktivistler, hemen hemen hiçbir yöneticinin seçimle iş başına gelmediği Suudi Arabistan'da insanlar oy kullanma hakkının verilmesinin bir anlam taşımadığını belirtiyor.
Kral Abdullah, "Ulemaya danıştıktan sonra bu karara vardık. Bizler kadınlarımızı toplum içinde marjinalleştirmek istemiyoruz. Bundan böyle kadınlar sadece oy kullanma hakkna sahip olmayacak, aynı zamanda Şura Konseyi'nde de görev alabilecek. Gelecek dönemde bunlar uygulamaya geçecek. Kadınlar, yerel seçimlerde adaylıklarını da koyabilecekler" dedi. Uzmanlar, Kral Abdullah'ın bu açılımı Arap Baharı'nın Suudia Arabistan'a sıçrama olasılığına karşı yaptgığını belirtiyorlar. Ancak yıllardan beri tartışılan ve bir türlü sonuçlanamayan, kadınların araba kullanma izninin çıkıp çıkmayacağı meselesinde Kral Abdullah herhangi bir açıklamada bulunmadı. Ülkede kadınların araba kulllanması kesin bir şekilde yasak.
Kral Abdullah'ın ülkeyi yönetmesinden bu yana Suudi Arabistan'da bazı değişimlerin yaşandığını belirten uzmanlar, yinede ülkenin katı bir tek adam yönetiminde olduğunda hemfikir. Ancak Arap Baharı'nı başka bazı reformları da kaçınılmaz kıldığı ifade ediliyor. Suudi Arabistan, Arap Baharı'nı desteklediğini açıklasa da, mevcut yönetimlerin devam etmesi için yoğun bir çaba sarfediyor. Arap Baharı'nın kısa bir süre içinde Suudi Arabistan'a da sıçrama olasılığı oldukça zayıf görülse de, Ortadoğu'da devrilen her yönetim, Suudi Arabistan'a uzanan bir dalganın habercisi olarak kabul ediliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



