Bugün 13 Kasım Gümüşhanevi Dergahı şeyhlerinden Mehmed Zahit Kotku Hocefendi'nin vefatının 31. yıl dönümü. Türkiye'nin manevi dinamiklerinden olan Kotku Hocaefendi aynı zamanında Türkiye'nin geleceğine damga vuran bir neslin yetişmesine de önayak oldu. Gümüşhanevi Tekkesi'nin önde gelen isimlerinden Mehmed Zahit Koktu Hocaefendi'nin (k.s) Şeyhi, Ömer Ziyâüddin Dağıstani Hazretleri'nin, (k.s) torunu Prof. Dr. Cüneyt Binatlı, Hocafendi'nin vefatının yıl dönümü vesilesiyle gazetemize konuştu. İlk kez bir gazeteye dedesiyle ilgili bir açıklama veren Binatlı, Haber Müdürümüz Gökçen Göksal'ın sorularını cevapladı.
* Dedeniz Ömer Ziyâüddin Dağıstani Hazretlerinden (k.s) bahsedermisiniz?
Dedem Aslen Kafkas kökenli. Çocukluğu ve gençliği Kafkasya'da geçiyor. Dini eğitimini de burada alıyor. Büyük dedem Abdullah Efendi de alim bir kişiymiş. Dedem 1877-1878'de Osmanlı Rus savaşında, Ruslara karşı savaşmış. Savaş sonrası İstanbul'a hicret etmiş. İstanbul'a hicret edince de Ahmet Ziyâüddin Gümüşhanevi Hazretlerine intisap etmiş. Ondan sonra da ömrü hayatını, son nefesine kadar bu yola harcıyor. Tabi dedemin yaşadığı dönem dünya da büyük bir karmaşa var. Osmanlı'da da öyle. Dedem sıradan bir alim değil tabi. Meselelere hakim. Yaşanan olaylara kayıtsız değil.
Peygamber Efendimiz Şeyh Efendi'ye sahip çıkıyor
* Bir örnek verebilirmisiniz?
Dedem 31 Mart Vakası'na karşı çıktığı için Medine'ye sürgün gönderilir. Adı üstünde sürgün elde yok avuçta yok. Burada başından geçen bir olay var. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa rüyasında Peygamber Efendimizi (s.a.v) görür. Peygamberimiz kendisine "Medine'ye git. Kabe'ye yaslanmış bir adam göreceksin. O adamın adı Ömeri. Onu yanına alacaksın. Abbas Hilmi Paşa rüyanın hemen ardından Medine'ye hareket eder. Kabe'ye gider ve Kabe duvarına yaslanmış bir adam görür. Hem onunla konuşmaya başlar. İşte o adam Şeyh Efendidir. Abbas Hilmi Paşa, dedemi alıp Müntezeh Sarayı'na götürür. Dedem sarayda hocalık yapmaya başlar. Oranın dini önderi olur. 6 ya da 7 yıl kaldıktan sonra yeniden İstanbul'a gelir. Hatta babamın sünnet düğünü o sarayda olmuş. Hep anlatırdı babam, sünnetinde nar şerbeti ikram edildi diye.
Dedem İngilizlerin oyununa engel oldu
İngilizler dedemi hiç rahat bırakmıyor. Önce İstanbul'dan sürüyorlar. Mısır'da da peşini bırakmıyorlar. Dedem işgale karşı çıkıyor. Müslümanların birliği için vaaz veriyor, yazıp çiziyor. I.Dünya savaşı yılları, İngilizler Arapları Türklere karşı kışkırtıyor. Dedem buna engel olup fetva yayınlıyor Mısır'da. Sakın ola ki Türklere karşı savaşmayın diye. İngilizler dedemi idam cezasına çarptırıyorlar. Sonrasında cezayı infaz etmiyorlar, edemiyorlar. Dedemin Kurtuluş Savaşı'nda da çok önemli hizmetleri olmuştur. Zaten sonrasında 1921 yılında vefat ediyor.
* Dedenizin vefatından sonra ailenizin durumu ne olmuş?
Rahmetli babaannem dedemin vefatı sonrasında adeta ortada kalmış. Sonra Saraydan bir Hanım Karagümrük'te bir ev vardı ben onu çok iyi hatırlıyorum. Karagümrük stadının arkasında bir köşk. O köşke yerleştirmiş onları. Siz bana bakın ben de size evimi kullandırtayım demiş. Ailemizi o köşkte kalmış, birbirlerine bakmışlar öldükten sonra da o evleri babaanneme bağışlamış. Allah yardım etmişte. 6 çocuğa bakmak, elde yok avuçta yok. Dedem vefat ettiğinde babaannem halama 6 aylık hamileymiş. Vaziyeti bir düşünün.
* Sonra ne oluyor peki... Çocuklar nasıl yetişiyor?
Benim Abdullah amcam vardı Büyük postanın tam karşısında Türkiye Lastik şirketi vardı. İstanbul Ticaret odasına kayıtlı ilk anaomim şirketlerden biri 1800'lerde kurulma. Amcam orayı kuranlara damat oluyor. Bak Allah nasıl yardım ediyor. Sonra amcam ticareti iyi biliyordu. Topçularda bir ayakkabı fabrikası kurdu. O zaman Topçular Rami bomboş tabi. Çocukları amcam yetiştirmiş sonra. Kimse açta açıkta kalmadı. Allah yardım etti. Herkes okudu. Hepsi hayatını kurdu. Babam hep onu derdi. Yokluk içersinde büyüdük, ama aç kalmadık. Memlekette de bir şey yok zaten o zamanlarda 1920'li yıllar ne olacak. Allah'tan başlarında evleri varmış O ev olmasaydı çok zorlanırlardı.
Devletten maaş alınarak din öğretilmez
* Şeyh Efendi bir şey bıraktı mı aileye?
Dedemin 30-35 altına tekamül eden bir maaşı varmış, ama dedem bu maaşı hiç almaz dağıtırmış. Devletten maaş alınarak din öğretilmez dermiş. Dedem vefat edince zaten aile ortada kaldı. Ne bir evi ne kıyıda köşede parası vardı, dedemin. Bir çöp bırakmadı bu dünyaya.
* Dedenizden sonra Tekke ne durumda kaldı? Aileden devam eden oldu mu?
Dedemden sonra Tekke'de irşad vazifesi devam etti. Aile'den babam devam ettirdi. İhvanlar babamı ziyarete gelirlerdi. Babam Fatihi, çok severdi. Fatih'in dışında başka yerde oturmak istemedi. O yüzden pekte iyi şartlarda olmayan bir evde sırf bu çevrenin dışında olmasın diye bir süre ikamet ettik. Fatih'teki evimize Türkiye'nin her yerinden ihvanlar gelirdi, Babamla sohbet ederler, hasret giderirlerdi.
* Peki eşya falan var mı size kalan?
Dedemden herhangi bir eşya kalmadı. Vefatının ardından müridleri birçok eşyasını aldı. İlla bizde kalsın, diye bir bencillik içinde olmamış aile büyüklerimiz. Sadece bir iki tane kitabı var bende.
* Şeyh Efendi'nin ziyaretine gider misiniz...?
Özellikle bayramlarda aile fertleriyle Süleymaniye Camii'nde sabah namazını kılmaya özen gösteririz. Camii'nin içinde dedemin namaz kıldığı imam odasına geçer, namazlarımızı orada eda ederiz. Ardından Camii'nin kabristanına geçer, dedemin ve diğer büyük zatların mezarlarını ziyaret ederiz.
* Cağaloğlu'ndaki Tekke'ye hiç gittiniz mi?
Ben İstanbul'da doğdum. Cağaloğlu'ndaki Tekke'ye gittim geldim ama çok küçüktüm tabi. Babam götürüp getirirdi. 1960'larda tekke yıkıldı. Buna rağmen babamım ihvanları vardı. Babam ilahiyat fakültesi dekanlığı da yaptı. Dini bilgisi çok güçlüydü. Allah rahmet eylesin.
Sultanların sohbetlere katıldığı tekke
* Tekke'ye Osmanlı devlet adamları da devam ediyor yanılmıyorsam
Evet. Cağaloğlu'ndaki Gümüşhanevi Dergahı 1925'de çıkarılan Kanunla kapatıldı. Camisi 1942 yılına kadar ibadete açık bırakıldı. 1942'den sonra Jandarma deposu olarak kullanıldı. 1957 yılında ise yol geçecek bahanesiyle yıkıldı. Yerine Defterdarlık Binası yapıldı. Oysa Cağaloğlu'nda bulunan Dergah'a Sultan Abdülmecid'in, Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid Han'ın gelerek, sohbetlere katıldığı biliniyor.
* Mehmed Zahid Efendi'yi gördünüz mü ?
Babam görevi nedeniyle İstanbul'dan uzunca bir süre uzak kaldı. Zaten 1960'larda tekke yıkıldı. Ondan sonra da bu silsile devam etti, ama biz babamın mesleği gereği hep İstanbul dışında olduk. İstanbul'da olmadığımız için benim de İskender Paşa Camii'nde gitme gibi bir imkanım olmadı. İstanbul'da yaşasaydım, mutlaka giderdim. Mehmed Zahid Kotku Efendi vefat ettiğinde mesela biz İstanbul'da değildik.
Babam Kotku Hocaefendi'yi çok severdi
Babam kendisiyle görüşürdü. Çok severdi Zahid Kotku Hazretlerini. Kendisini hep sevgi ve duayla anardı. Dedemin yanında Tekke de beraber okumuşlar, haliyle çok anısı vardı Zahid Kotku Hocaefendi'yle. Tabi tekkeler kapatılınca bir dönem münasebetler akamete uğradı. Babamın Kotku Hazretlerini anlattığı bir konuşma var. 1993 yılında İskenderpaşa'da yaptığı. O konuşma internette de mevcut. Okuyucularınızın izlemesini tavsiye ederim. Gümüşhanevi silsilesinin devamında Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin büyük hizmetleri oldu. Allah ondan razı olsun.
Erbakan ve Kotku Hazretleri
Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi'nin çok sayıda kişinin üzerinde emeği vardı. Onun sohbet halklarına katılan isimlerden biri de 54.Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmeddin Erbakan'dı. Kotku Hocaefendi'nin " Bu ülke böyle fakir kalmamalı. Milletimiz iktisadi ve sınai bakımdan kalkınmalı. Müslümanlara dünyanın gerisinde kalmaz yakışmaz. Neden iş makinalarını dışardan ithal ediyoruz. Niçin burada yapılmıyor. Fabrikalar neden burada kurulmuyor" diye sorardı. Hocaefendi'nin bu arzularını Prof. Dr. Necmettin Erbakan "Ağır sanayi Hamlesi" olarak Türkiye'nin gündemine sokacak, ve Hocasının temennilerini yerine getirmek için ömür boyu mücadele edecekti. Erbakan Türkiye'nin ilk yerli sanayi üretimi olan "Gümüş Motora" Gümüşhanevi Hazretlerine olan muhabbetinden dolayı "Gümüş" ismini vermiştir.
İlim tahsil etmeye çok önem verirdi
İskenderpaşa'ya görünmeyen üniversite denmesinin altında yatan gerçeğe de küçük bir ek yapmak istiyorum. Rahmetli dedem eğitime ve insan yetiştirmeye önem veren bir kişiymiş. Kendisi, Arapça, Rusça, Farsça, Lezgi'ce haricinde Orta Asya Türk Lehçelerini de de okuyup yazarmış. Yazdığı eserlere bakınca bu daha iyi anlaşılıyor. Mesela kendisinin hazırladığı Lügatü'l Evran adlı bir sözlük dahi var. Ailemiz de eğitime çok önem verir. Babam Prof. Dr. Yusuf Ziya Binatlı'nın haricinde dedemin diğer çocukları, torunları da yüksek ilim tahsili yapmışlardır. Dedem kız çocuklarının tahsiline önem verdiği de ifade edilir. Buna doğrularcasına Halam tıp tahsili görmüştür.
Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi'nin İntisabı
M. Zahid Kotku Hazretleri, 1897'de anne ve babası Kafkasya'dan göç eden bir ailenin çocuğu olarak Bursa'da doğdu. Tahsiline Bursa'da başladı. Bura'daki tahsiline askerlik nedeniyle ara verdi. Askerliği'nin ardından İstanbul'a yerleşti. Rahmetullâhi aleyh, İstanbul'da bulunduğu esnada, dini sohbet ve toplantılara katılmaya devam etti. 16 Temmuz 1920 Cuma günü namazını Ayasofya Camii'nde kıldıktan sonra Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhaneli Tekkesi'ne giderek Şeyh Ömer Ziyâüddin Dağıstani Efendi'ye intisab etti.
Ömer Ziyâüddin Dağıstani Hazretlerinin 1921 yılında vefatının ardından, postnişin-i irşad olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'den dersler almaya devam etti. Halifetnamesini aldıktan sonra başta Beyazıt ve Fatih olmak üzere İstanbul'un çeşitli yerlerinde vaazlar verdi. Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönen Mehmet Zahit Koktu burada, vefat eden babasının yerine İzvat köyünde imamlık yaptı. 1952 yılında Gümüşhanevi Tekkesi postnişi ve Tekke'den arkadaşı olan Abdülaziz Bekkine Hazretlerini'nin vefatı üzerine İstanbul'a gelerek Ümmü Gülsüm Camii'nde göreve başladı.1958 yılında buradan Türkiye'nin geleceğine damgasına vuracak bir neslin yetişeceği İskender Paşa Camii'ne tayin oldu. M.Zahit Kotku Hazretleri'nin İskender Paşa Camii'nde verdiği hizmetler kısa zamanda tüm yurtta etki uyandırmıştı. Özellikle üniversite gençliğe Kotku Hazretlerine büyük ilgi gösterdi. Bu ilgi nedeniyle Gümüşhanevi silsilesi 'İskenderpaşalılar' olarak da anılırken, İskenderpaşa Camii "Görünmez Üniversite" olarak nitelendi.
Gümüşhanevi ve halefleri Süleymaniye'de
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, 13 Kasım 1980 Perşembe günü öğle vakti Hakk'a yürüdü. 14 Kasım 1980 Cuma günü Süleymaniye Camii'nden ebedi istinatgahına uğurlandı. Hutbeyi; Süleymaniye Camii İmam-Hatibi olan Ali Rıza Demircan okudu. Hocaefendi'nin cenaze namazını İsmailağa Camii İmam-Hatibi olan Mahmud Efendi Hazretleri kıldırdı. Mehmet Zahid Kotku Efendi, Hocası Ömer Ziyâüddin Dağıstani Hazretlerinin yanına Süleymaniye Camii avlusundaki mezarlığa, defnedildi. Mezarlıkta Ahmet Ziyâüddin Gümüşhanevi Hazretleri ve diğer halifeleri yatıyor.
Ömer Ziyâüddin Dağıstani Hazretleri
Ömer Ziyâüddin Efendi, Dağıstan'da Çerkay'a bağlı Miatlı Köyü'nde 1266/1849 senesinde doğdu. Babası, zamanın ulemâsından Müderris Abdullah Efendi'ydi. İlk tahsilini babasından aldı. Şeyh Şamil'in oğlu Gazi Mehmed Paşa'nın maiyetinde Kafkas Cephesi'nde Ruslar'a karşı savaştı. Daha sonra İstanbul'a hicret etti. Burada Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî hazretlerine intisap etti. Aynı yıl şeyhülislâmlığa takdim ettiği Tecvîd-i Umûmî isimli eseriyle, Taşra ruûsuna nail oldu. Tahsilini tamamlayıp icazet aldıktan sonra Aralık 1878'de Edirne ikinci Ordu Alay Müftülüğü'ne tayin edildi. Eylül 1892 tarihine kadar 14 sene bu vazifeyi îfâ etti. Haziran 1893-Mayıs 1901 seneleri arasında Malkara kadılığı vazifesinde bulundu. 1903'de Kudüs mevleviyetine, ertesi yıl Malkara kadılığına tayin edildi. Malkara kadılığı vazifesinde iki yıl kaldıktan sonra 1906 senesinde İstanbul'a yerleşir. 1908'de saltanat ve hilafeti savunan Hadîs-i Erbaîn fî Hukûki's-selâtîn adlı eserini neşreder. Ömer Ziyâüddin Efendi, 1919 senesinde Gümüşhâneli Dergâhı şeyhlerinden İsmail Necati Efendi'nin vefatı üzerine Gümüşhânevî'nin üçüncü halifesi olarak postnişin olmuş, irşat görevini üstlenmiştir. Bu arada Râmûzü'l-ehâdîs adlı hadis kitabını da okutmaya devam etmiştir. 30 Kasım 1920 senesinde 18 Rebiülevvel Perşembe günü 73 yaşlarında iken Gümüşhânevi Dergâhı'nda âhirete irtihal etmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Gökçen Göksal / Türkiye
Etiketler:



