Türkiye‘de bir şeyler değişiyor mu? Yoksa değişmiyor da görünen mirajdan başkası değil mi, çöl yerinde sadece bize görüneni hayalimizdeki su mu?

Bizlerin yeni bir yıla ilk adımı atıp Muharremi kucakladığımız şu günlerde geleceğe dair bilinmezlikler kol geziyor ülkemizde. Türkiye‘yi hem can sıkıcı hem de çok heyecanlandırıcı yapan biraz da bize sunduğu bu bilinmezliklerle dolu denklem olsa gerek. Hani derler ya; her an her şey olabilir. Burası Türkiye.

Siyaset makinesinin ne üreteceğinin her gün merak konusu olması gerektiğini hatırlatan bir süreç yine içinde bulunduğumuz. Her sabah neye uyanacağını kestirememek heyecan verici olduğu kadar ürkütücü de. Kurumsal demokratikleşme dediğimiz olgunun ne derece benimsendiğinin de bir ölçüsü, aynı zamanda. Ekonomik kriz teğetten atlatılmıştır, domuz gribi kontrol altına alınmıştır, halk iradesine en büyük darbeyi vuran örgütlenme yapısı ifşa edilmiştir ama ve hatta "amma" yine aynı halkın iradesiyle seçilmişlerin partisi de bütün şaşkın bakışlara rağmen kapatılabilmiştir de. Oy birliğiyle. Bunun düz bir okumayla açıklaması şudur: Demokratikleşmenin halk ayağı bir yerde, kurumsal ayağı bir başka yerde durmaktadır ve ikisi henüz bir araya getirilememiştir. Bir yerde iki yakanın bir araya getirilememişliği olarak da değerlendirebilirsiniz.

O iki yaka sadece maddi imkansızlıklardan değil de nasıl bir araya getirilmeleri gerektiğinin stratejisinin henüz üretilmemiş olmasından da bir araya gelememişlerdir zaten...

Muhabir: Haber Merkezi