Gerçekleştirilen büyümenin sürdürülebilir bir yanının bulunmadığına dikkat çeken Ekonomist Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye ekonomisinin sıcak para hareketlerine ve borca dayalı bir büyüme gerçekleştirdiğini kaydetti.
Tarih tekerrür etti. İktidarlar değişse de ekonomideki ‘büyüme efsanesi!‘ değişmiyor. 2008‘in son 3 ayı ile 2009‘un ilk 9 ayında yüzde 7,8 oranında küçülen Türkiye ekonomisi, 2010 yılında ise yüzde 8,9 oranında büyüdü. Türkiye aynı tabloyu 2001 ve 2002 yıllarında da yaşamıştı. 2001 yılında yüzde 9,4 küçülerek Cumhuriyet tarihinin en derin krizini yaşayan Türkiye ekonomisi hemen ertesi yıl 2002‘de yüzde 7,8 büyüyerek (rekor!) kırmıştı.
2002‘de de yaşanmıştı
Dün birçok gazetenin ekonomi sayfasını süsleyen ‘Ekonomide Rekor Büyüme‘ haberleri akıllara 2001 krizi ve hemen ertesi yıl ekonomide yaşanan büyüme verilerini akıllara getirdi. Bugün AKP hükümetinin ekonomide bir başarı örneği olarak verilmeye çalışılan 2010 büyüme rakamları, 2002 yılında da Ecevit hükümetinin bir başarısı olarak verilmişti. Yani ülkeyi yönetenler değişiyor, rakamlar değişiyor ancak ‘büyüme efsanesi‘ değişmiyor. Ekonominin büyümesi bir ülke için sevindirici bir gelişme. Çünkü üretim, istihdam ve gelirlerin artması ekonomideki büyümeye bağlı. Ancak iktisatçılar, Türkiye ekonomisinin 2010 yılında gösterdiği yüzde 8,9 oranındaki büyümeyi geniş halk kesimi için faydalı ve hayırlı bir büyüme olarak görmüyor.
Sevindirici bir yanı yok
Ekonomist Prof. Dr. Korkut Boratav, bir ülke ekonomisi için büyümenin şüphesiz ki sevindirici bir gelişme olduğunu ancak Türkiye ekonomisinin 2010 yılında ortaya koyduğu yüzde 8,9 büyümenin sevindirici bir yanının bulunmadığını vurguladı. Gerçekleştirilen büyümenin sürdürülebilir bir yanının bulunmadığına dikkat çeken Boratav, Türkiye ekonomisinin sıcak para hareketlerine ve borca dayalı bir büyüme gerçekleştirdiğini kaydetti. Boratav şöyle konuştu:
Kaymağını da onlar yedi
"Ekonomimiz 2009 yılında hızla küçüldü, 2010 yılında da hızla büyüdü. Niye hızla büyüdü? Burada en önemli etken 2010 boyunca Türkiye ekonomisine giren sermaye hareketleridir. Türkiye‘de 2010 yılında 61 milyar dolar sermaye hareketi oldu. Bir önceki yıl, küçülme yılında bu rakam 14 milyar dolara inmişti. Türkiye‘ye gelen yabancı sermayedeki bu büyük sıçrama ekonomiyi yukarıya çekti. Bu yüksek sermaye hareketinin kaynağı da Batı ekonomileridir. Oralarda likitide çok yüksek. Paradan para kazanmak için alan arıyorlar ve Türkiye‘ye geliyorlar. Bu yüksek sermaye hareketi de ekonomide iç talebi pompaladı ve kriz sırasında en hızla daralan yatırımları canlandırdı. Dolayısıyla yüksek bir büyüme oranı ortaya çıktı. Ancak bu büyümeye sağlıklı bir büyüme diyemeyiz. Çünkü dış kaynağın pompaladığı bir büyüme olduğu için yüzde 80‘i sıcak para ve borçlanmaya dayanıyor. İthalattaki büyük artışta bundandır. Cari açıkta rekorlar kırmamızın ve bu büyümenin istihdama yansımamasının nedeni de budur. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi görünüşte büyüdü ancak istihdam, üretim ve katma değer dış dünyaya taşındı"
Hayırlı bir büyüme değil
İktisatçı Mustafa Sönmez ekonomideki büyümenin kesinlikle sağlıklı olmadığının altını çizdi. Büyümenin sağlıklı olup olmadığını oranlara değil rakamlara bakarak görülebileceğini vurgulayan Sönmez, gerçekleşen büyümenin büyük ölçüde ithalata bağlı bir büyüme olduğunu anlattı. Bu büyümenin Türkiye‘yi büyük bir döviz açığı ile karşı karşıya bıraktığını bildiren Sönmez, hükümetin Merkez Bankası aracılığıyla ekonomiyi soğutmak için aldığı tedbirleri anımsattı.
Sönmez şunları kaydetti: "Sağlıklı bir büyümeden söz edebilmemiz için, büyürken döviz kazandıran, dışa bağımlılığı azaltan, istihdamı artıran ve bölüşümün adil olmasıdır. Bizde ki büyümede ise bunları kesinlikle göremiyoruz. İstihdama bir yansıması yok, bölüşümü adilleştirmiyor, döviz kazandırmıyor. Dolayısıyla bu büyüme hem sürdürülebilir bir büyüme değil, hem de topluma faydalı, hayırlı bir büyüme değil.
Öte yandan bunun Avrupa‘daki bir numaralı büyüme artışı olması da bir efsane. O kadar da özenilecek bir büyüme değil. Çin, Hindistan yüzde 9-10 büyüyor, Güney Kore yüzde 6‘nın üstünde büyüdü. Ama bu ekonomilerin hepsine baktığınızda bunların döviz kazandırarak büyüdüklerini görüyoruz. Döviz açığı vermiyorlar. Bu büyümeleri ihracata dayandırıyorlar. Bizde ise tam tersi bir durum söz konusu..."
İki sakat ayağı bulunuyor
Türkiye Ekonomi Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ercan Uygur da Boratav ve Sönmez‘in dikkat çektiği konulara işaret ederek, yüzde 8.9 oranındaki büyümenin sevindirici olduğunu ancak iki tane sakat ayağının bulunduğunu söyledi. Birincisinin kesinlikle bu büyümenin sürdürülebilir bir yanının bulunmadığının altını çizen Uygur, ikincisin de istihdama bir yansımasının bulunmadığını kaydetti. Uygur, "Ağırlıklı olarak ithalata ve iç talebe dayalı bir büyüme olduğu için istihdama bir katkısı olmuyor. Bu büyüme modeli ülkenin dış ticaret açıklarını büyütürken, ülke içindeki katma değeri de ülke dışına çıkartan bir büyüme modeledir" dedi.





