Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun çizdiği bu barış çerçevesini Türkiye yalnız Kafkasya'da değil, Ortadoğu ve Balkanlar'da da oluşturmaya gayret ediyor.
Bu yolda Irak'la, Suriye'yle somut adımlar atıldı ve gelecek hafta (Suriye'yle salı günü, Irak'la perşembe günü) atılmaya devam edecek.
İran'la da durum farklı değil. Veyahut Filistin-İsrail meselesinde, İsrail'le Suriye ilişkilerinde, hatta Lübnan'da Ankara'nın olumlu çabalarından söz edilebilir. Davutoğlu dün sabah İstanbul'da Sırbistan ve Bosna Hersek Dışişleri Bakanlarıyla buluşarak, Balkanlar'da kalıcı ve adil bir barış açısından nazik bir konuda daha Türkiye'yi daha çok devreye sokmuş oldu. Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu... Şeytan üçgeni!
Yer yuvarlağının bu bölgesi, özellikle 1990'larda Türkiye açısından böyle tarif edilirdi. Çünkü barış değil savaş, uzlaşma değil çatışma damgasını vururdu, çevremizdeki bu bölgelerin hallerine... Şimdi bu değişmeye başladı. Türkiye diplomasisi gayet yaratıcı biçimde ve bir kuyumcu titizliğiyle etrafımızda bir barış alanı örmeye çalışıyor. Krizleri donduran duvarları diplomatik yollardan yıkmaya çalışıyor. Sonuç da alıyor.
Türkiye ve Ermenistan ilişkilerini en nihayet normalleşme rayına oturtabilecek olan imzalar dün Zürih'te Dışişleri Bakanları Ahmet Davutoğlu'yla Edward Nalbantyan tarafından atıldı. Bölgesel barış adına, bölgesel istikrar adına olumlu bir gelişme... Eğer Türkiye bir yandan içeride Kürt sorunuyla, Ermeni meselesiyle ilgili dertlerden kurtulmaya devam ederken, aynı zamanda kendi etrafında 'sıfır problemli' bir çevre oluşturabilirse, hiç kuşkunuz olmasın, demokrasi ve refah çıtası daha yüksek zamanlar yaşayabiliriz. Sürekli barış korkusu içinde yaşayanlara, kulakları savaş tamtamlarına alışmış olanlara boş verip, 'şeytan üçgeni'ni 'barış üçgeni'ne çevirmek için yola devam...
(HASAN CEMAL / MİLLİYET)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



