"Derken efendim, geldik mi 11 Ocak 1973 gününe. Vefadaki yurdun girişinde, bir arkadaşımın elinde Milli Gazete ile girmesini bekliyorum.
Fakat yok. Ceketimin yakasını kaldırarak ve hacmimi küçülterek yağan karın altında koşar adım yürüyorum. Şehzadebaşı, Vezneciler, Beyazıt, Çarşıkapı, Çemberlitaş ve Cağaloğlunda Üretmenhan. Diyorlar ki: Matbaada basılıyor. Doğruca İncili çavuş sokaktaki Sabah Matbaasına. Baskı ustasının kontrol için aradan çektiği gazeteyi istiyorum. Yurda girerken başımdaki ve omuzumdaki karları silkelemeden, koynumdan çıkardığım gazeteyi arkadaşlarıma gösteriyorum: Milli Gazete çıktı! İşte bizim gazetemiz.
Hazırlayanların dahi görmedikleri bir saatte, bizzat matbaadan gazete alan Milli Gazetenin ilk okuyucularından olma gururu ve huzuru içimden hiç eksilmedi." (14 Ocak 2010)
Elbette öncesi de vardı o sevda ateşinin. Rahmetli Hocamızın her sohbetinde, konferansında, siyasi toplantısında müjdesini verdiği "Milli Gazetemiz çıkacak" dediği günlerdeki heyecanımızı bir abartma sanmasın hiç kimse.
Şerliklerini ehvenleştirerek bu ülkenin insanlarına bir göz boyacılığı ile, bir akıl tutulması ile kabul ettirenlere karşı başlatılan mücadelenin bir neferi olarak bilmek kendini ve iliklerine kadar hissetmek bu duyguyu, insanı çok çok heyecanlı kılmaz mı
İlanlarını duvarlarda gördüğümüzde, bir büyük sanat eserine bakar gibi bakmıştık. Üzerinde "Milli Gazete 12 Ocakta çıkıyor" yazısı bulunan o afişleri İstanbulun caddelerinde, meydanlarında, vapur iskelelerinde görmek ne kadar sevindirmişti bizi, ne kadar mutlu etmişti.
12 Ocakta İstiklalimizi ilan edecektik. Bağımsızlık pasaportumuz verilecekti elimize.
Milli Gazetelyi ilk okuyan insanlardık, Vefadaki İlim yayma Yurdunda. "Yahudi Kongresi"ni haberleştirmişti manşetinde... Biz bu haberi biliyoruz, gülümsemeleri altında elden ele dolaştı gazetemiz.
O sevinci birlikte yaşadığımız iki arkadaşımı bugün rahmetle anıyorum. Yurdun lobisindeki Edebiyat sohbetlerinin vazgeçilmezi Mehmet Zeki Ekici ve "Ben Vali Olacağım" dileğiyle/duasıyla Hukuka başlayan Aydın Arslan... Rahmet olsun onlara. 12 Ocakta yoğun kar, Milli Gazete neşriyata başladığı için İstanbulun yüzü ağardı, espirisini yaptırmıştı ertesi günkü nüshasında. Ki o espiriyi ben hep tuttum. Milli Gazete İstanbulun ak yüzü idi...
Doğru zamanlara yolculuğumuz, Milli Gazete ile doğrulansın efendim!
"Mah" Yüzüne Bir Mikap Ser
MİTin 85. kuruluş yıldönümü münasebetiyle davetli gazetecilerin yazdıklarından okuduk; çalışma felsefesini özetleyen bu cümleleri."En iyi strateji rakibinin seni çözdüğünü sandığı stratejidir."İşte bu cümle beni uluslararası röportajlarıyla ünlü gazeteci M. Ali Birantın, Rusyanın dağıldığı günlerde son KGB şefiyle yaptığı ve bir tv kanalında yayınladığı o sohbete götürdü. (Daha önce de yazmıştım.)KGB Şefine soruyor Birant: Efendim, aranız nasıldı ABD ajanları ile Sizi çok yordular, çok uğraştırdılar mı Biz çok roman okuduk, Holivud filmi seyrettik CIA ajanlarının Moskova başarıları üstüne. KGB şefinin cevabı gayet net: O bahsettiklerinizin rahat hareket edeceği bir alan bırakırsınız, onlar o alanın içinde ve gözetiminiz altında başarıdan başarıya döner dururlar. CIA-KGB rekabeti üstüne kurulu yem soruya alınan reklam yüklü bu cevaptan sonra yine sordu Birant: Efendim, bizimkiler için ne söyleyecek siniz Onlarla da bir mücadeleniz oldu mu Bir önceki soruda, ülkesi dağılmasına/dağıtılmasına rağmen cevabında övünme payını öne süren KGB şefi, bizi ilgilendiren bu soruyu diplomatlığını vurgulayan bir üslupla cevapladı: Dudaklarında ise hafif bir gülümseme...-Sizinkiler mi Onlar kendilerini o kadar güzel gizlemişlerdi /kamufle etmişlerdiki, biz hiç fark etmedik. Üzülmüştüm ve hazmedememiştim bu cevabı. Gerçi hala da etmem... Keşke demiştim, M. Ali Birant bu kısmı sadece ilgililere, böyle bir cevabın gelmesine sebep olanlara gösterseydi, dinletseydi diye geçmişti aklımdan.Bir ajanlık öyküsü daha...12 Eylül günlerinden.İhtilalcilerin gözetimindeki TRT tvsinde yayınlanan bir geçmiş zaman başarısı programında Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan bir olayı anlattı, görevlendirilmiş ajan. -Bir konuyu görüşmek için İngiltereden birkaç kişilik bir heyet gelmişti. Onları takip için ben görevlendirildim. Çünkü İngilizce biliyordum. Kaldıkları otelin bir görevlisi olarak sürekli odalarına girip çıkıyor, konuşmalarını dinlemeye çalışıyordum. Bir keresinde odalarına servis yaptığım sırada kendi aralarında dedilerki: Şu kadar, ya da şuraya kadar isterlerse tamam. Daha fazlası yok. Çeker gideriz!Duyduklarımı rapor ettim ve anlaşma o sınırda/ o şartlarda sağlandı. Bu bizim başarımızdı!Yirmili yıllar, seksenli yıllar... Aradan elli yıldan fazla zaman geçmiş ve biz hala o başarıyı(!) konuşuyorduk. Sevinmemiz için anlatılan bu olay da üzmüştü bizi. Sonra başka üzüntülerde yaşadık. Fakat hiç birine alışamadık. 1980 öncesindeki yıllarda kulaktan kulağa yayılan ve bugün yargılanmak istenen K. Evrenin gücü üstüne bir efsane söylenti vardı: kızları ve damatları MİT içinde olduklarından...Benim merakım ise 28 Şubat üstünedir. 28 Şubatta kim, nerede idiler Bunu öğrendiğimizde, bu ülkede "Ben yandım, el yanmasın" olacak!
Doğuran çocuk haberi
"Şeyhülmuharririn" sıfatı verilen Burhan Felek annesinin kendisini 15 yaşında doğurduğunu yazmıştı. Yani annesinin gerçek yaşı idi 15.Boluda bir hastanede bir hamile kadının 11 yaşında olduğunu öğrenen şanlı basınımız, Skandal başlıklarıyla duyurdu bu haberi. Burhan Felek yaşıyor olsa, niçin doğdun 15 yaşındaki bir kadından, diye sormazlar mı idi bunlar Sanki bu ülkede doğumlar anında ve gün güne kayıt ediliyor(du) nüfus kütüklerine.Sanki bu ülkede ölen çocuğun nüfus cüzdanı, sonra doğana verilmiyor(du). Sil, yaz; devletin kağıdına, mürekkelbine, memuruna yazık değil mi Sanki bu ülkede muhtarlar altı ayda bir toptan kaydettirmediler doğan çocukları. Ya ölürlerse altı ay olmadan. Bir de silinmesi var bu işin. Sanki bu ülkede köy çocuklarının çoğunluğunun doğum tarihinin Ocak ayı olması normal sayılmadı. Muhtar bey topladı, biriktirdi ancak getirdi efendim. Sanki bu ülkede altı ay ara ile doğmuş gibi yazdırılmadı nüfusa, aynı ailenin iki yaş farklı iki çocuğu...Sanki bu ülke 8-10 yaşından sonra ancak kaydı yapılan çocuklar olmadı.Uzar gider bu sankiler.Çok mu zor nüfusta 11 yaşında gözüken birinin gerçek yaşını öğrenmek.Hayır!Bu ülkeyi 11 yaşındaki çocuklarına doğum yaptırıyor diye yazarak muhbirlemek batıya, daha kolay ve daha çok getirili...Olay bu.
Toplum koçu uyarıyor
-Hey amca! Sen bana adam olamazsın demiştin ya...-Hayır yavrum. Ben dememiştim sana, baban demişti.-Ama ben oldum, amca.-Ne oldun Bildim bileli aynı ebattasın.-Öyle deme amca. Ben toplum koçu oldum. -Ha anladım. Baban seni hiçbir zaman koçum diye sevmedi. Senin de içinde kaldı.-Hayır öyle değil amca. İstersen sana toplum koçu olayım. Tedbirini şimdiden al.-Ne tedbiri yeğenim. Bizim ihtilallerle işimiz olmaz.-Bir tek ihtilal mi Mesela kadife perden yokmu -Kadifeden kesesi türkümüz bile var yeğenim. Kadife perde ile adam mı boğacağız -Zenginlik alameti amca. Porselen vazon da vardır. Ben bile görmüştüm.-O porselen değil oğlum. Çin işi plastik. Sen düşürünce kırılmadı, bilmen mi -Amca görünüşü porselen. Hem sonra koltuk takımı da var; oymalı, oymalı...-Ellerim diyor ki: şuna bir şamar koymalı. Yeğenim yeter gayri, yoruldum.-Ben toplum koçuyum amca. Geleceğin için tedbir almak benim görevim.-Benim gidesim gelmiş yeğenim. Geleceğim mi kalmış -Öyle deme amca, Allah korusun bir tutuklanırsan, hepsi filme alınacak bunların.-Ne filmi yeğenim Yeşilçam bizim evlere mi giriyor Kemal Sunal da gelecek mi - Bir gece ansızın gelebilirler amca. Sen en iyisi tabloların kenarına "Hayat mecmuasının orta sayfasıdır" diye tabela astır. Ne olur, ne olmaz.-Sen ne diyorsun yeğenim Ne olacak diyon -Toplum koçu olarak seni hazırlıyorum amca.-Tahtaya mı hazırlıyorsun Baban boşuna demedi sana, adam olamazsın diye.
Sürüngen
Bir sürüngen, kılavuzu olmuşsa sürünün,Siz o sürüdekiler! Sürüm sürüm sürünün!..Böyle bir iktisatOlur şey değil. Bu nasıl bir iktisat İMF emretti sat, borç birikti sat...Ekrem Şama
Cesaret geldi
TBMMnin bir komisyonuna (susurluk mu idi) ifade vermek üzere çağrılan orgeneral Teoman Koman ve Tuğgeneral Veli Küçük gitmemişlerdi. Meclis bu ülkenin meclisi idi.İçindekileri bu ülkenin insanları seçmişti. Komisyondakileri ise meclistekiler...Ama o generaller davete icabet etmediler.Meclisin çağrısını umursamayan/takmayan o generallere, neden ama diye soramayan ve bu ülkenin başka TBMMsi yok, saygı herkesin mecburiyetidir, diye yazamayanlar, bugün Başbuğun tutukluluğuna itiraz yazıları döktürüyorlar. Dediklerinin artık bir tesiri/değeri varmış gibi...
Yavrum Mesut Ve The Şapgalı Baba
Yakanı yakarlar
-Alo! The Şapgalı Baba ben yanıyorum yahu. -Neden yanıyorsun, niçin yanıyorsun, nerde yanıyorsun Binaenaleyh sen yansan da pişmezsin yavrum Mesut. Hamlığın fevkaladedir senin.-Felsefe yapmayı bırak the şapgalı Baba. Yunanlılar peşime düştüler yahu.-Seni denize dökerek intikam mı alacaklar Binaenaleyh seni neyin karşılığı olarak görüyorlar Yarasa kadar canın var.-Ormanlarını ben yakmışım, diyorlar yahu.-Burada milleti yakmaktan, başka yerde bir şey yakmaya fırsatın olmadığını söyle. Binaenaleyh bir kere yurt dışına çıktın, fevkalade yumruk başını yakmadı, kırdı.-Ağzım kırılsaydı da konuşmasaydım the şapgalı baba. Kurtar beni yahu.-Ben seni bilirim, başka yerinle konuşurdun. Binaenaleyh zaman aşımından yırtarsın, korkma!-Kurtar beni the şapgalı baba yahu.-Senin için kurtuluş savaşı başlatamayız yavrum Mesut. Binaenaleyh istersen ilk kurşunu kendine sık. Baba olduk, fevkalade hastabakıcı olduk.-Şimdi öyle mi olduk the şapgalı Baba. Sana da bir gün sıra gelir yahu.-Bana ne sırası gelecek yavrum Mesut Binaenaleyh bütün sıralara gittim geldim. Ben sıramı fevkalade savdım.-Silivri vilayet olmak için mi rüyana giriyor o zaman the şapgalı Baba.-Kendim için rüya görüyorsam namerdim. Binaenaleyh ben memleketin her yerini rüyalanırken, Silivriyi de fevkalade görüyorum. -Beni de düşün the şapgalı Baba. Yunanlılar mahkemeye verecekler yahu.-Ne mahkemesi yavrum Mesut Binaenaleyh ben nizamiyeden döndüm. Kendim için dönmüşsem namerdim. -Sana şimdilik sıra gelmedi the şapgalı baba. Mübaşir beni çağırıyor yahu.-Hemen git yavrum Mesut. Binaenaleyh beni tanımadığını söyle. Şapgamı nereye koymuştum Fevkalade gitmek istiyorum. -Dur, nereye gidiyorsun the şapgalı baba Seni daha çağırmadılar diyorum ya hu.-Nere olursa oraya giderim. Binaenaleyh sorduklarında bulamasınlar. Ört üstümü yavrum Mesut, fevkalade ört.