Sultan Mehmet Reşad ve Sultan Vahdettin dönemlerinde sarayın başmabeyinciliğini yapan Lütfi Simavi'nin, 20. yüzyıl başında kaleme aldığı 'Teşrifat ve Adab-ı Muaşeret' kitabında, sokakta yere tükürmenin hoş bir davranış olmadığı tavsiye edilirken Avrupa'da birçok belediye tarafından yere tükürmenin yasaklandığına dikkat çekiliyor.
Sultan Mehmet Reşad ve Sultan Vahdettin dönemlerinde sarayın başmabeyinciliğini yapan Lütfi Simavi'nin, 'Teşrifat ve Adab-ı Muaşeret' kitabında Cumhuriyet'e geçiş döneminin sosyolojik yapısı anlatılırken batılılaşma etkisinden toplum içinde nasıl davranılması gerektiğine dair birçok tavsiye yer alıyor.
Yemek sofrasında büyük lokmalar almanın edep ve terbiyeye aykırı olduğu belirtilirken, "kendinden ve başarılarından bahsetmek ve yerli yersiz meselelere ve iddialara kalkışmak pek çirkindir" denilerek birinin kusurunu yüzüne karşı söylemenin de kötü bir davranış olduğuna dikkat çekiliyor. Sokaklarda yere tükürmenin ayıp bir davranış olduğunu vurgulayan Simavi, Avrupa'da yere tükürmenin yasaklandığını ve nedenini ise şöyle anlatıyor: "Avrupa şehirlerinin birçoğunda verem gibi bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek maksadıyla sokakta tükürmek belediyelerce resmen yasaklanmıştır."
Sigara için kadından izin...
Eser de dikkat çeken bir konu da kadınların bulunduğu ortamlarda sigara içilebilmesi için erkeğin kadınlardan müsaade alması gerektiği; "Kadın bulunan bir toplulukta sigara içmek için kadının müsaadesi alınmalı" cümlesiyle ifade ediliyor.
"Milli geleneğimizde en fazla takdire şayan olan hususlardan biri de ebeveyne ve büyüklere gösterilen hürmet idi. Eski terbiyemizde peder ve validenin rızasını almaya pek fazlaca özen gösterilirdi. Hatta evlat sakallı, saçlı olsa bile pederinin yanına giderken saygılı bir vaziyet alır, otur demeden oturmaz ve huzurunda katiyen sigara içmezdi" sözleriyle eskiden anne ve babaya gösterilen saygıya dikkat çekilirken bu saygının gün geçtikçe azaldığı, "bu iyi terbiye de maalesef yavaş yavaş ortadan kaybolmaktadır" şeklinde ifade ediliyor.
Romanlardaki Avrupa gerçek değil
O dönemin genç kızlarının Avrupa'ya özendikleri; Fransızca ve İngilizce konuşarak kendi kültürlerine bir Fransız gibi yabancı kaldıklarına dikkat çekiliyor. Avrupa'yı yanlış tanıdıkları; "Avrupa'yı bir takım romanların tasvir ettiği gibi düşünüp hayal etmektedir. İşte yanlış bir terbiyenin ve üstünkörü bir eğitimin sonucu" cümlesiyle anlatılıyor.
Ülkemizdeki alafranga bir yaşam tarzına değinen Simavi, ülkemizdeki ve Avrupa'daki gözlemlerini şöyle anlatıyor: "Biraz yabancı dil öğrenmiş bir takım genç kızların adedi Allah'a şükür sınırlıdır. Güya modaya uyarak garip kıyafetlerle ve yarım dekolte denilecek bir halde geç vakitlere kadar caddelerde dolaşmaları pek çirkin bir manzara oluşturuyor. Fransa'da aile kızları yalnız sokağa çıkmazlar. Amerika'dan sonra kadınların en fazla serbest oldukları İngiltere'de de hanımlar alışverişleri bittikten sonra süratle evlerine dönerler."
Kimdir?
Yurtdışında önemli görevler alan Lütfi Simavi, 1909'da 31 Mart Olayı'nın ardından, II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra yerine padişah olan Sultan Mehmet Reşad, onu Meşrutiyet sarayına yeni bir düzen vermesi için, saray başmabeyinciliğine atadı. Üç yabancı dil bilen, Batı'yı Doğu kadar iyi tanıyan Lütfi Simavi bu görevinde üç yıl kaldı, 1912'de kendi isteğiyle ayrıldı. Simavi, 1918'de yeniden başmabeyincilik görevine atandı. 1919'da görevinden alındı. Simavi, çeşitli dergi ve gazetelerde tarih, siyaset, protokol kuralları üzerine makaleler yazdı, kitaplar yayınladı.
*Başmabeyinci: Osmanlı Devleti'nde padişahların dışarıyla olan ilişkilerine bakan, buyruklarını ilgilere bildiren, bazı kişilerin dileklerini kendisine ileten görevlilerin başında bulunan kişi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Timuçin Mercanoğlu / Türkiye
Etiketler:



