sıradan bir görev olmanın ilerisine taşımış oluyoruz. Gerek sakal ve gerekse başka bir Sünnet için sıradan bir göz kullanmak ne kadar doğrudur. Eğer Sünnet, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bağlı olmanın simgesi ise biz de ona bağlı olmadıkça Allah‘ın rızasına eremeyeceksek, hangi Sünnet sıradan bir iştir?
Başta sakal olmak üzere bütün Sünnet olan emirler, bizim için din dairesinin içinde kalan emirler olarak görülmelidir. Buna göre de sakalın yeri çeneler değil beyinler olacaktır. Sakalı, çağdaş anlayışlara, gizil veya açık baskılara tıraş ettirmek, bu mantıkla bakıldığında dinden taviz vermektir. Dinden taviz ise kimsenin harcı değildir.
Şüphesiz, ‘güç yetirmek, imkân dâhilinde olmak‘ önemli bir ölçüdür. Ama bu ‘imkân dâhilinde olma‘ durumu, namazdan oruca kadar bütün ibadetler için muteberdir. Namaz için de imkân dâhilinde şartı aranabilir. Cihat da becerebilen, gücü yeten için farzdır. Zekât ve hac gibi ibadetler de gerekli şartlara muktedir olanlara gerekmektedir.
Sakalı ele alırken onun Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnetlerinden bir Sünnet olduğunda herhangi bir tartışma yoktur. Başta Buharî olmak üzere muteber bütün hadis kaynaklarında sakal bırakmayı emreden hadisler vardır. Kendisinin de sakallı olduğu tartışılamayacak kadar açık bilgilerle bize ulaşmıştır. Bu sakallılığın da yöresel ve çağdaş yaşamının gereği gibi bir zarfa konamayacağı bilakis sakalı müşriklere muhalefet olarak gördüğü de elimizin altındaki sağlam bilgiler de vardır. Sakalla ilgili olarak, ‘müşriklere aykırı olmak için sakallı olma‘ ikazı da en sahih hadislerle bize ulaşmıştır. Buharî ve Müslim‘de bu hadis rivayet edilmiştir. Dolayısıyla kimse çıkıp, sakalın o günün şartları olduğunu iddia etmesi mümkün değildir. Sakal, bilakis bir aykırılık simgesidir. Bu aykırılık da en büyük düşman şirke ve müşriklere karşıdır.
Sakalın yeri çeneler değil beyinlerdir
Sakal diğer bir yandan da Allah‘ın yaratış tarzını temsil etmektedir. Erkeği sakallı, kadını sakalsız yaratması Allah‘ın yaratma tarzıdır. Erkeklerin sakallı bulunmaları, sakalı koruyan anlayışa sahip olmaları, Allah‘ın yaratmasına saygı ve onu sürdürme olarak anlaşılırken, sakal kesmeleri, sakalsızlığı benimsemeleri ise iman iddiasına rağmen Allah‘ın yaratma tarzına karşı açık veya gizli bir baş kaldırma olarak da görülebilir. Elbette burada, sakalsızlığın nedenine göre değişecek bir durum vardır. Sakalsızlığın nedeni, ‘güç ve imkân‘ sınırlarının aşılmış olması olabileceği gibi zevklere ters gelen bir emrin yok sayılması gibi bir idrak de olabilir. Herkes kendi durumuna göre Allah‘ın huzurunda bu kılların hesabını verir.
Pek çok hadiste sakal, fıtrî yapıdan sayılırken de buna işaret edilmiş olmaktadır. Fıtrî yapı ise orijinalliği temsil eder yani bozulmamış yapıyı, peygamberler başta olmak üzere tabii bir hayat yaşayanların koruduğu hayatı temsil eder. Bütün mü‘minlerin de bu tabiliğe teslim olmaları, bozmadan devraldıklarını bozmadan devretmeleri gerekir. İmkânların dışında kalmanın dışında, hiçbir neden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin açık hadisleri ile emredilen bir hususu ikinci işlerden görmeye neden olamaz. Zira sakalı ikinci bir iş görmeye mani pek çok hadis vardır.
Sakalsızlık batılılıktan üreyen bir hastalıktır
Bir başka husus da, sakalsızlığın içimize sızan Batılılıktan üreyen bir hastalık olması gerçeğidir. Bir yandan millilik iddiası diğer yandan da gayrı milli bir tavır olarak sakala muhalefet makul değildir.
Burada sakalı emreden hadisleri zikretmeye gerek görmüyoruz. Sakalın Peygamber kimliği ile bütünleşen bir iş olduğunun tartışılması mümkün değildir. Sakal Sünnet‘tir demek de bu olmalıdır. Müslümanlar, çenelerinde sakal uzatamayabilirler de. Bu, sözünü ettiğimiz imkânların dışında kalabilir. Kanunlarla baskı altına alınabilirler. Gümrüklerden çevrilme riski altında olabilirler. Kiralık ev bulmalarının bile imkânsızlaşması söz konusu olabilir. Dinimiz, güç yetirmeyi her zaman muteber görmüştür. Eski zamanlarda da yeni zamanlarda da güç yetirme muteberdir. Meselemiz, bir Müslüman‘ın çenesindeki tüyleri kesip kesmemesi meselesi değildir. Bilakis, beynindeki sakalları basit görmesi veya dinden görmesi meselesidir meselemiz.
Müslüman, sakallı olmayı basit görürken aslında o basit gördüğü, çenesindeki tüyler değildir. Çenesindeki tüyler üzerinde, iman ettiği Peygamberinin tasarruf yetkisini benimseme veya benimsememe çizgisinde bir anlayış sıkıntısı vardır önümüzde. Sakalla başlayıp tesettürden devam eden gevşekliğin bedelinin Peygamber aleyhisselamdan uzak kalmak olarak sonuçlanacak bir sürece girildiğini anlamalıyız. Sakallı olmayı emredenle, sakallı olmak için iznine başvurmamızın gerekli olduğunu vehmettiğimiz kimseler arasında ne kadar büyük uçurumlar bulunduğunu bir idrak edebilsek!
O zaman insanlar ‘sakal bırakma duası‘ yerine o noktaya geç ulaşmadan dolayı istiğfara muhtaç olduklarını da anlamış olacaklardır.
Bu idrake erdiğimizde de sakalımız zaten çenemizden beynimize taşınmış olacaktır.





