İnsan yer ile gök arasında bağlantı ve köprü merkezidir. Bundan dolayı Akşemseddin insanı, arz ettiğimiz rüyadaki gibi Arabistan‘daki küçük çayla Göynük‘e giden ummanın birleştiği noktaya benzetmiştir.
Bu anlamda Akşemseddin‘de insan ‘bahreyn mecmaıdır‘ yani iki denizin birleştiği yer ve mekandır. Kavuşum kavşağı ve iltika noktasıdır. Bu da oluyor ki, rüyadaki hakikat Akşemseddin‘in hem kendisi hem de çizdiği insan portresidir. Bu da Allah‘ın insana kendinden verdiği ruh ile kendisinin isim ve sıfatlarını ihata eden sonsuz denizin buluştuğu mekandır ki, biz buna gönül diyoruz. Onun derinliğinin sınırı olmadığı gibi bir kenarı da yoktur.
Sahilsiz bir umman ve denizdir. Akşemseddin bunu açıklamanın çok zor olduğunu söyleyerek; "Beni gören kimse içimi dışımı beden sanır. Halbuki içimde o sahilsiz deniz vardır" demektedir. İşte insan bundan dolayı bütün kainatın ve Hakkın tecelligahıdır. Onun görevi aslına kavuşuncaya kadar hep onu istemek ve o yolda didişmektir.
Onun için Akşemseddin "Kul isen hani sultanın?" diye soruyor. Hemen arkasından "Mülkü, yani bedeni viran eyledin, bu mülke sultan iste ki bulasın", talebinde bulunuyor. Zira can beden kafesinde kutsal bir kuştur. 0 hep asıl yurduna varıp orada yerleşmek ister. Ancak oraya maddi zenginliklerle, şan, şeref ve nişan ile varılmaz. O, ruhu zengin gönlü pişkin bir garip işidir. Akşemseddin diyor ki, bu beden ve canı terk etmeyen canana ulaşamaz. Gönlünü öyle bir cana ver ki o her vücudun canı (Allah‘ın ruhu) olsun. Zira, insan asıl denizin kaynağıdır. Bunu fark etmeyip de kırlarda, vadilerde susuz dolaşıp gezmek olmaz. Dünya sevgisi kalbi harap eder. Halbuki, o insanın zehirletir. Berrak su sanıp insan onu içmemelidir. Onun içeceği su, abı hayat kaynağı ve sonsuzluk çeşmesinin suyudur...





