Hz. Peygamber, Mus'ab bin Umeyr'i öğretmen olarak Medine'ye göndermesinden kısa bir süre sonra Mus'ab bin Umeyr, Es'ad bin Zürâre ile Medine'de bir sokakta oturmuş sohbet ediyorlardı. Sa'd bin Mu'âz, yanlarına yaklaşıp: "Ey Es'ad, aramızda akrabalık olmasaydı, sen bu adamı elimden kurtaramazdın. Sen memleketinden çıkarılmış şu yabancı adamı, zayıflarımızın inançlarını bozmak için mi çağırdın?" dedi.
Bu sözlere Mus'ab bin Umeyr yumuşak bir şekilde cevap verdi: "Ey Sa'd, sen zeki bir kimsesin, hele biraz dur, oturup bizi dinle, anla, sözlerimiz hoşuna giderse ne âlâ, eğer sözlerimizi beğenmezsen, biz bunu sana tekliften vazgeçeriz. Bizi bırakır gidersin."
Mus'ab bin Umeyr, Sa'd bin Mu'âz'a önce İslam'ı anlattı. İslâm'ın esaslarını açıkladı. Sonra tatlı ve güzel sesiyle Kur'ân okudu. O okudukça Sa'd bin Mu'âz'ın hâli değişiyor, kendinden geçiyordu. Kur'ân'ın eşsiz belâgati karşısında kalbi yumuşadı ve büyük bir tesir altında kaldı. Kendini tutamayıp dedi ki: "Yemin ederim ki ben, şimdiye kadar, hiç bilmediğim bir şeyi dinledim. Siz bu dine girmek için ne yapıyorsunuz?"
Mus'ab bin Umeyr hemen ona kelime-i şehâdeti öğretti. O da: "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh" diyerek Müslüman oldu.
Sa'd bin Mu'âz Müslüman olmaktan duyduğu huzur ve sevinç içerisinde yerinde duramaz oldu. Üseyd bin Hudayr'ı yanına alıp, kavminin toplandığı yere gitti. Abdüleşheloğullarına hitaben dedi ki: "Ey Abdüleşheloğulları! Beni nasıl tanırsınız?"
- Sen bizim reisimiz ve büyüğümüzsün, sana güveniriz, biz sana tabiyiz.
- O hâlde hepinize haber veriyorum. Ben Müslüman olmakla şereflendim. Sizin de Allah telâya ve O'nun Resulüne iman etmenizi istiyorum. Eğer iman etmezseniz sizin hiçbirinizle konuşmayacağım, görüşmeyeceğim.
Abdüleşheloğulları, reisleri Sa'd bin Mu'âz'ın Müslüman olduğunu ve kendilerini de İslâm'a davet ettiğini duyar duymaz hep birlikte Müslüman oldular. O gün akşama kadar, Medine semalarını kelime-i Şehadet ve tekbir sedalarıyla çınlattılar. Bu hâdiseden kısa bir müddet sonra bütün Medine halkı, Evs ve Hazrec kabileleri İslâm'ı kabul edip, iman ettiler. Sa'd bin Mu'âz ve Üseyd bin Hudayr, kabilelerine ait bütün putları kırdı.
Bu durum Hz. Peygamber (sav)'a bildirildiğinde çok memnun oldu. Mekkeli Müslümanlar sevince gark oldular. Bu sebeple o seneye (m. 621) "sevinç yılı" denildi.
Peygamber'in hükmünü söyleyen hakem
Hendek harbinde; Sa'd bin Mu'âz büyük bir kahramanlık göstererek savaşıyordu. Savaş sırasında İbn Araka adlı bir müşrikin attığı ok ile kolundan yaralandı. Ok atardamara isabet edip, çok kan kaybına sebep oldu.
Sa'd, yaralı bir hâlde, etrafındakilerin kanı durdurmak için uğraştıklarını görerek, durumunun ciddî olduğunu anladı ve şöyle dua etti: "Ya Rabbi, Kureyş harbe devam edecekse bana ömür ihsan eyle. Çünkü senin Resulüne eziyet eden, onu yalanlayan bu müşriklerle savaşmaktan hoşlandığım kadar başka bir şeyden hoşlanmıyorum. Eğer aramızdaki harp sona eriyorsa, beni şehitlik mertebesine yükselt. Fakat Benî Kureyza'nın akıbetini görmeden ruhumu kabzetme.
Peygamber efendimiz bir çadır kurarak, Sa'd bin Mu'âz'ı oraya yatırttı. Eslemoğulları kabilesinden Rafide'yi de onun tedavisi için görevlendirdi. Sa'd, orada yattığı sırada Peygamberimiz sık sık yanına gelip, hâlini sorardı.
Peygamberimiz Hendek savaşı sona erince, derhal Benî Kureyza Yahudilerinin üzerine hareket emri verdi. Benî Kureyza Yahudileri Peygamberimizle anlaşma yaptıkları hâlde Hendek savaşının en kritik anında, müşrikler tarafına geçmişler, Müslümanları arkadan vurmaya kalkmışlardı.
Sa'd bin Mu'âz böyle yapmamaları için onları ikaz etmişti. Fakat dinlememişlerdi. Bu sebeple Hendek savaşından hemen sonra Benî Kureyza Yahudileri kuşatma altına alındı. Sonunda teslim oldular. Haklarında verilecek hüküm için Sa'd bin Mu'âz'ı hakem olarak istediler.
Onların bu isteği üzerine Peygamberimiz Sa'd bin Mu'âz'ı yattığı çadırından getirtti. O, Yahudilere dedi ki: "Ne hüküm verirsem razı mısınız?" Yahudiler de cevap verdi: "Evet razıyız."
Bunun üzerine Sa'd bin Mu'âz, Benî Kureyza erkeklerinin boynunun vurulmasına hükmetti. Sa'd'ın verdiği bu hüküm, Yahudilerin elinde bulunan kitaplarına tıpa tıp uyuyordu. Bu hüküm gereğince erkeklerin boynu vuruldu. Kadınları ve çocuklar esir alınıp, mallarına el konuldu. Benî Kureyza'dan bazı erkekler ise Müslüman olup, kurtuldular. Sa'd bin Mu'âz bu hükmü verince Peygamberimiz buyurdu ki: Onlar hakkında, Allah'ın ve Resulünün hükmüyle hükmettin.
"Sen reislerin en iyisi idin!"
Sa'd bin Mu'âz, Hendek savaşında aldığı ağır yaradan sonra yarası daha da ağırlaşıp, hastalık durumu şiddetlenmişti. Hz. Peygamber (sav), yanına gelip Sa'd'ı kucakladı ve: "Allah'ım, Sa'd, senin rızan için senin yolunda cihâd etti. Resulünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan et" diyerek dua etti.
Sa'd bin Mu'âz, Hz. Peygamber (sav)'ın bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle diyebildi: "Ya Resûlullah! Sana selâm ve hürmetler ederim. Senin, Allah telânın peygamberi olduğuna Şehadet ederim."
Cebrail (as), Hz. Peygamber'e gelip: "Ey Allah'ın Peygamberi! Senin ümmetinden vefat edip de vefatı melekler arasında müjdelenen kimdir? Diye sordu.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) birkaç sahabe ile birlikte Sa'd bin Mu'âz'ın yanına gitti. Hz. Peygamber (sav), Sa'd bin Mu'âz'ın yanına gelince, onu vefat etmiş olarak buldu. Başucunda durup, Sa'd bin Mu'âz'ın künyesini söyleyerek buyurdu: "Ey Ebu Amr! Sen reislerin en iyisi idin... Allah sana saadet, bereket ve en hayırlı mükâfatı versin. Allah'a verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana vaat ettiğini verecektir."
Onun vefatı Hz. Peygamberi ve diğer Müslümanları çok üzdü. Cenazesinde bütün sahabe toplanmıştı. Hz. Peygamber (sav) cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı. Sahabeler, Sa'd bin Mu'âz'ın cenazesini taşırken dediler ki: "Ya Resûlallah! Biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik."
Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Sa'd'ın cenazesine yetmiş bin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalık hâlde inmemişlerdi. Sa'd bin Muâz defnedilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu. Cenazesi kabre indirilirken Hz. Peygamber (sav) kabri başında oturunca, mübarek gözleri yaşardı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



