KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs'ta Ocak sonuna kadar yoğunlaştırılmış müzakerelere devam edilmesi, ondan sonra Cenevre'de buluşulması kararının kendisi için "çok önemli" olduğunu, zira "ilanihaye müzakere masasında kalamayacaklarını" söyledi. Cumhurbaşkanı Eroğlu, KKTC'nin New York Temsilciliğinde, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile yaptığı üçlü görüşmeyle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Eroğlu, üçlü görüşmeden memnun kalıp kalmadığı ve tüm başlıkların görüşmede gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine, kendilerinin de üçlü görüşmeyi geçmişte istediklerini, o zaman bu görüşmeye Hristofyas'ın sıcak bakmadığını, ancak Genel Sekreterin kendilerini New York'a davet etmesi üzerine Rum liderin toplantıya "gelmemezlik edemediğini" belirtti.
"Ben üçlü görüşmenin yapılmasından memnunum" diye konuşan Eroğlu, görüşmede başlıkların detaylarına girilmediğini, 6 başlık olduğunun teyit edildiğini ve Genel Sekreterin giriş konuşması yaptıktan sonra tarafların görüşlerini almak istediğini anlattı. "Hristofyas'ın ise her zamanki gibi mülkiyet konusunu konuşurken hemen göçmenler ve toprak konusunu gündeme getirdiğini, bunu zaten 6 aydır mülkiyet başlığının görüşülmeye başlandığı zamandan beri yaptığını" söyleyen Eroğlu, toprak ve garantiler konularının müzakerelerde henüz görüşülmediğini hatırlattı.
"Garantiler deyince Türkiye'nin adadaki etkin ve fiili garantisi, Türk askerinin varlığının anlaşılması gerektiğinin" altını çizen Eroğlu, Rum parlamentosunun aldığı bir kararda, kırmızı çizgilerinin Türkiye'nin garantisinin kaldırılması olduğunu açıkladıklarını, kendisinin başbakan olduğu dönemde de KKTC meclisi tarafından alınan bir kararda, kendi kırmızı çizgilerinin garantilerin devamı olduğunu açıkladıklarını hatırlattı. Bu konunun müzakere sürecinde henüz gündeme gelmediğini yineleyen Eroğlu, Hristofyas'ın ise 6 aydan beri toprak konusunu ısrarla gündeme getirdiğini belirtti.
"Artık vatandaş da inancını yitirebilir"
Eroğlu, şöyle konuştu: "Ben de (Hristofyas'a) diyorum ki, mülkiyet konusu ayrı bir başlıktır, toprak konusu ayrı bir başlıktır, mülkiyet konusunu görüşmeyi büyük bir ihtimalle siz talep ettiniz, çünkü (BM Kıbrıs özel danışmanı) Sayın (Alexander) Downer bu öneriyi bana getirdi, ben de kabul etmiştim. O bakımdan mülkiyet konusunda bir ilerleme olmadan bir başka başlığa geçersek artık vatandaş da inancını yitirebilir. Dolayısıyla bu başlıkta bir ilerleme sağlayalım, ondan sonra diğer başlıklara geçeriz. Bize göre toprakla, garanti-güvenlik konusu da ilintilidir. Bu ikisini birlikte ileride görüşebiliriz, yani diğer konuları hallettikten sonra elbette bu başlıkları da görüşürüz, ama bugün değil. Hristofyas, mülkiyeti görüşürken Türkiye'den gelip vatandaş yaptığımız göçmenler ve toprak konusunu, üçünü bir arada görüşmek istiyor, biz ise bunu kabul etmiyoruz."
Üçlü görüşmeden sonra müzakerelerin ivme kazanıp kazanmayacağının sorulması üzerine Eroğlu, üçlü görüşmede Ocak sonuna kadar Kıbrıs'ta müzakerelerin devam etmesi, bu 6 başlıkta yakınlaşma olup olmayacağının tespit edilmesi ve Cenevre'deki üçlü görüşmede sonucun ne olabileceğinin değerlendirilmesinin öngörüldüğünü kaydetti. Kıbrıs sorununun yıllardan beri görüşüldüğünü ve bir yere varılamadığını vurgulayan Eroğlu, adada her iki halkın da, çözüm isteyen diğer ülkelerin de müzakereleri izlemekten yorulduğunu, usandığını ifade etti. Eroğlu, "Tahmin ederim Genel Sekreter de yoğunlaştırılmış müzakereler sonunda bizi Cenevre'ye davet ederken artık ne kadar mesafe katettik, ne kadar zamanda geriye kalanı da halledebiliriz gibi bir değerlendirme yapma fırsatı bulacağı düşüncesinde" diye konuştu. Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ne şekilde yapılacağının sorulması üzerine Eroğlu, buna Kıbrıs'ta karar verileceğini, yakınlaşmaları sağlama düşüncesiyle örneğin haftada iki defa liderlerin, hafta üç defa da teknik heyetlerin görüşebileceğini söyledi.
"Kuzeyde var olan gerçekleri göz ardı etmeden mülkiyette anlaşmaya varalım"
Mülkiyet başlığındaki tıkanıklığın yoğunlaştırılmış müzakerelerde aşılıp aşılmayacağının sorulması üzerine, Eroğlu şöyle dedi:
"Tabii emin değilim, ama neticede müzakere masasında bunu göreceğiz. Rum tarafının tıkanıklığa neden olan önerisinden bir tanesi şu: Mal sahibi ilk tercih hakkına sahip olsun, Kuzeyde mal bırakıp Güneye giden Rumlar mülkiyet konusunda tercihi kendi yapsın, ister malını satsın, ister malına gelsin iade alsın, isterse kiralasın. Biz de diyoruz ki aradan 36 yıl geçmiştir, bu 36 yıl içerisinde kuzeyde bir sosyal ekonomik yapı kurulmuştur, 36 yıl sonra tekrar insanların göçmen edilmesi başka huzursuzlukların ortaya çıkmasına, yapacağımız anlaşmanın da belki referandumda onay bulmaması veya ileride tartışmalara, yine kavgalara sebep olmasına yol açabilir.
Biz diyoruz ki kuzeyde var olan gerçekleri göz ardı etmeden geçen bu 36 yılı yok saymayacak şekilde mülkiyet konusunda bir anlaşmaya varalım ki ileride başımız ağrımasın, ileride yerinden yurdundan edilmiş insanlar yine birbirinin boğazına sarılmasın. Çünkü Güneyde de, Kuzeyde de 35-36 yıl sonra göçmenden bahsetmek doğru olmaz, 35 yılda bütün dünya devletleri göçmenlerini iskan da eder, rehabilite de eder, ekonomik hayata da sokar, o yüzden bu göçmenlik konusunu ön plana çıkararak yapacağımız anlaşmanın geleceğini tehlikeye atmamak gerekir."
Adada bir anlaşmanın sağlanması durumunda Adadaki iki halkın hep kendi bölgelerinde mi kalacaklarının ve karşı tarafa yerleşmelerinin mümkün olup olmayacağının sorulması üzerine, Eroğlu şöyle konuştu:
"O ileride. Zaman içerisinde arzu eden tabii gider. Biz zaten Rumların tapulu mallarını kabul ediyoruz, diyoruz ki malların sınırlı bir kısmı iade edilsin, büyük bir kısmı takas ve tazminatlarla halledilsin, çünkü bizim de güneyde bıraktığımız mallarımız vardır, güneyde bırakılan malları takasta kullanacağız, kuzeyde Rumların bıraktığı malların bir kısmını da tazminatla halledeceğiz, iki bölgeliliği bozmayacak şekilde bir tavan koyarak da belli bir nüfusun malına dönmesine izin vereceğiz, ama bu daha sınırlı olacak."
Eroğlu, zaman içerisinde, ortaya koyulan anlaşmanın iyi gitmesi halinde, Güney ya da Kuzeyde yerleşmek isteyen Türk ve Rumların olabileceğini, ama bunun ortaya konan anlaşmanın işleyişinin mükemmel olduğunun ortaya çıkmasından sonra olabileceğini anlattı. Eroğlu, "Ama başlangıçta iki bölgeliliği fazla sulandırmamak lazım, nüfus bakımından da, mülk bakımından da" diye konuştu.
Genel Sekreter anlaşma umudunu yitirirse...
Eroğlu, "Cenevre'de yapılacak toplantıda Genel Sekreter, misyonunun devam edip etmeyeceği konusunda herhalde kendisi karar verecektir" yönünde BM'de yaptığı açıklamanın hatırlatılarak, BM iyi niyet misyonunun bitmesinin mümkün olup olmadığının sorulması üzerine, "Tabii Genel Sekreter anlaşma umudunu yitirirse, bu parametrelerle bugüne kadar bu çözüme varılamamıştır, dolayısıyla yeni bir durum yaratmak lazım, veya tarafları serbest bırakmak lazım diyebilir" dedi.
"Günahsız bir halkın izolasyonlar altında tutulması insanlık ayıbıdır"
İzolasyonların aşılması konusunda BM Genel Sekreterinin desteğini görüp görmediği de sorulan Eroğlu, AB ülkelerinin KKTC'ye izolasyon uyguladığını vurgulayarak, "Bu zamanda, bu medeni dünyada, günahsız bir halkın izolasyonlar altında tutulması bana göre bir insanlık ayıbıdır. Kaldı ki Kıbrıs Türk halkının bir suçu yok. Kıbrıs'ta olayları başlatan Rum-Yunan ikilisi, ama bugün ikisi de AB içinde. Biz ise sadece yaşam mücadelesi verdik, onurumuzla yaşama gayreti içerisinde olduğumuzu gösterdik, direnişte bulunduk. AB maalesef haksız bir uygulama yapıyor bize, bunu kiminle görüşseniz, size bunun (izolasyonların) doğru olmadığını söyler, ama izolasyonların ortadan kaldırılması için herhangi bir öneride bulunan yok" dedi.
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle'nin izolasyona nasıl baktığına ilişkin olarak Eroğlu, şöyle konuştu: "Sadece onun elinde değil, biliyorsunuz bir de veto konusu var orada, gördüğüm kadarıyla AB içerisinde büyük devletler de izolasyonun kalkması yönünde bir baskı unsuru olmadılar. 26 Nisan 2004 tarihinde, Annan Planının oylanmasından hemen sonra AB'nin almış olduğu bir karar vardı (izolasyonların kaldırılması yönünde), ama maalesef o karar da uygulanmadı. İzolasyonların kaldırılması yönünde karar alıyorlar, ama bu kararı hayata geçiremiyorlar. Biz ısrarla hep bu kararın uygulamaya konması yönünde baskı yapmaya çalışmış olmamıza rağmen bu güne kadar da müspet bir davranış görmedik."
"Hristofyas'a New York'a gelmeden önce de bazı garantiler verilmişti"
Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın üçlü görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, görüşmeden son derece memnun ayrıldığını ve kendilerine herhangi bir zaman baskısı konmadığını söylediğinin hatırlatılması üzerine Eroğlu, Rum liderin New York'taki toplantıya gelmemesi için kendi koalisyon ortaklarından baskı gördüğünün ortada olduğunu kaydetti.
Hristofyas'ın da New York'a gelmeden önce parti başkanlarına üçlü görüşmede hiçbir anlaşmaya imza atmayacağı, hiçbir zaman limiti kabul etmeyeceği yönünde garanti verdiğini anlatan Eroğlu, "Zaten Sayın Hristofyas'a New York'a gelmeden önce de Sayın Downer tarafından, müzakerelere zaman limiti konmayacak şeklinde bazı garantiler verilmişti, onu da biliyorum. Dolayısıyla buraya Hristofyas'ı, ya da bizi sıkıştırmak için davet etmediler. Kıbrıs sorununun çözümü için bulunduğumuz müzakere masasındaki 6 başlıkta tıkanıklıklar vardı, 'Bu tıkanıklıkları nasıl aşarsınız, bu konuda önerileriniz var mı, onları görüşelim' şeklinde bir davetti, o maksatla buradaydık" dedi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



