Maddeten eksiklerimizi büyük ölçüde tamamladık, hazırlıklarımızı bitirdik ve fiziksel tüm şartları Ramazan için tamam eyledik. Şimdi ise “Manevi olarak tamam mıyız?” diye sormak için son bir günü yaşıyoruz. Bu yüzden, tüm Ramazan boyunca bize yetecek gönül doygunluğunu ve bu bir ayın hiçbir anını heba etmeyeceğimiz bir planı yapmalı ve ciddi bir “Ramazan hazırlık listesi” oluşturmalıyız!
Nedir Ramazanı bize hatırlatan şeyler? Oruç tutmak, aç kalmak, sahur yapmak, iftar etmek, mukabeleler, teravihler, Kadir Gecesi, davetler ve bayram olarak sayabileceğimiz, her birini hem ölümsüz fırsatlara hem de kocaman kocaman “vah”lara çevirebileceğimiz ana başlıklar…
İşte bu yüzden, ilk adım olarak, her yıl, öylece gelip gitmesine alıştığımız, günün bir kısmını aç, bir kısmını tok geçirme ibadeti olarak hayatlarımızda yer eden Ramazan’ın, aslında tüm ömrümüz boyunca karşımıza çıkabilecek en önemli fırsat ve bağışlanmak, temizlenmek için çok büyük bir bonus olduğunu kavrayarak önemini iliklerimize kadar hissetmeliyiz.
İkinci adım olarak ise bunun bilinci ile ve pek çok plan ve proje ile girdiğimiz ama bir yerden sonra yılgınlık gösterdiğimiz nice Ramazan’ın aksine, bu kez istikrarlı olabilmek için daha sağlam adımlar atmalı ve işin başında iken Rabbimizden yardımını istemeliyiz.
Eğer bu iki adımı uygulayabildikse Ramazan’ı Ramazan yapan şeyleri yeni baştan bir daha gözden geçirmeli ve kendimize ne kadarını uygulayabildiğimizin hesabını vermeliyiz.
Aç kalma ayı mı, Kur’an ayı mı?
Ramazan dendiği zaman istisnasız hepimizin aklına aç kalmak gelir. Oysa Ramazan Kur’an ayıdır, Kur’an’la tüm yıl boyunca aramıza koyduğumuz mesafeden kurtulma ayıdır. Bu yüzden biz de tüm Ramazanı Kur’an’la geçirme gayretinde olmak zorundayız.
Okumak mı, dinlemek mi evladır?
Elbette Kur’an’ı dinlemek de bir ibadettir. Fakat ünlü karilerden ve kendimiz iş yaparken Kur’an dinlemenin büyük ölçüde hazıra kaçmak ve vicdan rahatlatmak olduğunu düşünerek günde bir sayfa bile olsa kendimizi vererek okumalı, anlamını düşünüp okuduğumuz ayetlerde buyrulan emirleri hayatlarımıza yansıtmanın yollarını aramalıyız.
Tek kişilik mukabeleler...
Mukabele Allah Rasulü ve Cebrail aleyhisselam arasında yapılan, biraz Efendimizin okuyup Cebrail aleyhissamın dinlediği, biraz Cebrail aleyhisselamın okuyup Efendimizin dinlediği çok kuvvetli bir sünnettir. Bizde uygulamasını gördüğümüz gibi asla bir kişinin, bir hafızın hızlı hızlı okuması ve gruptaki diğer herkesin onu dinleyerek ay sonunda biten hatmi de kendi hatmi saymaları değildir. Bu yüzden, okuyabilen herkesin yavaş bile olsa bu mukabeleye eşlik etmesi gerekir.
Jet teravih modeli...
Teravih belki de Ramazanı insana hissettiren en tatlı ibadettir. En evlası yirmi rekât olan, fakat kişinin durumuna göre en az sekiz olmak üzere de kılabileceği ve cemaat olmanın hazzını insana yaşatan bir sünnettir. Böylesine güzel bir sünneti, jet imamların arkasında jimnastik hareketleri yaparcasına hızla mı yoksa ağır ağır, sindire sindire mi kılarak onun hakkını tam olarak verebiliriz?
Camilerde çocuk avı...
Çoğu zaman, torunları mübarek omuzlarında iken namazını kılan bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu unutuyor ve çocuklar koşup oynadıkları, gürültü yaptıkları zaman sanki namazımız olmayacakmış gibi davranarak cami yürekli çocuklarımızı incitiyoruz. Bu Ramazan, istisnasız her çocuğun Rahman’dan gelen bir ilham ile camilere karşı aşırı sevgisinin olduğunu, Ramazan’ın da camilerin de namazların da onlarla, onların neşe dolu sesleri ile daha anlamlı olduğunu kavrayacağımız bir miladımız olsun.
Takvimlerin Kadir Gecesi...
Bir ihtimal üzerine Diyanet’in belirlediği takvimin Kadir Gecesini ihya etmeye çalışmak, “Onu Ramazan’ın son on gününde arayın” telkinine çok da kulak asmadığımızı göstermiyor mu? İşaretleri takip ederek işi şansa bırakmayıp son on günün hepsini sanki Kadir Gecesiymiş gibi geçirmeye çalışmalı ve hayatımızın fırsatını kaçırma lüksümüzün olmadığını kavramalıyız.
Açlık uyku sebebi midir, uyanıklık sebebi mi?
İnsan açken, acizken, eksikken Rabbine muhtaç olduğunu daha çok hisseder. Biz de “Senin için nefsimi hesaba çekiyorum ya Rabbi” diyebilmeli ve O’nun adına aç ve susuz oluşumuzu bir şikâyet sebebi değil, O’na yakınlaşmaya vesile saymalıyız.
Sükûnet ve huzur ayı mı, sinir stres ayı mı?
Aç olmanın verdiği çaresizlik, susuz olmanın verdiği halsizlik ve günlerin uzun olması sebebi ile trafikte insanlara, iş yerimizde arkadaşlarımıza, çalışan ve işverenlerimize, eşlerimiz ve çocuklarımıza karşı gösterdiğimiz sinirli tavırlarımızla, asabi çıkışlarımızla, tuttuğumuz oruçların heba olmasına veya feyzinin kaybolmasına sebep olabileceğimizi bilerek hareket etmeli, sevapsız bir açlıkla boşu bosuna bedenlerimize zahmet çektirmekteki komikliği anlamalıyız.
Zikrin tadını alma…
Zikir, yolculukta, iş yaparken, yemen hazırlarken, yürürken, otururken, yatarken… Hayatımızın pek çok anında dil ile olmazsa kalp ve zihin ile yapabileceğimiz bir ibadet olmasına rağmen hemen hemen hepimiz hep es geçeriz. Bu Ramazan, diğer aylarımıza da yansıyacak derecede her anını zikirle geçirdiğimiz bir ay olsun inşallah.
Mukabele gibi mukabeleler, sünnet tadında teravihler, sükûnet içinde geçirilen oruçlar, kalbe dokunan zikirler, uyanık, diri, canlı, heyecanlı ve ne yaptığımızın farkında yaşayacağımız bir Ramazan ve ardından gerçek bir bayrama ulaşmak duası ile…