Yaklaşmakta olan mübarek Ramazan ayına hürmet etmek en başlıca vazifelerimizden olmalıdır. Oruç tutup da, gıybet eden yalan söyleyen, kalp kıran, haramlardan kaçmayan kimse, Ramazan ayına hürmet etmemiş olur.
Efendimiz Peygamberimiz Hz. Muhammet (a.s.v.) bu hususa şu sözleriyle dikkat çekmiştir:
"Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyla yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız. Çok Kur'an-ı Kerim okuyunuz!
"Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allah, kıyamet gününün korkusundan muhafaza eder."
"Ramazana çok hürmet etmelidir. Onun rahmeti müminleri sevindiricidir. O öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmaktır."
"Eğer kullar, Ramazan-ı Şerif ayındaki fazilet ve ihsanları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi. Çünkü bunda çok sevap vardır."
"Ramazan ayında bir günah işleyen, iki azaba müstehak olur. Ramazan ayında bir iyilik eden de, iki sevaba kavuşur."
"Ramazan ayının gündüz ve gecesinde Kur'an-ı Kerim'den bir ayek okuyana, her harfi için bir şehit sevabı verilir."
"Allah Ramazan ayında günah işlemeyi terk eden kimsenin, on bir aylık günahını mağfiret eder."
"Ramazan Bayramı günü melekler yolların kenarında durarak bayram namazına gidenlere şu müjdeyi verirler: 'Ey müminler topluluğu, size mükafatlar, hayırlar ve bol bol nimetler vereek olan kerem ve ihsan sahibi Rabbinizden isyetiniz! Zira O, size geceleri ihya etenizi emretti, siz yaptınız. O size gündüz oruç tutamınzı emretti, siz tuttunuz. O size Rabbinize itaat etmenizi emretti, siz de itaat ettiniz. Öyle ise bahşişinizi, mükafatınızı alınız! Namazdan sonra bir melek de şöyle nida eder: 'Biliniz ey müminler, bu gün şüphesiz mükafat günüdür, günahlardan kurtuluş günüdüz ve ayıplardan temizlenme günüdür."
(DÜŞÜNCE DÜNYASI)
YERÇEKİMİ DENEN SİHİRLİ GÜÇ!
Yerçekimini bilirsiniz. Gökyüzüne fırlatılan bir taş veya dalından kopan bir elma artan bir hızla toprağa düşer. İşte yeryüzünün cisimleri kendisine doğru çekme gücünce yerçekimi kuvveti denir.
Bu fiziğin temel kanunlarından biridir. Kainatta Yaratıcısı tarafından yaratıldığı zaman konan bu kanunu, ilk defe Türk bilgini El Biruni bulmuş ve daha sonraları bu düşünce Newton tarafından geliştirilmiştir.
İlim ilerledikçe de yerçekimi konusunda yeni bilgilere öğrenildi. Yerçekiminin, ağırlığımızın artması, boyumuzun kısalması ve hayatımızın uzaması üzerinde tesirleri olduğu anlaşıldı.
Eğer böyle bir kanun olmasaydı saatte bin mil hızla dönen dünyamızın yüzeyinden uzaya savrulmamız işten bile değildi.
Öte yandan bizim için hayati bir önem taşıyan oksijene yeryüzünde tutar. Dahası var. Bulutlardan yağmur çekere yer yüzünün hayat bulmasını sağlar.
Vücudumuzun yapısı ve sinir sistemimizin de yerçekimine göre ayarlandığını hiç düşündünüz mü? Başınızı hızla hareket ettirirseniz, başınızın döndüğünü hissedersiniz. Buna sebep, dengemizi sağlayan yerçekimi sinyallerinin zamanında yerine ulaşamamasından ileri gelir.
Eğer yerçekimi kontrolsüz bir kuvvet olsaydı, Dünya ile birlikte kainatın düzeni alt üst olurdu. Ve düzenin bozulmasıyla da kainat ortadan kalkardı.
Ama, Allah yerçekimini kontrolü altına alarak buna meyden vermedi. Ta kıyamete kadar...
(İSLAM TARİHİNDEN)
Hz. Ömer'in eniştesi, Hz. Said Bin Zeyd
İslam dinini ilk kabul edenlerden büyük çoğunluğu gençlerdi. Hz. Said bin Zeyd de 19 yaşında bir delikanlı iken Peygamberimize geldi. Ona inandı ve emrine girdi. Hz. Said'le birlikte Müslümanların sayısı on ikiye çıktı.
Hz. Said, Hz. Ömer'in kızkardeşi Fatıma ile evliydi. Fatıma da Müslümandı. Fakat o zamanlar Müslümanlar sayıca az olduklarından inançlarını gizliyorlar, ibadetlerini kimseye göstermeden yapıyorlardı. O zamanlar Hz. Ömer Müslüman olmamıştı.
Müşrifkelir ile gelenleri bir araya gelmişler, Peygamberimizi öldürmek için karar almışlardı. Ömer ileri atılarak, bu işi kendisinin yapacağını söyledi. Peygamberimizin bulunduğu yere gitmek üzere yola çıktı. Yolda giderken karşısına Hz. Naim çıktı. Telaşlı ve aceleyle yürüyüşünü görünce şüphelendi. Nereye gittiğini sordu. Ömer, "Muhammed'i öldürmeye gidiyorum" deyince Hz. Naim kaygılandı. Peygamberimizin hayatını düşünerek yönünü değiştirmek istedi:
"Sen Muhammed'den önce çoktan beri Müslüman olan kız kardeşin Fatıma ile enişten Said bin Zeyd'in yanına var?"
Bu sözleri duyan Ömer şaşkına döndü. Hemen yolunu değiştirdi. Eniştesinin evine gitti. Kapıya yaklaştı. İçeriden o zamana kadar hiç duymadığı bir ses geliyordu. Aceleyle tapıyı vurdu, içeri daldı. Hz. Said'le Hz. Fatıma Kur'an okuyorlardı.
Ömer'in içeri girdiğini görünce okumayı kestiler, ellerindeki Kur'an sayfalarını da sakladılar. Yanlarında bulunan Hz. Habbab da gizlendi. Ömer, "O okuduğunuz neydi, yoksa siz de mi Müslüman oldunuz" diye bağırdı. Hz. Said'in cevap vermesine fırsat kalmadan yakasından tuttu, yere çarptı. Tekme, tokat vurmaya başladı. Kocasını kurtarmaya gelen kızkardeşine bir tokat atarak yere serdi. Daha fazla dayanamayan Fatıma ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:
"Allah'tan kork ey Ömer, ben ve kocam artık Müslümanız, Allah'a ve Peygamberine iman ettik. Elinden geleni yap!"
Kardeşinin cesurca çıkışı karşısında insafa gelen Ömer, yumuşadı ve okudukları Kur'an sayfalarını istedi. Hz. Ömer, Kur'an ayetlerini kelime kelime okuyor, okudukça ruh dünyasında değişikler hissediyordu. Hz. Said'le hanımı Fatıma da sessizce onu seyrediyorlardı. Ömer duygularını dile getirdi: "Bunlar ne kadar güzel ve tatlı kelam!"
Hz. Ömer'in Müslüman olmasında eniştesi Hz. Said'le kızkardeşi Fatıma'nın büyük payı vardı. Allah onlardan razı olsun.
(BU GÜN NE DUA EDELİM)
Dinimiz için Allah bize yeter. Dünyamız için Allah bize yeter. Bizi kaygıya sevk eden şeylere karşı kerem sahibi olan Allah bize yeter. Bize zulmedenlere karşı kullarını hemen cezalandırmayıp hilim gösteren ve sonsuz kudret sahibi olan Allah bize yeter. Bize kötü tuzak kuranlara karşı sonsuz kuvvet sahibi Allah bize kafidir.
(TARİH DEDE YAZIYOR)
GERİ DÖNMEMEK İÇİN GEMİLERİ YAKTILAR
Sevgili çocuklar yarın, yani Pazartesi günü İspanya'nın Fetih günüdür. Bu vesileyle size tarihin en önemli olaylarından yani İspanya'nın nasıl Müslümanlar tarafından fethedildiğini yazmak istiyorum.
Tarık Bin Ziyad, tarihin en büyük komutanlarındandır.
Emevilerin Kuzey Afrika valisi Musa Bin Nusayr tarafından , İspanya'yı fethetmekle görevlendirilmişti. 7 bin kişilik kuvvetiyle 711 tarihinde Septe yani şimdiki Cebeli Tarık ismiyle anılan boğazı geçti. Askerlerine geri dönme umudu bırakmamak için, bütün gemileri yaktırdı. Sonradan çok kullanılan, "Gemileri yakmak" deyimi işte buradan kalmıştır.
Çok başarılı bir askeri harekatla Kuzey İspanya'ya kadar ilerleyen Tarık bin Ziyad, önemli şehirleri aldı. Endülüs Medeniyeti'nin yolunu açan komutan olarak tarihe geçti.
İspanya'nın güneyinde bu tarihte devlet kuran Müslümanlar. 1492'ye kadar burada 8 asır kalmışlardı. Müslümanlar ilim ve medeniyette o kadar ileri gitmişlerdi ki, Hıristiyanlar, Müslümanların yaptıkları eşsiz eserlerin tamamını tahrip etmelerine rağmen, şimdi bile hala bunların İspanya'da izleri ve kalıntıları vardır. İspanya'da, Kutruba ve Gırnata şehirlerinde üniversiteler kurulmuştur. İçinde 6 yüz bin kitap bulunan kütüphaneler vardı. İşte onlar böyleydi sevgili çocuklar.
(BİR MASALIMIZ VAR)
ÇOK BİLMİŞ TİLKİ
Bir varmış bir yokmuş...
Hayvanlar aleminde tilkilerin ne kadar zeki ve kurnaz olduğunu bilirsiniz.
Amaaa... "Çokbilmiş"i diğerlerinden ayıran bir özelliği vardı, biraz aptaldı...
Biraz mı... Aslında biraz daha...
Çokbilmiş henüz yavru bir tilkiydi. Annesi üzerine titriyordu ama, Çokbilmiş'in kafası neden çalışmıyor diye düşünüp dururdu. Halbuki ailesi nesilden nesile hep zeki olarak bilinirdi.
Annesi bir gün Çokbilmiş'i yanına çağırdı.
"Şimdi doğru ormana gideceksin. Teyzenin yuvasını biliyorsun. Git ondan tavuk al getir."
Ancak Çokbilmiş, "Teyzemin evini unuttum" demesin mi?
Annesi, "Nasıl olur, oraya kaç kez gitmiştin, olacak şey mi bu" dedi şaşkınlıkla.
Akşam olduğunda baba Tilki eve gelmişti. Çokbilmiş'e yemekte boynuna taktığı peçeteyi getirmesini istedi. Çokbilmiş peçetenin ne olduğunu sordu. Peçetenin bile ne olduğunu bilmeyen bir yavrusu olduğu için baba Tilki biraz utandı.
Gece olduğunda anne tilki fenalaşmıştı:
"Biraz halsizim. Ateşim var galiba."
Baba tilki de fenalaşmış, onun da ateşi yükselmişti. Çokbilmiş'e dönerek:
"Hadi bakalım, hemen doktor çağır" dedi.
"Nereden çağırayım" dedi Çokbilmiş.
Baba tilki, "Bak yavrum, doktor amcanın evi bize bitişik."
Çokbilmiş hemen evden çıktı, bitişik evin kapısını çaldı. Doktor amca bir kurttu. Çokbilmiş annesinin ve babasının ateşli bir hastalıktan yatakta olduğunu söyledikten sonra koşarak evine girdi. Doktor kurt, birkaç dakika sonra eve geldi. Çantasını masanın üstüne koyarak bütün aileyi birer birer muayene etti:
"Hepiniz kızamık olmuşsunuz. Şimdilik yataktan çıkmayın. İçinizde yalnız Çokbilmiş'in bir şeyi yok."
Baba tilki hemen atıldı:
"Çokbilmiş o kadar aptal ki, hastalık bile onunla uğraşmayı göze alamaz" dedi.
Doktor kurt büyük bir ciddiyetle:
"Öyle ya da böyle, Çokbilmiş size bakacak" dedi.
Bunu duyan ev halkı yüzlerini buruşturdu:
"Çokbilmiş bize mi bakacak, yandık desenize."
Doktor onları susturdu:
"Merak etmeyin, yakında her şeyi öğrenir" dedi.
Sonra çantasından bir şişe çıkardı.
"Hepiniz bu ilaçtan günde üç defa birer çorba kaşığı içeceksiniz."
Çokbilmiş atıldı:
"Ben de içeyim mi?" diye sordu.
Doktor kaşlarını çattı:
"İlaç içmemen konusunda senin ne kadar akıllı olduğunu biliyorum. Çünkü göründüğün kadar aptal bir tilki değilsin" dedi.
Sonra gözlüklerini burnuna indirerek Çokbilmiş'e dik dik baktı: "Öyle değil mi?" dedi..
Çokbilmiş aptal olmadığını anlatırcasına başını salladı.
Çokbilmiş'in annesi şaşırmıştı:
"Yani Çokbilmiş aptal değil mi doktor?"
"Tabii ki, değil. Artık bu oyuna bir son vermeli. Ben ne zamandır onun size özellikle aptal göründüğünü fark etmiştim."
Çokbilmiş ciddi bir tavır takındı:
"Doktor amca siz var ya, çok zekisiniz ve beni ele verdiniz. Sırrımı açıklamanızı doğru bulmadım. Laf aramızda aslında herkesi kandırırken içimden ne çok gülerdim... Aptal yerine konulmak aslında çok işime geliyordu... Neden mi? Çünkü evde kimse bana iş vermiyor. Ben de istediğim gibi saatlerce oynuyordum. Ama şimdi madem benim kim olduğumu anne ve babama söylediniz... Bundan sonra bir daha aptallık numarası yapmayacağım" dedi.
Sonra büyük bir ciddiyetle, "Artık ilaçlarınızı içme zamanı geldi" dedi.
Çokbilmiş üç kaşık çıkardı. Anne ve babasına ilaçlarını içirdi. Bunları yaparken Doktor Kurt ona dikkatle baktı.
Sonra Çokbilmiş'e bakıp göz kırptı:
"Biraz daha büyürsen seni yanıma asistan olarak almak isterim. Ne dersin?"
Anne Tilki Çokbilmiş'in böyle açıkgöz, kabiliyetli bir tilki olduğunu öğrenince çok sevindi. Ama kızmış gibi görünerek, "Sen çok yaramaz bir çocukmuşsun" dedi. "Bizi kandırdığın için utanmalısın. Şükret ki, bu gün hastayım, yoksa beş kardeş geliyordu."
Çokbilmiş gülerek:
"İyileştikten sonra artık içinden bana kızmak gelmeyecek anne. Çünkü çok çalışkan, iyi bir tilki olacağım. Hasta olduğunuz müddet içinde hepinize nasıl bakacağımı göreceksiniz."
Gerçekten sözünü tuttu. Eğer siz de Çokbilmiş gibi aptal bir tilkiye rastlarsanız sakın görünüşe aldanmayın.
MİNİ TEST
Sevgi Demirci Özbek
1.Aşağıdakilerden hangisi manevi (iç-kalp) temizliğe bir örnek olarak verilebilecek davranışlardandır?
a) Dişlerimizi fırçalamak
b)Sözünde durmak, dürüst ve güvenilir olmak
c)Ayakları yıkamak
2. Allah'ın bize vermiş olduğu nimetler karşısında ona teşekkür etmeye ne ad verilir?
a)İsyan
b)Tövbe
c)Şükür
3. Bir isteğimizin Allah'ın izniyle olmasını istediğimizde ne deriz?
a)İnşallah
b)Maşallah
c)Tövbe estağfirullah
4.Aşağıdakilerden hangisi dinimize ait sembollerden biri değildir?
a)Tesbih
b)Seccade
c)Halı
5.Ölen kimse için hangi duayı ederiz?
a)Allah şifa versin
b)Allah korusun
c)Allah rahmet eylesin
CEVAP:1b-2c-3a-4c-5c
(DİNİMİ ÖĞRENİYORUM)
Peygamber ne demektir?
-Allah'ın emirlerini, yasaklarını, haberlerini kullarına bildirmek için göndermiş olduğu seçkin insanlardır.
Bizim peygamberimiz kimdir?
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dir.
İlk peygamber ve ilk insan kimdir?
Hz. Adem (a.s.)'dır.
Peygamberlerin sıfatlarını sayar mısınız?
-Sıdk Doğrudurlar, asla yalan söylemezler.
-Emanet: emindirler, her konuda kendilerine güvenilir.
-Tebliğ: Allah'ın emir ve yasaklarını hiç noksansız ve çekinmeden insanlara anlatırlar.
-Fetanet: Zekidirler.
-İsmet: Günah işlemezler.
Bizim peygamberimizi diğer peygamberlerden ayıran özellik nelerdir?
-Bütün peygamberler üstündür.
-Diğer peygamberler belli kavimlere gönderilirken, bizim peygamberimiz tüm cinlere ve insanlara gönderilmiştir.
-Son peygamberdir.
-Bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
-Getirdiği kanunlar kıyamete kadar devam edecektir.
(HOCA NASREDDİN'İN BİRİ BİR GÜN)
NASREDDİN HOCA OK ATARSA
Hükümdar Timur, Nasreddin Hoca'yı ok atışlarını görmesi için atış meydanına çağırır:
"Hocam, sen de atar mısın?" diye sorar.
Hoca, mırın kırın eder, laf olsun diye:
"Gençliğimde atış yapmıştım" deyiverir.
Timur bunu fırsat bilir:
"Haydi bir dene bakalım!" der.
Hoca, hayli nazlanır. Ama Timur koskoca hükümdardır ve Hoca'nın ok atışı yapması için dayatır. Hoca mecbur kalır ve yayı gerip oku gözü kapalı fırlatır. Ok hedefin yanına bile uğramaz.
O zaman Hoca:
"Bizim Sekbanbaşı (yeniçeriların başı) böyle atar!" der.
Bir ok daha verirler. Hoca yayı gerer ve onu da fırlatır. Ok hedefin yanından geçer bu sefer...
Hoca buna da bir kulp bulur:
"Bizim Subaşı da böyle atar" der. Bir ok daha verirler. Hoca bildiği bütün duaları okur ve Yaradana sığınıp yayı fırlatır. Garip bir şey olur ve ok hedefini bulur. Bu isabet karşısında Hoca sevinmeye başlar ve gerinerek:
"Eh, işte Nasreddin Hoca da böyle atar!" der.
KOMİK BİLMECELER
Sevgi Demirci Özbek
-Elsiz babaya ne denir?
(No-el baba)
-Adam hamama gidince terlememiş.Neden?
(Adam no-termiş)
-Tem otoyoluna muz düşerse ne olur?
(Tem-muz)
-İki kırkayak birleşince ne olur?
(Fermuar)
-Lastik neden esner?
(Uykusu geldiği için)
(SİZDEN GELENLER)
GÜZEL TÜRKİYEM
Dağın güzel taşın güzel
Karlı dağlar gibi yükselen
Yalçın kayadaki başın güzel
Yeşil yeşil gözlerinle
Dünyaya bakışın güzel.
O sıcacık ellerinle
Milletime sunduğun
Ekmeğin, aşın güzel
Güzel doğrusu her şeyin
Baharın, yazın ve kışın güzel.
Halil İbrahim Ceylan, Ş. URFA
DİŞÇİNİN DALGINLIĞI
Dişçi, Harun'un dişini muayene ediyordu. Yüzünün değiştiğini görünce söylendi:
"Öyle bir yerin ağrıyormuş gibi yüzünü buruşturup durma. Daha dişine dokunmadım bile."
Harun:
"Evet, dişime dokunmadığınız, ama deminden beri ayağıma basıyorsunuz."
Mustafa Öz, NİZİP
KİMİN İÇİN
İlk kez tiyatroya giden biri tiyatro gişesindeki adama:
"Bize iki bilet verir misiniz?" der.
Gişe memuru sorar:
"Romeo ve Jülyet için mi?"
Adam:
"Hayır efendim, ne nünasebet. Eşimle benim için."
Ayşe Dalgın, DÜZCE
TEMEL ILE DURSUN
Polise bir ihbar gelir. Temel ile Dursun kaza yapmıştır.
Polis olay yerine geldiğinde görür ki, arabalar sapa sağlam, Temel ile Dursun'un ağzı burnu dağılmış. Polis sorar:
- Anlat Temel. Olay nasıl oldu?
- Komserum... Hava sisli olduğundan kafami pencereden çikarmis öyle gideydum. Meğersem Tursun da karşidan öyle geleyirmuş...
Talha Nureddin Erdoğan, KOCAELİ
BİZDEN SİZE (17Temmuz)
Sevgili arkadaşlar;
Bu sayfamızda her zaman iyiyi, güzeli ve doğruyu sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.
Yeniliklerimiz olacak demiştik. Bunlardan birini bu gün yayın hayatına koyduk, "İslam Tarihinden." İslama hizmet etmiş sahabe büyüklerimizden sizlere anekdotlar aktarmaya çalışacağız.. Unutmayın sizin de aklınıza gelen önemli konular olursa, bize yazın olur mu?
Çünkü bu sayfa her zaman söylediğim gibi sizin... Bu yüzden yazılarınızı, resimlerinizi, fıkra, bilmece ve fotoğraflarınızı bekliyorum.
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah'a emanet olun!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Davut Şahin / Türkiye
Etiketler:



