Osmanlı iki şehre özel bir değer vermiş. Bunlardan biri İslam'ın ilk kıblesi Kudüs-ü Şerif, ikincisi de Şam-ı Şerif'tir. Biladus Şam, ilk soğuyan yer kabuğudur. Şam toprağı insanoğlunun yaradılış mücadelesine analık yapan doğurgan mübarek topraklar.
Millî Gazete'nin Ankara Bürosu tarafından bir Suriye seyahati programını okuduğum zaman heyecan duydum. Genç muhabir arkadaşlar, teşebbüs ruhu ile dünyaya açılan bir ufuk sergiliyorlar.
Buluşma yerimiz Armegedon'un merkezlerinden Antakya şehri. Sahibul Yasin olan Kur'an kahramanı Habibi Neccar'ın hemşerileri bizi oldukça sıcak karşılıyor. Kısa bir Antakya turundan sonra Türkiye'nin değişik yörelerinden gelen yol arkadaşlarımızla Asi nehri kıyısında buluşuyoruz. Bilecik'ten, Mardin'den, Konya'dan, İzmit'ten, Eskişehir'den Trakya'dan Adana'dan, İstanbul ve Ankara'dan gelen dostlarla daha otobüse binmeden kaynaşmaya başlıyoruz.
İki ülke arasında vizenin kalkması büyük bir imkan oluyor. Cilvegözü ve Babul Hava'da toplam bir saati aşmayan bir zamanda biz Suriye'ye giriyoruz. Gece boyu yaptığımız yolculuk Habil'in köyü Malule'de sonlanıyor.
Malule-Habil'in köyü
Şam'a 60 km mesafede Habil'in köyü. Yıllarca sonra Mısır'dan dönen Hz. Meryem annemiz ve Hz. İsa efendimizle birlikte 15 yıl yaşadıkları Malule, dünyada Aramice konuşulan tek merkez. Biz Hz. İsa efendimizin İsrailoğulları gibi İbranice konuştuğunu zannederdik, oysa İbranice ve Aramice, Arapça'nın iki kolu. Arapça, bu iki lisanın filolojik doğum evi. Malule'nin sakinleri arasında Müslümanlar yolun solunda, Hiristiyan Ortadokslar da beldeye giren yolun sağ tarafında oturuyorlar.
Sabah namazımızı Malule merkez camisinde kıldıktan sonra kahvaltımızı Malule Oteli'nde yapıyoruz. Malule şehri bugünkü haliyle volkanik arazi üzerine kurulmuş. Kastamonu kanyonlarının aynısı Malule'de mevcut. Kaynak suları ve geniş bağları, bahçeleri olan bir belde. Paganist dönemde Malule, inananların sığınağı olmuş. Kaysı ve zeytin, bitki örtüsünün esasını teşkil ediyor.
Hz. İsa ve Meryem anamızın Mısır'dan gelip Yahudilerin hışmından ve öfkesinden korunmak için sığındıkları Malule (Nasara Köyü) Şam banliyösünde dar bir boğazdadır. Köyün girişinde ve ortasında iki adet minerali cami var. İçerde gezerek müşahede ettiğimiz manastırlar, Ayazma suları, dağ, taş haç ve ikonolarla dolu. Ana oğul 16. yıl vahiy gelip görevlendirilince Hz. İsa efendimiz Kudüs'e döndü ve tebliğe başladı. Malule'de konuşulan Aramice'nin yaşaması için okullar açıldı. Vatikan'ın ilgisi ve devletin maddi desteği Malule'yi ihya ediyor.
Mübarek bir mekân; Şam
Osmanlı iki şehre özel bir değer vermiş. Bunlardan biri İslam'ın ilk kıblesi Kudüs-ü Şerif, ikincisi de Şam-ı Şerif'tir. Biladus Şam, ilk soğuyan yer kabuğudur. Şam toprağı insanoğlunun yaradılış mücadelesine analık yapan doğurgan mübarek topraklar. Şam'a tepeden bakan Kasyon Dağı, insanlık tarihinin ilk cinayetine şahit olmuştur. Bugün Habil'in mezarı, Şam'ın 20 km kuzeyinde Zebedan da. Kısası Enbiya, insanlığın ortak tarihidir. İncelediğimiz arkeolojik eserleri ile Biladus Şam'da, uygarlıklar üst üste yaşıyorlar. Ancak bizim için çarpıcı olan, Biladus Şam'ın İslam aydınlığındaki profilidir.
Yine bugünkü Suriye, Güneydoğu'da Busra'dan başlayarak 634'ten 638'e kadar Doğu Roma İmparatorluğu üzerine, aralıksız süren sahabe akınları ile ebedi İslam vatanı oldu. Yalnız başına Şam'da zamanın tahripkâr gücüne ve ihmallere direnen 120 eser, bugün turizme açılmış. Tamamı da Osmanlı eseri. Kimse Jüpiter tapınağını takmıyor, görmeye bile gitmiyor. Etiler'in, Frigyalıların zews'e ikram ettikleri sunaklara gitmiyor. Şüphesiz coğrafyayı sevdiren, insan unsurudur. 26 hadisi şerif, iki ayeti kerime Şam'a atıfta bulunur.
'Şam, beldelerin içinde Allah'ın seçtiği bir yerdir. Seçtiği insanlar, burada oturur'. 'Şam'da ikamet edene ve Şam'a gelene, Allah rahmet eder'. 'Şam, haşır yeridir. Mahşer yeri, buradadır. Kabrinden kalkanlar, Şam'a doğru yürüyecektir'. 'Şam, mübarek bir mekandır'. 'Armegeddon-Kıyamet öncesi son savaş, Biladus Şam'da gerçekleşecek'. Bir kısmı Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadislerin, bir kısmı da Emeviler tarafından nakledilmiştir.
Şam'ı anlatan 80 ciltlik eseri ile İbni Asakir, Şam merkezinde yolların kesiştiği bir bulvarda yaşıyor. Eyyubiler döneminde yetişen bu büyük araştırmacı ve alim, Şam-ı Şerifi 80 ciltlik kitaba sığdıramıyor. Enbiya süresinde bahsedilen 'mübarek belde' Şam'dır. Kureyş Suresi'nde örnek verilen 'Rıhleteşşitahi vessayf' ayeti ile ticaret kervanının son uğrak yeri, menzili yine Şam şehridir. Şam, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapıyor. Peygamberler, sahabeler, ehli beyt uluları, alimler, veliler ve nice İspanya fatihi Tarık Bin Ziyad gibi devlet adamları bu şehirde. Hem de şehir merkezi olan Babul Sagir'de, asırlardır koyun koyuna yatıyorlar.
Dımışk, iyi sulanmış yer demektir. Şam kenti, Kasyon Dağı'nın böğründen çıkan ve en büyüğü Nehrul Barade olan, yedi ırmakla sulanıyor. Nuh'un oğlu Sam, Sam'ın oğlu Dimşak'tır. Dimşak bu şehri ilk kuran insan. Dımışk, kelimesi Arapça değildir. Nuh'un torunu Dimşak'ın kurduğu bu şehre Dımışk adı verilmiş. Biladuş Şam'da, 10 bin sahabe bu toprakları bekliyor. Cebel Kasyon, Doğu Roma generallerinden Kassiyus adı ile anılır.
Hafız Esad döneminde Cebel Kasyona çıkarken ve inerken belirli noktalarda silahlı Cumhuriyet muhafızlarını nöbet tutarken görürdük. Şimdi o yolda, geziden dönen öğrenciler koşuşturuyorlar. Aşağıda mücahidu mechulin (meçhul asker) anıtı etrafında, seyran yerlerinde halk çayır çimen üzerinde piknik yapıyor. Tepede Cumhuriyet Sarayı, aşağıda hicaz demiryolu, şehri gece gündüz panoramik görüntüsü ile ve renkli ışık deryası içinde seyretmek için gelen ziyaretçiler, Kasyon Dağı'na hayran kalıyorlar.
Konya'dan Şam'a Muhyiddin Arabi
Anadolu insanının hafızasında meşhur vurgular vardır. 'Evveli Şam Ahiri Şam', 'Bundan iyisi Şam'da kayısı', 'Kıyamet Haşir ve Hesap burada görülecek'. Hz Peygamber, 25 yaşında ticaret kervanı ile Şam'a kadar gelmiş. Onun ayak bastığı yere bugün Şamlılar Hayyul Kadem diyorlar. Bu mahallede, bugün Süleyman Hilmi Tunahan Hz.'lerinin öğrencileri bir Kur'an Kursu açtılar. Anadolu'dan getirdikleri öğrenciler Arapça'yı da öğrenirken Şam çocukları aynı binada Kur'an eğitimi görüyor.
Şam'ın dağ mahallesinde, her gün birbirini selamlayan iki alim oturuyor. Biri Osmanlı'nın ittihadi İslamı güçlendirmek için, bu topraklara gönderdiği Mevlana Halidi Bağdadi. Diğeri ise otuz yıl Konya'da Selçuklu sultanlarına danışmanlık yapan Endülüslü Muhyiddin Arabi. Konya'dan Biladus Şam'a gelen Şeyhul Ekber'in çevresi, Türkiyeli muhacirlerle kuşatılmış. 1221 yılında Hicaz'dan dönen Mevlana ile babası Bahaüddin Veled, Şam'da Muhyiddin Arabi'yi ziyaret ediyorlar. Sohbet ediyorlar. Önde babası peşi sıra genç Mevlana huzurdan ayrılırken, Muhyiddin Arabi'nin bir tespiti duyuluyor: Görüyorum ki, bir ırmağın peşinden bir derya yürüyor.
Yine dünyevileşen, dünya menfaatlerini Allah'ın dinine tercih eden Şamlı ilim erbaplarına karşı çok sert bir karşılık vermesi yüzünden Muhyiddin Arabi katlediliyor. Cesedi de bir çöplüğe gömülüyor. Gerçekten Muhyiddin'in sözü çok ağır. 'Sizin dininiz para olmuş. Taptığınız benim ayağımın altında'. (Dinikum dinarıkum, kıblekum nisaekum, ilahekum tahtel kademeyn!)
Ziyaret ettiğimiz dergah restorasyon dolayısıyla kapalı idi. Millî Gazete sorumlusu olarak aramıza katılan Ömer Yüksel Özek beyfendinin ısrarı üzerine, türbedarlar kısa bir süre için fotoğraf çekmemek şartı ile türbeyi açıyorlar. Asırlarca onun mezarı kaybolmuştu, yitikti. Onun sözü olduğu rivayet edilen "İzâ dehale sin veş şîn. Yezhara kabri Muhyiddin" yani Sultan Selim, Şam'a girdiği zaman Muhyiddin'in mezarı ortaya çıkacak.
İslam'ın ilk müezzini, Habeşistanlı Bilal, 642 yılında Şam'da vefat etti. Bilal ile birlikte Resullullah'ın eşleri Hz. Hafsa, Hz. Sevde, Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Ümmü Habibe aynı kabristanda. Ayrıca ehli beytten Sitti Zeynep ve Sitti Rukiye'yi de ziyaret ediyoruz.
Büyük bilgin İmam Gazali, tam 10 yıl Şam'da kaldı. Ve İhya-i Ulumuddin adlı ölümsüz eserini burada yazdı. Sahabeden Ebu Derda, bu şehirde. Ebu Hureyre'nin makamı, Muaviye, Kerbela mazlumları, Hz. Hüseyin efendimizin başı, İsrailoğlullarının katlettiği Hz. Yahya, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin Eyyubi ve Selahaddin'i yetiştirerek tarihe kazandıran Selçuklu Sultanı Nureddin Mahmut Zengi, mahzun padişahımız Sultan 6. Mehmet Vahdettin Şam'da ziyaret ettiğimiz makamlar arasındadır.
Yüzyılın mega projesi olan dünya İslam birliğinin sembolü Şam Tren İstasyonu, mutlaka görülmelidir. Abdülhamid'in yaptırdığı ve bugün Şam şehrinin sembolü haline gelen Suk-u Hamidiye-Hamidiye Çarşısı'nı boydan boya geziyoruz. Şam havayolu üzerinde, üç bin kişilik kapasitesi ile hizmet veren Mat'am Karye'de akşam yemekleri ikram ediliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Mehmet Sılay / Türkiye
Etiketler:



