Divan Edebiyatının büyük şairlerinden Nabi'nin hayatının anlatıldığı, 'Üretken Yazar' Mehmet Kurtoğlu'nun kaleme aldığı 'Urfalı Nâbî' okuyucuyu 16 ve 17. yüzyıla götürüyor. 'Uzlet Şehir' Halep'ten ayrılıp 'Hayal Şehir' İstanbul'a yerleşen Nâbi ardında büyük eserler bıraktı.
Polonya edebiyatının en ünlü şairlerinden Czeslaw Milosz şiir için, "Milletleri ya da insanları kurtarmayacak şiir neye yarar" der ve edebiyatın ahlaki sorumluluğu olduğunu vurgular. Divan edebiyatı da aslında bizim toplumumuzu bozulmaya karşı dizginleyen öğeler üzerine kuruludur. Edebiyatla iç içe olsam da, Divan Edebiyatı'yla daha çok ilgilenmeme vesile olan eserler İskender Pala'nın 'Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk' ve 'Kitab-ı Aşk'tır. Bu kitaplar okuyucuyu her cümlesinde bir başka diyara götürdüğü gibi, 'aşk'ı insan kalbine kelimelerle nakış nakış işler. Divan Edebiyatı şairleri şimdiki şairlerin sayfalarca yazıp da anlatamadığını sadece bir mısrada nakledebilme zekâsına da sahiptirler. Bu isimleri sayabilmek için ise, zihnimizde tarihi bir yolculuğa çıkarız. Ali Şir Nevai, Hayâli, Hayâti, Fuzuli, Nâbî, Baki, Şeyhi, Şeyh Galip ve Nefi gibi isimler hem belleğimizde hem de tarihte haklı bir yer edinmiştir. Her birinin hakkında çok fazla söz sahibi olamasak da dergi ve kitaplarda rastladığımız şiirlerinden ve yaşam öykülerinin anlatıldığı kıssalarla onları tanımaya çalışırız.
Nâbî'nin hayatı sizleri etkileyecek
Divan şairlerinin içinde kendine iyi bir yer edinen Urfalı Nâbî'nin yaşamı oldukça renkli. 'Üretken Yazar' olarak tanınan Mehmet Kurtoğlu'nun 'Urfalı Nâbî' adıyla çıkardığı kitabında Nâbî'nin ilginç yaşamı şiirleri ve onun için edebiyat dünyasının övgülerini okuyabilirsiniz. Nâbî'nin hayatı aslında her şaire nasip olmayacak türdendi. İnişli çıkışlı bir yaşam sürmesi belki de sanatını etkileyen en büyük faktörlerdendi. Çileli çocukluğu ve gençliği, ardından İstanbul'a gelişi ve 25 yıllık Halep yaşamının ardından İstanbul'da son bulan bir hayat. Mehmet Kurtoğlu, Nâbî'yi anlatırken okuyucuyu sıkmamaya özen gösteriyor. Nâbî'nin yaşamında en ilgi çekici anları aktarırken bunu şiirlerle harmanlamayı unutmamış. Kitap, Nâbî hakkında doyurucu bilgiler verirken, Nabi'nin hayatı sizleri de o kadar etkileyecek ki bu kitapla yetinmeyecek ve Nâbî hakkında ince detayları araştırmaya başlayacaksınız. Bu araştırma da sizi Nâbî'nin hayatındaki ilginç hikâyelere sürükleyecektir.
'Hayal Şehir' İstanbul'da son bulan yaşam
Yusuf Nâbî, 1642 yılında toprağından birçok şair, ressam ve müzisyen çıkaran Urfa'da dünyaya gelir. Burada büyük yoksulluk ve çile içerisinde yaşamını sürdürürken diğer yandan da eğitimine ve kendini hayata hazırlamaya devam eder. Bu sefalet içinden çıkılmaz bir hale geldiğinde ise 24 yaşında memleketinden koparak kültür, sanat ve güzelliğiyle büyülendiği, şiirlerinde büyük hünerlerini sergilemesine neden olan ve rüyalarını süsleyen, ona göre 'Hayal Şehri' İstanbul'a gelir. İstanbul'da bulunduğu dönemde Musahip Mustafa Paşa'nın dîvân kâtibi ve kethüdası olarak görev yapar. Burada birçok önemli isimle arkadaşlık bağı kurduğu gibi saray eşrafıyla da sıkı diyalog içerisine girer. Bu da onun yaşamının rahat geçmesine neden olur. Özellikle de 25 yılını geçireceği Halep'te ektiğini biçmeye başlar ve burada rahat bir yaşam sürer. Arasının iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına alır ve bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulunur. Bazı kaynaklara göre Nâbi sadece iyi bir şair değil, çok güzel bir sese de sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılıydı. Hatta Nabi'nin 'Seyid Nuh' ismiyle besteleri bulunduğu da biliniyor. Eserlerinin büyük kısmını Halep'de kaleme alan Nâbî, toplumsal ve sosyal hayatı eleştiren, didaktik şiirler yazar. Özellikle de Osmanlı'nın duraklama devrinde yönetim ve toplumun içerisindeki dejenerasyona vurgu yaparak katı eleştiriler getirir. 1710 yılında kendisinin kemale ermesine neden olduğunu söylediği 'Uzlet Şehir' Halep'ten ayrılır ve 'Hayal Şehir' İstanbul'a yerleşir. 1712 yılına gelindiğinde ise bu büyük şair arkasında okundukça okunacak büyük eserler bırakarak hayata gözlerini yumar.
Nâbî'nin izinde bir yazar Mehmet Kurtoğlu
Bizlere Yusuf Nâbî'nin hayatını kaliteli bir dille anlatan Mehmet Kurtoğlu da tıpkı Nâbî gibi Urfa doğumlu. Öğrenimini Urfa İmam Hatip Lisesi'nde tamamlayan Kurtoğlu ayrıca HRÜ Meslek Yüksek Okulu İnşaat Bölümü'nü ve A.Ü Sosyal Bilimler bölümünü bitirdi. Yerel ve ulusal gazetelerde ayrıca dergilerde yazıları yayınlandı. Şiir ve gazetecilik dalında birçok ödülün sahibi olan yazarın yayınlanmış eserleri olarak, Bana Kendini Anlat, Hafızasını Kaybeden Şehir, Gurbeti Olmayan Diyar, Çağa Küsen Leyla'yı gösterebiliriz.
Nâbî hakkında anlatılan en ilginç hikâye
Şair Nâbî, 4, Mehmet döneminde hacca gitmek üzere birçok devlet erkânının da bulunduğu kafileyle yola koyulur. Nihayet bir seher vaktinde Medine topraklarına girerler. Nabi, Peygamberin kabrini ziyaret edeceğim diye heyecanlanır, uyuyamaz. Öbür tarafta ise paşa ayaklarını kıbleye doğru uzatmış uyumaktadır. Bu durum Nâbî'yi müteessir eder. "İki cihan güneşi bulunduğu topraklara geldik. Böyle yatmak hiç münasip olur mu?" diye düşünür ve bu heyecanla dudaklarından şu mısralar dökülür.
Sakın terk-i edebten kûy-ı mahbub-ı hudâdır bu
Nazargâhı ilâhîdir, makâmı Mustafâ'dır bu...
('Burası Allah'ın sevgilisinin beldesidir. Cenâb-ı Hakk'ın nazar buyurduğu Hz. Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v) makamı Ravza-i Nebî'dir')
Nâbî farkında olmayarak bu mısraları birkaç kere tekrarlar. Her tekrar edişte sesi biraz daha yükselir bu da uyuyan paşanın uyanmasına neden olur.
Nâbî'ye dönerek, "Ne söylüyorsun?" diye sorar.
Nâbî de cevap olarak. "Peygamberimizin kabr-i sadetlerinin bulunduğu Medine şehrine geldik de, bazı şeyler hatırladım, bunları dile getirdim" der.
Bu esnada kulaklarına bir ses gelir. Durup dinlerler. Mescid-i Nebevi'nin minarelerinden biraz evvel Nâbî'nin söylediği mısraların müezzin tarafından okunduğuna şahit olurlar.
Her ikisi de şaşkın ve acele bir şekilde minarenin kapısının önüne gelirler. Müezzin minareden inince, "O söylediklerin neydi ve neden böyle bir şeye söyleme gereği duydun?" diye sorarlar.
Müezzin ise rüyasını anlatmaya başlar: "Bu gece rüyamda Efendimiz (s.a.v)'i gördüm. Bana dedi ki; Benim ümmetimden bana âşık bir zât benim kabrimi ziyarete geliyor. Muhabbetinden benim için şu kasideyi söylemiştir. İşte bu cümlelerle minareden onu karşıla" diye buyurdu.
Ben de hemen kalktım "Peygamberimizin iltifatına mazhar olan âşık acaba kimdir?" diye düşünerek minareye koştum. Öğretildiği gibi okudum.
Nâbi bu sözler karşısında duygulanır ve nemli gözlerle sadece şu sözleri mırıldanabilir: "Resülullah benim için ümmetimden mi dedi?"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Seyid Çolak / Türkiye
Etiketler:



