Peygamberimiz: "Aleyke‘s-selam. Adın ne?" diye sordu. Ben: "Nemr bin Kâsit‘in yeğeni Sâib bin Yezid, dedim. Allah Resûlü (sav) beni severek başımı okşadı. Sonra: "Allah seni mübarek kılsın!" diye dua buyurdu. Duasının bereketini her zaman fark ettim. Aradan yıllar geçti. Yaşlanınca saçlarım ve sakalım beyazlandığı halde onun elinin dokunduğu yer, gördüğün gibi simsiyah kaldı.
Sahabelerden Sâib bin Yezid yaşlandığında saçlarının arkası, yanları ve sakalı bembeyaz olmuştu. Fakat saçlarının ön tarafı hiç ağarmamış simsiyah kalmıştı. Öğrencilerinden biri bu durumu merak edip bir gün ona şöyle sordular:
"Efendim! Vallahi şimdiye kadar senin saçın gibisini görmedim. Bir tarafı simsiyah diğer tarafı bembeyaz! Bunun bir sebebi var mı?"
Sâib bin Yezîd birden yıllar önce yaşadığı çocukluk günlerine gitti. Hasretle içini çekti: "Niçin böyle olduğunu anlatmamı ister misin?" diye sorup, anlatmaya başladı: "Çocukken bir gün çocuklar ile birlikte oynuyordum. Allah Resulü‘nün (sav) yoldan geçtiğini görünce hemen yanına koşup selam verdim.
Peygamberimiz: "Aleyke‘s-selam. Adın ne?" diye sordu. Ben: "Nemr bin Kâsit‘in yeğeni Sâib bin Yezid, dedim. Allah Resûlü (sav) beni severek başımı okşadı. Sonra: "Allah seni mübarek kılsın!" diye dua buyurdu.
Duasının bereketini her zaman fark ettim. Aradan yıllar geçti. Yaşlanınca saçlarım ve sakalım beyazlandığı halde onun elinin dokunduğu yer, gördüğün gibi simsiyah kaldı.
Sâib bin Yezid vefat ettiğinde 94 yaşında olmasına rağmen Peygamberimizin duasının bereketi ile çok sağlıklıydı. Pürüzsüz bir cildi vardı. Vefatına yakın kendisine bu kadar sağlıklı olmasının nedeni soruldu. O da: "İyi biliyorum ki, gözlerimin ve kulaklarımın bu kadar sağlıklı olmasının sebebi Allah Resulü‘nün (sav) duasıdır" derdi.
Hz. Peygamber, çocuklara ikram ediyor
Bizler gibi sahabe efendilerimiz zamanında yaşayan halk da Sevgili Peygamberimiz ve ashabının onunla yaşadığı anıları öğrenmek istiyordu. Fırsat buldukça karşılaştıkları sahabelere anılarını soruyorlardı.
Yahya bin Talha anlatıyor: "Amcam İsa bin Talha ile birlikte mescitte oturuyorduk. Amcam Sâib bin Yezid‘in geldiğini görünce bana: "Şu yaşlı kişinin yanına gidip: ‘Amcam sana Allah Resulü‘nü (sav) gördün mü? diye soruyor‘ der misin dedi.
Hemen yerimden kalktım, amcamın dediği gibi yaşlı kişinin yanına gittim: "Amcam size Allah Resulü‘nü (sav) gördünüz mü? diye soruyor, dedim." O: "Evet, Allah Resulü‘nü (sav) gördüm. Bir gün birkaç arkadaşımla birlikte onun yanına gittim. Allah Resûlü (sav) ashabı ile birlikte hurma yiyordu. Bizi görünce yanına çağırdı. Sevinçle yanına yaklaştık. Kabın içindeki hurmalardan avuçlayarak bize verdi. Başımızı okşayıp sevdi."
Bir ara hastalanmıştım. O günlerde doktor çok azdı. Bir süre şaşkınlık yaşadıktan sonra küçük teyzem beni kucağına alıp Allah Resulü‘ne (sav) götürdü. İçeri girdiğimizde Peygamberimizin önünde çukur bir tabak, tabağın içerisinde biraz ekmek ve kurutulmuş et vardı. Bizi yemeğe çağırdı. Teşekkür ederek tok olduğumuzu söyledik.
Yemek bitince abdest almak için su kabına yöneldi. Hemen yerimizden fırlayıp ona yardım etmek için koştuk. Kimimiz elini yıkarken su döktü, kimimiz yüzünü yıkarken. Abdest alması bitince teyzem: "Ya Resûlullah! Kız kardeşimin oğlu hastalanmış" dedi.
Allah Resûlü (sav) beni yanına çağırdı. Eliyle başımın ön tarafını okşayarak sevdi. O sırada ben abdestten arta kalan sudan içiyordum. Allah Resulü (sav) Kur‘ân okuyup bana doğru üfledi. Sonra üzerime Fatiha Suresi‘ni okudu. Okuması bitince kalkıp Allah Resulü‘nün (sav) arkasına geçtim. Sırtı ile oynamaya başladım. Omuzlarının ortasında kuş yumurtası gibi bir ben vardı...
"Güzel Güzel"
Genç hanım sahabelerden Ümmü Halid anlatıyor:
"Habeşistan‘dan geldiğimizde küçük bir kız çocuğuydum. Allah Resulü‘nü (sav) ziyaret etmek isteyen babam beni de yanında götürdü. O sırada üzerimde sarı bir gömlek vardı. Allah Resûlü (sav) benimle çok ilgilendi. Üzerimdeki gömleğimi kastederek bana Habeş‘çe: "Senne, senne" yani güzel, güzel, buyurdu.
Babam onunla görüşürken Peygamberimize yaklaştım. Sırtındaki Nübüvvet Mührü ile oynamaya başladım. Yaptıklarımın farkına varan babam, sert bir şekilde beni engellemek istedi. Allah Resûlü (sav) hemen babama müdahale etti. Ve: "Onu rahat bırak!" buyurdu.‘
Sevgili Peygamberimiz çocukları yalnızca ziyaretine geldikleri zaman değil sokakta, caddede, çarşıda ve gördüğü her yerde severdi. Peygamberimiz tarafından sevilme bahtiyarlığına eren sahabelerden Câbir bin Semure anlatıyor:
"Bir gün Allah Resûlü (sav) ile birlikte öğle namazını kıldım. Namazdan sonra sahabelerin yanından ayrıldı. Ailesinin yanına gitti. Bende onunla birlikte çıktım. Yolda iki çocukla karşılaştı. Durdu, onları sevmeye ve her birinin yanaklarını ayrı ayrı okşamaya başladı.
Yanına gidince beni de sevip yanaklarımı okşadı. O an elinin serinliğini ta içimde hissettim. Elleri aktar dükkânından yeni çıkarmış kimseler gibi mis kokuyordu."
Hasan ile Hüseyin‘in kayboluşu
Bir keresinde Allah Resulü‘nün torunları kaybolmuştu. Onların kaybolduğunu öğrenen Sevgili Peygamberimiz çok üzüldü. Heyecanla yerinden fırladı. Tüm ashabını onları aramak içim seferber etti.
Selman-i Fârisî anlatıyor: "Bir öğlen vakti Allah Resulü‘nün (sav) etrafına toplanmış oturuyorduk. O sırada Ümmü Eymen telaşla yanımıza geldi: "Ya Resûlullah! Hasan ile Hüseyin kaybolmuş!" dedi. Peygamberimiz hemen yerinden fırladı. Bize döndü telaşla:
"Kalkıp çocuklarımı arayın!" buyurdu.
Sahabelerin her birini bir tarafa gönderdi. Arama sırasında sürekli Peygamberimizi takip ettim. Ararken Medine dışında bir dağın eteğine kadar gittik. Oraya vardığımızda korkunç bir manzara ile karşılaştık. Tam karşılarında kuyruğu üzerine dikilmiş bir yılan duruyordu.
Dilini çıkarmış, tsıs tsıs diye ses çıkarıyordu. Belli ki saldırıya hazırlanıyordu. Hasan ve Hüseyin korkudan birbirlerine sarılmış ses çıkarmadan öylece bekliyorlardı. Allah Resulü (sav) hızla koşup yerden birkaç taş aldı. Onları yılana atmaya başladı. Taşları gören yılan kuyruğunu indirip hızla oradan uzaklaştı.
Allah Resulü (sav) hemen çocukların yanına koştu. Kucağına alıp bağrına bastı. Bir taraftan çocukların başlarını okşayıp öperek sakinleştirmeye çalışırken bir taraftan da:
"Anam babam size feda olsun! Sizi bulduğum için Allah‘a sonsuz hamd ederim!" diye Rabbine şükrediyordu.
Çocuklar sakinleşince birini sağ, diğerini sol omzuna aldı._ Donup kalmıştım. Onları bu halde görünce çok sevindim. Çocuklara: "Müjdeler olsun! Bineğiniz ne kadar güzel!" dedim. Allah Resulü (sav): "Binicileri de çok güzel!" buyurdu.


