Sultan Abdülhamid Han, gerek devlet, gerekse cemaat olarak yaşayan bütün Müslümanlarla irtibat kurar, onlara heyetler gönderip, hem maddî hem de manevî yardımlarda bulunurdu. Japonya'dan Amerika'ya kadar bütün Müslümanları maddeten mümkün olmasa bile, manevî bir çatı altında bulundurmayı hedeflemişti. Sultanın bu faaliyeti sistemli bir Panislamizm siyaseti idi. İşte bu teşebbüslerinden biri de Çin'e giden nasihat heyetidir.
Çin'in başkenti Pekin'de gezimiz devam ediyor. Şimdiki durağımız Pekin'deki tarihi cami. 1000 yıllık Pekin Camii çok geniş bir alanda yeşillikler içine kurulmuş. Caminin çevresindeki market, dükkan ve lokantaları; Çinçe, İngilizce ve Arapça olarak Müslüman mahallesi olduğunu gösteren yazılar süslüyor. Yemyeşil büyük bir parkı andıran alanın içine yapılmış tarihi cami içinde kendimizi çok farklı bir dünyada hissediyoruz.
Her yer tertemiz. Tipik Çin mimarisi ile yapılan tarihi cami gerçekten görülmeye değer. Cami içinde Çinli Müslümanlar namaza hazırlanıyor. Tipik Çin mimarisi ile yapılan minareler ve caminin genel durumu bizleri ayrı bir dünyaya götürüyor. Çinli Müslümanları selamlayarak tanışıyoruz. Caminin içide dışı gibi çok muhteşem. Tungan adı verilen Çinli Müslümanlar ellerinde iki havlu ile abdest alıyor. Havludan birisi yüz ve ellerini silmek için, diğerini de ayaklarını silmek için kullanıyorlar. Türkiye'den geldiğimizi öğrenince bizlerle yakından ilgileniyorlar. Türkiye'den daha çok İstanbul'u tanıyorlar.
Caminin müezzini Tipik Çin mimarisi ile yapılan minarelerin altında gür sesi ile hoparlör olmadan ezan okuyor. Kameramızı çalıştırarak Pekin semalarına yükselen ezan sesini çekerken tarihe doğru yolculuğa çıkıyoruz. Caminin baş imam ve yardımcıları ezan okunurken müezzinin yanı başında duruyorlar.
Tercüman aracılığı ile Çinli Müslümanlarla konuşuyoruz. Pekin'de 70 caminin olduğunu, bir çok caminin 1949 Mao devrimi sırasında yıkılmış olduğunu öğreniyoruz. Son 20 yıldır Çin'de kısmen serbestlik var. Herkes dininde serbest. Caminin içinde Çince ve Arapça levhalar görülmeye değer. Camide yaşlılar için oturarak namaz kılacak yerler yapılmış. Uzun sakallı yaşlı nur yüzlü Çinli ihtiyarlarla sadece selam vererek anlaşıp el sıkıp kucaklaşıyoruz. Camide bol bol belgesel çekimleri yaparak tarihe not düşüyorum. Pekin'in 1000 yıllık tarihi camisinde hoş bir sürprizle karşılaşıyorum. Bu bölgeye 1901 yılında Osmanlı Sultanı Abdülhamit Han'ın "Hamidiye" adında bir medrese kurduğunu Çin'e Osmanlı heyeti gönderdiğini öğreniyoruz. Heyette bir çok kişi var. Bu olay tarihi belgelerle sabit.
Osmanlı Çin ilişkileri ile ilgili önemli araştırmalar yapan tarihçi-yazar dostlarımdan Ömer Faruk Yılmaz beyden ayrıntılı bilgi alıyorum. Osmanlı - Çin ilişkileri gerçekten çok önemli. Bugün Hamidiye Medresesinden hiç bir iz kalmamış. Türk kamuoyu Osmanlı- Çin ilişkileri ile ilgili fazla bir bilgiye sahip olmasa da öğrendiklerimiz karşısında heyecanlanıyorum. Başbakanlık Devlet Arşivlerindeki Tarihi belgelerin ışığı altında Osmanlı Çin ilişkilerini birlikte okuyalım.
Sultan Abdülhamit Han'ın Çin'e gönderdiği irşat heyeti
Sultan Abdülhamid Han, gerek devlet, gerekse cemaat olarak yaşayan bütün Müslümanlarla irtibat kurar, onlara heyetler gönderip, hem maddî hem de manevî yardımlarda bulunurdu. Japonya'dan Amerika'ya kadar bütün Müslümanları maddeten mümkün olmasa bile, manevî bir çatı altında bulundurmayı hedeflemişti. Sultanın bu faaliyeti sistemli bir Panislamizm siyaseti idi. İşte bu teşebbüslerinden biri de Çin'e giden nasihat heyetidir.
Çinli Müslümanlara nasihat için heyet gönderilmesi hakkında vesika (BOA, İrade Hususi, nr. 47)
19. yüzyıl başlarında İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Belçikalılar hatta Avusturyalılar bile Çin'de sömürge elde etmek yarışına girmişlerdi. Bunların yanında Japonya ve Rusya'da kendilerine bir pay elde etmek için yarışıyorlardı. Fakat, bu sırada Çin'de kurulmuş olan Boxer isimli bir ihtilal cemiyeti, Çin'i baştan başa kana buladı ve batılı emperyalisttere karşı ayaklanma çıkardı. Yabancılara ait ne varsa yerle bir edildi.
Çinlilere karşı Saltanat-ı Seniyyeye bağlılıklarını bildirerek, Sultan adına para bastırıp, hutbe okuttuklarını bildiren Doğu Türkistan -Kaşgar halkının, bu sebeple Kaşgar'ın vilâyet-i Mahsusa'dan sayıldığını ve Çinlilere bırakılmamasını bildirdikleri bir vesika (BOA, YEE, 33, 1638)
Çin Müslümanları ve Osmanlı Heyeti
Çin'in 1900 senesindeki nüfusu yaklaşık 400 milyon idi ve bunun en az 70 milyonu Müslümandı. Bu arada ayaklanmada, Almanya'nın büyükelçisi de linç edilmişti. Bunun üzerine, birleşik bir haçlı ordusu Almanların emrine verilerek, Çinlileri katletmeye başladılar. İşte bu katliamda Müslümanların zarar görmemesi ve isyanların yatışması için Alman İmparatoru Sultan Abdülhamid Han'a müracaat ederek yardım istedi. Bunun üzerine de Sultan Abdülhamid Han tarafından Çin'e bir nasihat (İrşad) heyeti gönderildi.
Bu heyette; Enver Paşa , Kolağası Ömer Nazım Bey, İslâm alimi Dadaylı Mustafa Şükrü Efendi, Kadı Hacı Tahir Efendi, Sarıklı Zühaf alayından Humuslu Muhafız Mahmud, Muhafız Hasan, tercüman Viçin Ço Kinyoli, hizmetli Mehmed Efendi vardı.
Nasihat heyeti, Sultan Abdülhamid Han'ın Yıldız Sarayı'ndan sadrazama gönderdiği 9 Nisan 1317 (1901) gün ve 26 sayılı emri üzerine, gemi ile, 18 Nisan günü yola çıkmıştı. Kızıldeniz yolu ile giden heyet, 33 gün sonra Çin'e vardı. Yollarda uğradıkları yerlerdeki Müslümanlarla görüştüler ve onlara halifenin selamını ilettiler. Heyet, 4 Mayıs 1901 günü Kolombo limanında Müslümanlar tarafından heyecanla karşılandı. Halk, ülkelerindeki camileri ve ziyaret yerlerini gezdirmek için sıraya girmişti.
Osmanlı Heyeti Singapur'da coşku ile karşılanıyor
Heyet Singapur'dan ayrılırken de yüzlerce sandal dolusu Müslüman tarafından büyük bir çoşku ile uğurlandı. Her tarafı Osmanlı bayrakları ile süslemişlerdi. Gerek Şanghay'da, gerek Hong Kong'da halk, o güne kadar görülmemiş tezahüratta bulundular. Heyet Çin'e varır varmaz, oradaki bütün elçilikler ve yerli hükümet temsilcileriyle görüşmeler yapıldı. Ünlü Çin generali, Lin-Van-San ve KocongKi heyeti kabul ederek görüştüler. Bu esnada Çin Müslümanlarından oluşan bir askerî tabur tarafından karşılandılar. General, heyete akşam yemeği verdi.
Heyet, devlet temsilcileri ile görüştükten sonra, Müslüman halka, halifenin nasihatını havi mesajını da tebliğ ettiler. Padişahın hediyeleri dağıtıldı. Bu arada ayaklanma sırasında, mezarlarına el konulan Müslümanların mezarlıkları heyet tarafından kurtarıldı. Heyet, ayrıca İstanbul'da Çince bastırılan ve halifenin emir ve hissiyatını ifâde eden beyannameler; buradaki Müslümanlara dağıttı. Bu beyannamede, halifenin selamı, bütün Müslümanlara duası ve muvaffakiyetlerinin temini için yardım mesajları vardı. Çin Müslümanları üzerinde tesirli olan bu beyannameyi, bir abide gibi sakladılar ve ona hürmette bulundular.
Heyet Çin'den ayrılırken, Müslümanların hediyelerini koyacak yer kalmamıştı. Hediyeler arasında, koyunlar, kazlar dahi vardı. Çinli Müslümanlar, heyeti göz yaşları ve tezahüratla, tekbir ve tehlillerle uğurladılar. Sultan Abdülhamid Han'ın Ümit Burnu'nda Gab şehri Müslümanlarının çocukları için tayin edilen hocaların maaşının arttırılmasına dair bir emri (1315/1897).
Çin seyahatinden sonra, Padişaha bir rapor verildi. Bu raporda, Doğuda mühim yerlerin İngilizlerin elinde olduğu, Türk konsolosluklarının bulunmayışının verdiği eziklik, Çin Müslümanlarının dini tedrisat verecek hocalarının olmadığı ve bunun için buralara hocaların gönderilmesi gerektiği yazıyordu.
Korku abidesi, Çin Seddi
Çinli Müslümanların, hilâfet merkezi ile olan irtibatları, aradaki mesafenin uzaklığı sebebiyle zor oluyordu. İstanbul ve diğer İslâm memleketlerinden haber almak isteyen Çinli Müslümanlar, bu isteklerini Sultan Abdülhamid Han'a bir mektub yazarak bildirmişlerdi. Çince olan olan mektubun tercümesi şöyledir:
- "Bismillahirrahmanirrahim;
Âdem oğlunu faziletli edip, onları alemin üstünü kılan yüce Allah'a hamdolsun. Ve dünyanın nuru hidayetiyle münevver kıldığı Resûl-ü Ekrem Muhammed Mustafa ve bütün ashabına bol bol ve sayısız selamlar olsun. Pekin şehrindeki Büyük Mescid'de müftü olan Davud oğlu Abdurrahman fakir ve hakir bendeniz tarafından, Sultanü'l-Muazzam Sultan Abdülhamid Han'ın yüce makamına. Allah, dünya durdukça mülkünü daim kılsın ve taki O'nun gölgesi altında barınan insanların tamamı O'nun lütûf ve inayeti altında mutlu olsunlar. Pekin Müftüsü Davutoğlu Abdurrahman tarafından Sultan İkinci Abdülhamid Han'a yazılan, Çin Müslümanlarının durumunu anlatan mektubu (BOA, Yıldız Maruzat, 1210, sıra no: 4628) Allah, yüce Sultan'ın saadetini ve devletini devamlı kılıp dünya ve ahiretteki bütün afetlerden muhafaza buyursun. Böylece, ey affı geniş ve ey keremi sonsuz olan Hazreti Allah (c.c.)'ın yeryüzündeki gölgesi ve halifesinin halifesi malumu aliniz olsun ki, Pekin'deki garip ve fakir Müslümanlar Nebi'nin hicretinden sekizyüzyıl sonra Çin'in Nankin şehrinden geldiler ve bu hicret beşyüz seneden daha fazla hâlâ devam edegelmektedir. Pekin'deki devlet idarecisi çok muhteremdir ve halkına çok iyi muamele etmektedir. Ancak, yardımcılarının çoğu melânet ve kötülükle dolu olup gözleri malda ve halka zulmetmektedirler.
Hıristiyan ve Yahudilerle birleşerek idârecinin tuttuğu iyi siyaseti bozup mülkünü ıslah yolundaki çabalarını da yıkmaktadırlar ve böylece idarecinin yetkisi zayıf ve Hıristiyanların bu güçlü durumunda bir şey yapamaz durumda kalmaktadır. Ancak, Allah'a hamdolsun, Müslümanlar bu zümrelerin istediklerine boyun eğmiyorlar. Bu zümrelerin oynadıkları oyun ve entrikalarla mallarımız terkedilip, pazarlarımız da güçsüz kaldı. Tüccarlarımız sıkıntı içinde kaldılar.
Pekin idarecisine gelince; Hırisyanlarla savaştı ve bizden on bin ve daha fazla Müslüman öldü. Böylece biz Müslümanların durumu, kâfirlerin idareci nezdindeki mertebelerine göre çok zayıftır. Biz Müslümanların ilim ve irfan yönünden durumumuz da pek zayıftır. Zira bir kısmı yıkık olan Pekin'in 29 mescidinde okumak ve tedrisat yapmak çok az olup, biz İstanbul'daki ve sair Müslümanların ahvalini ve efendimiz ulu Sultan'ın ahvâl-i şerifleri hakkında meşhur seyyah ve faziletli alim ve müdekkik Muhammed Ali gelinceye kadar bir şeyler bilmiyorduk. Ondan Efendimiz Sultanımızın memleketine ve Müslümanlara dair sorduğumuz suallere cevaben, oralardaki din ve dünya bereketini, İslâm iman ve saadetini duyduk ve Allah'a şükür ve hamdettik. Sizin yüce makamınızı ziyaret etmeyi her ne kadar ister ve arzu ediyor isek de ne yazık ki, bu mümkün değildir.
Allah'tan sizin ve devletinizin devamı için dua ve niyaz ederiz. Çin'de Müslüman pek çok olup, hepsi de Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tendirler. Bir çok yerde mescidlerimiz ve imamları da mevcuttur. Cehalete gelince; onun sebebi ise, kitap ve derslerin az olmasıdır. Fakat İslâm'ın buradaki zayıflığının sebebi, aramızdaki haberleşmenin mümkün olmayışıdır. Halbuki, Pekin idarecisine Hıristiyanlar elçi gönderdiler. Sizden ricamız, zat-ı şahanelerini temsil edecek bir elçinin Pekin'e gönderilmesidir. Böylece, biz burada zat-ı şahanelerinin yardımıyla daha da güçlenir, İslâm'ın nuru artar ve Şeriat-ı mübin daha da kuvvetlenecektir. Hiç bir zaman bizleri unutmamanızı, her hal ve karda alakadar olmanızı rica eder ve bizleri hayır dualarınızdan eksik etmemenizi niyaz ederiz.
Bütün ehl-i İslâm'a ve Sultan-ı Muazzam Efendimiz hazretlerine selâmlarımızı sunuyor, Allah'tan Zât-ı Şâhânelerine, Müslümanların sevabının kat kat artmasını ve düşmanlara karşı her zaman mansur ve muzaffer eylemesini dileriz. Hazreti Allah (c.c.) Zât-ı Şâhânelerinin oğlunu ve oğlunun oğlunu her zaman korusun. Âmin. Yâ Rabbel Âlemin. 4 Zilhicce 1317 .
Türk ve Moğol Akınlarını önlemek için yapılan Çin Seddin'deyiz
"Adriyatik'ten Çin Seddine" deyimini ben biraz daha geniş coğrafyaya yayarak değiştirdim. "Zaferler Tarihimiz" kitabımıza da isim verdiğim Endülüs Medeniyetini de içine alan "Cebel-i Tarık'dan Çin Seddi'ne" deyimini ilk kullanan gazeteci ve televizyon belgeselcisi benim. 2000 yılında gittiğim bir zamanların Endülüs ülkesi olan İspanya'nın Cebel-i Tarık Boğazı'nda Çin Seddi'ne ne zaman gideceğim diye hayal etmiştim.
Bir grup arkadaşdan Çin'e gitme teklifi geldiğinde programda ÇİN SEDDİ'ni gördüğümde hemen gitmeye karar verdim. Artık Pekin'deyim ve Çin Seddi çok yakınımda. Türklerin yazılı tarihine de önemli kaynak olan Çin Seddi Türkler ve Moğol akınlarına karşı yapılmıştı. Pekin'de kaldığım otelin yola bakan penceresi önünde Çin Seddi'nin tarihi ile ilgili elimdeki bilgileri okurken geçmişte bu bölgelerde yaşanan ihtişamlı Türk medeniyetini düşünüyordum. Çin'e geliş nedenimin başında yer alan Çin Seddi kültür tarihimizde önemli yer tutmakta. 10 Nisan 2006 günü sabah erkenden kalkarak Pekin'e 60 kilometre mesafedeki Çin Seddi'ne gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yıllardan beri bir çok televizyon programında adından söz ettiğim Çin Seddi benim için çok önemli. Otobüste Çin Seddi'ne doğru yol alırken tarihi geçmişi düşünüp Çinle ilgili kaynak kitapları okuyordum.
Uzaktan Çin Seddi gözükmeye başladı. Dağların arasından Çin Seddi'ne çıkacağımız yere geldiğimizde otobüslerden inip topluca hatıra resmi çekiyoruz. 10 dolar karşılığı 80 Çin Yuvan'ı ödeyerek alana giriyoruz. Çin Seddi'ne iki türlü çıkma imkanı var. Biz yaya olarak çıkma yerine teleferikle çıkmaya karar veriyoruz. Teleferiklerle Seddin olduğu tepeye çıkarken binlerce kilometre uzunluğundaki Çin Seddi'nin ihtişamlı manzarası karşısında kendimizden geçip gözlerimiz bir büyüye takılırcasına geçmişle gelecek arasında köprü kurmaya çalışıyoruz.
Rehberimiz Çin Seddi'ni anlatıyor
Çin Seddi'ni gezmeye başlamadan rehberimiz Çin Seddi ile ilgili özetle şu bilgileri veriyordu. "M. Ö. 221-210 yılları arasında, Çin İmparatoru Si-Huangti tarafından yaptırılan sed, Sarı Denizin kuzeyindeki Liaotung Körfezi kıyılarından başlar, dağları ve boyun noktalarını takip ederek Kansu eyâletine kadar devâm eder. 5000 km uzunluğunda ve 5-10 m yüksekliğinde, 5-8 m genişliğinde, kalın ve yüksek duvarlardan ibâret olan bu surların üstünde her 200 adımda bir 12 m yüksekliğinde kuleler bulunur. Ayrıca başlıca karayollarına tesadüf eden geçit yerlerinde de 40 kadar abidevî kapısı vardır.
Çinliler Türk ve Moğolların istilâsından korktuğu için bu Seddi yapmışlardır. Bu seddin yapılmasına rağmen Türk ve Moğolların akınlarıyla Çin ülkesi fethedilmiş ve Çinliler yapılan saldırıları engelleyememişler. M.Ö. 211 senesinde Hun Türkleri tarafından aşılan Çin Seddi, ikinci defâ 1644'teki Mançu istilâsında da aşılmıştır. Çin mimarlığının en eski ve büyük eseridir. On beş ve on altıncı asırlarda önemli tamir gören Çin Seddi günümüzde turistlerin çok ilgisini çekmektedir."
Gerçekten dünyanın dört bir yanında Çin Seddi'ne ziyaretçi geliyor. Rehberimiz Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mao'nun şu sözlerini hatırlatıyor. "Çin Seddi'ne çıkmayanlar, gerçek adam sayılmaz." Dünyanın "7 Harikası"ndan biri olarak adlandırılan Çin Seddi, dünyanın en uzun geçmişe sahip ve en büyük çaplı askeri savunma projesidir. Çin Seddi dünyada insanlar tarafından yapılan uzaydan gözüken tek eser olduğu söylenmekte. 1980 yılında Çin'in uluslararası simgesi olarak kabul edilmiş bir eser. Geçtiğimiz aylarda Çin tarafından uzaya gönderilen uzay mekiğindeki Çinli astronot Çin Seddi'ni uzaydan göremedim dese de Çin Seddi insanı etkilemeye devam ediyor.
Çin Devlet Yönetimi "Adriyatik'den Çin seddine" sözüne fena kızıyor
Binlerce kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, 3 bin yıl önce yapılmış. Çin Seddi'nin inşasında yüz binlerce kişi ölmüş. Çinliler Moğollara karşı yapıldığını söylüyor, ancak bizler Türklere karşı yapıldığını biliyoruz. Çin devlet yönetimi merhum Turgut Özal'ın "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne" sözüne fena halde kızıyorlar. Bir başka söylentiye göre Zamanın Orta Çin Krallıkları insanları meşgul etmek ve devlete baş kaldırmalarını önlemek için bu Seddi yapmışlar. Resmi kaynaklar kuzeydeki Moğol- Hun saldırılarını engellemek için, sınırlarda duman işaretlerinin verildiği kule ve kaleleri birbirlerine setlerle bağladılar. Çin Seddi böylece oluşturulduğu yazılır.
Çin Seddi'ni büyük bir heyecanla gezerek belgesel çekip Çin Seddi'nin bir çok yerinde sunumlar yapıyor ve rehberimizin eşliğinde dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turistlerle konuşuyoruz. Çinlilere Türkiye'yi soruyoruz. Çinliler daha çok İstanbul'u biliyor. Çin Seddi'nin duvarlarını çoğunluğu, büyük tuğlalar, toprak ve küçük taşlardan yapılmıştır. Duvar yüksekliği yaklaşık 10 metre, genişliği 4-5 metre arasındadır. Dört atın yan yana yürüyebildiği bu genişlik, askerlerin hareketlerine , tahıl ve silahların nakliyesine elverişliydi. Çin Seddi'nde belli aralıklarla kuleler bulunur. Askerler, bu kulelerde dinlenir, silahlar ve tahıl da kulelerde korunurdu. Düşmanlar gelince, kulelerden yakılan ateşten çıkan dumanlarla savaş işareti verilirdi.
Çin Seddi her bakımdan görülmeye değer. Çin Seddi'nde zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Yaşlı, genç, çocuk her renkten ve her milletten insanlar akın akın Çin Seddi'ni geziyor. 1 saatlik belgesel çekiminin sonuna geldiğimden son konuşmamı yapıp, elveda Çin Seddi deyip, buradaki gezimi noktalıyorum. Tekrar teleferikle geri dönüyoruz, aklım Çin Seddi'nde kalıyor. Bazı kaynaklar Çin Seddi'nin uzunluğunu 7500 kilometre olarak veriyor.
Teleferikle Çin Seddi'nden ayrılırken kendi kendime düşünüyorum... Çin Seddi'nin uzunluğu ne olursa olsun 3 bin yıl önce yapımına başlanan ve yapımında yüz binlerce kişinin öldüğü Çin Seddi Türk akınlarına karşı yapılsa da Türkler bir çok kez Çin Seddi'ni aşarak Çini ele geçirmişler. Çok sabırlı bir millet olan ve 5 bin yıllık yazılı tarihe sahip olan Çinliler kendilerini işgal eden herkesi asimile etmişler. Çin Seddi'ni aşan Türkler ünlü Türk hakanı Bilge Kağan'ın "Çinlilerin ipekleri ve kadınlarından uzak durun" nasihatine kulak verselerdi bugün Çin'de asimile olmamış ve Türklüklerini kaybetmemiş milyonlarca Türk olurdu.
Evet bugün bile cebine 5-10 bin dolar koyarak ticaret yapmak için Çin'e giden Türklerin bir çoğu Çin İpeğinden uzak dursa da ucuz Çin mallarını Türkiye'ye getirerek ekonomimize zarar vermekte. Çin kadınlarına ilgi gösterip binlerce dolar harcamakta, daha sonra anlatacağım Çin'in fuarlar kenti Guvanzo'da gördüğüm üzücü manzaralar bana Bilge Kağan'ın ünlü sözünü hatırlattı... Bilge Kağan ne kadar haklıymış...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



