Deniz Ülke Arıboğan, Akşam‘daki ‘Gerilimli günler‘ yazısında İnegöl ve Dörtyol‘daki olaylar üzerine bazı yorumlarda bulunuyor ve gelişmelerin bir etnik çatışmaya dönüşmemesi için uyarıyor:

"Ülkemiz yine hüzünlere gebe. Son 30 yıldır pişirilen aş, sofraya servise hazır ana yemeğe dönüşmek üzere. Etnik çatışma ortamı için her şey hazırlandı. (...) Ülkemizin farklı bölgelerinden gerilim yüklü haberler geliyor. Yangına körükle giden şuursuz, sorumsuz siyasetçiler de cabası. Bu çerçevede Hatay-Dörtyol ve İnegöl‘de gerçekleşen hadiselerin genel bir değerlendirmesini yapalım.

1- İki olay birbirinden farklı olarak gelişmiş ayrı içerikte vakalar. İnegöl olayları basit bir kavganın, birikmiş toplu bir öfke ile birleşmesinden kaynaklanan bir durum. (...) Dörtyol‘daki hadiseler ise ciddi ve geniş çaplı etkileri olabilecek niteliktedir. Kışkırtıcıların profesyonelliği, bölgedeki nüfus dengesinin hassasiyeti ve olayların gelişimi dikkate alındığında bu konunun derinleşeceği söylenebilir.

2- Her iki olayda da sosyolojik bir dönüşüm ortaya çıkmaktadır. Bugüne kadar kendisini Kürt etnik kimliği ya da dini kimliği ile tanımlayanların dışında kalan kitlenin, devlet otoritesine karşı kendisini güvencesiz hissetmesi için fazla bir sebep olmadığı söylenebilir. Devlet, kendi makbul vatandaş tanımının içerisinde kalan kitleyi yeterince koruduğundan, bireylerin bir topluluk davranışı içerisine girmesi ve kimlik grupları içerisine girmesi gerekmemiştir. Buna karşın inançlı kitle cemaatleşirken, Kürt kimlikli kitle ise aşiretleşmiş (başka bir deyişle geleneksel sosyolojik yapı modernite nedeniyle çözülmemiş) ya da partisine tıpkı aşiret bağıyla bağlanmıştır. Basit bir mahalle kavgasında iki çocuk kapışsa, standart vatandaşın çocuğu ailesinin korumasına girerken, Kürt çocuk arkasına aşiretini ya da parti gücünü alarak gelmiştir. Kısaca alternatif vatandaşlar ‘bire karşı çok olmak‘ suretiyle bir denge yaratmaya çalışmış ve arkasında devletin gücü olanlarla bu suretle denge kurmuşlardı. (...) Son derece riskli bir sosyal yapı oluştu. Türkiye‘nin makbul vatandaşları da bir anlamda kendi mahalli aşiretlerini kurdular, ‘çoka karşı çok‘ hale geldiler. Hatay ve İnegöl‘de çokluğun nasıl mobilize olabileceğini ve ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gördük. (...)

4- Hatay, Adana ve Mersin, yoğun Kürt göçü alan, yerli halkın tepkili ve rahatsız olduğu şehirler. Bu sebeple her türlü tahrike son derece açık yerler. (...) Hepimiz paylaşmak yerine bütünleşmek yönünde enerji harcamaya devam etmek zorundayız."

Deniz Ülke Arıboğan AKŞAM

Muhabir: Haber Merkezi