Hicazın güvenliği içinde mutlaka Kızıldenize hâkim olmak gerekir. Kızıldenizi de ancak Yemen'e hâkim olabilen kontrol edebilirdi. Bu sebeple Osmanlı Yemen için binlerce şehit vermiştir. Bu şehitleri Yemen için değil İslam ve Kabe için vermiştir.
Askeri müzede sağ tarafta Şehare'deki Osmanlı şehitliğinin kitabesi ve Osmanlı arması sergileniyor. Kitabede burada yatanlar "İmam Yahya Hazretleri ile birlikte İslam uğrunda ( İttihad-i İslam uğrunda) ifşai hayat eden Osmanlı kahraman şühedasıdır" diye yazıyor (1911). Bu şehitlik 1911'de İmam Yahya ile antlaşma sonucu oluşturulan şehitliktir. Yemen'i gezmeye gidenlerin müzede bunu mutlaka görmelerini tavsiye ediyorum. Osmanlının Yemen'den 1918'de ayrılışından sonra bir kısım subay ve askerler geri dönmemişlerdir. Son Yemen Valisi Mahmud Nedim Paşa bunlardan biridir ve İmam Yahya'nın San'a Valisi olarak görevine devam etmiştir. Ragıp Paşa ise İmam Yahya döneminde Yemen Dışişleri Bakanlığı görevini uzun süre sürdürmüştür. Hatta Yemen'in Birleşmiş Milletlerde tanınmasını o sağlamıştır. Ragıp Paşa'nın otomobili askeri müze giriş kısmında sergilenmektedir. 1918'den sonra bu tip üst düzey subaylar gibi birçok subay ve er Yemen'de kalmışlardır. Bugün 10 binin üstünde Türk-Yemen sınırları içinde yaşamaktadır.
Gezinin en acıklı ânı
Hatta Ethemoğlulları Köyü gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler vardır. Bir-ül Azep mahallesi bunlardan biridir. Gezinin en acıklı anı Bir-ül Azep Mahallesinde idi. Burası Osmanlı döneminde bekar subayların kaldığı mahalle imiş. Mahalleyi tertemiz görüyoruz. Hatta mahallenin bugünkü muhtarı da Türk imiş. Ancak zamansızlıktan sebebiyle kendisi ile tanışamadık. Bu mahallede halen Türk aileler mevcut. Beytül Behçet (Behçet'in evi), Beytül Hoca (Hoca'nın evi) bunlardan bazıları. Abdullah Hoca ile tanışıyoruz. Konuşmaya başlıyoruz. Bize geçmişini anlatmaya çalışıyor. Babasının burada kalan askerlerden olduğunu söylüyor ve gözleri doluyor. Torunu ise hemen dedesinin resmini getiriyor. Daha sonra Behçet amca torununun kolunda geliyor. Ayakta zor durabiliyor. Ağlayarak babasının Yemen'de kalan askerlerden olduğunu, Kafkas cephesinde savaştığını ve oradan da buraya geldiğini anlatıyor. İsmail Hoca ile tanışıyoruz, atalarını araştırdığını köklerinin Adapazarı'na uzandığını söylüyor. Türkiye'ye 5 defa gelmiş. Türk mahallesindeki evlerin 29 tanesinin kendilerine ait olduğunu anlatıyor. Kardeşi ve yeğeni ile bizleri tanıştırıyor. Sonra da Türkiye'de bulunan akrabalarının resimlerini gösteriyor.
Yemen Askeri Müzesi
Behçet Bek de İzmirli olduğunu gerçek bir Osmanlı olduğunu ifade etmek için kelimenin üzerine basa basa "Behçet Bek" diyor. Onunla da uzun bir süre sohbet ediyoruz. Daha sonra onlarla vedalaşarak Türk mahallesinden ayrılıyoruz. Osmanlı 7. Orduyu San'a da kurmuştu. Bu Ordu karargahı şu anda Savunma Bakanlığı ve devlet misafirhanesi olarak kullanılıyor. Yemen Askeri Müzesi'nde Osmanlı dönemine ait pek fazla eser yok. Bu eserler Savunma Bakanlığı'nın depolarında tutuluyor.
Dün atalarının gittiği Yemen'e bugün de torunları gidiyor. Amaçları Yemen'in kalkınmasına yardımcı yardımcı olmanın yanı sıra aynı zamanda kendi ekonomilerine katkıda bulunmak. Bunun için de işçilikten, mühendislik hizmetlerine kadar her alanda çalışıyorlar. Açılan Türk okulları ile de Yemen eğitimine önemli hizmetlerde bulunuyorlar.
Gezimize Lübnan restoranda yediğimiz öğle yemeğinin ardından diğer bir Osmanlı eseri olan Camii Kebir ile sürdürüyoruz. Camii Kebir, Peygamber Efendimiz döneminde yapılan 3. camidir. Caminin iç avlusu ve avlunun ortasındaki kubbeli yapı Koca Sinan Paşa tarafından (Kanuni Dönemi) yaptırılmış tır. İkindi namazını cemaat ile birlikte eda ediyoruz. Bizlerin Türk olduğunu fark ettikleri aman etrafımızda halkalar oluşturuyorlar, bizlere cami akında bilgi vermekte yarışıyorlar. Oradan San'a'nın I. kapısı olan Babul Yemen(Yemen Kapısına) geçtik. Kapının restorasyonu Gazi Muhtar Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Halen üzerinde iç savaşta oluşan top izleri mevcut. Ecdadımız burada başkalarının yaptığı eserleri restore ederek Türk milletinin hoşgörüsünü ve mimariye verdiği önemi göstermektedir. Yemen kapısının ve hemen arkasındaki çarşının görünümü hiçbir yerde göremeyeceğiniz kadar güzel...
Babü-l Yemen'de gezimiz sona ererken herkes sokaklara dağılarak, Türkiye'ye dönüşte neler götürebileceklerini araştırmaya ve alışveriş yapmaya başlıyorlar.
Hicaz'ın güvenliği...
Osmanlı Hicaz'n güvenliğini Yemen'de, İstanbul'un güvenliğini ise Tuna'da görmüştür. İstanbul'un güvenliğini Tuna'da gördüğünde ne kadar uzak görüşlü olduğu 93 harbinde görülmüştür. Tuna'yı geçen Ruslar Yeşilköy önlerine kadar gelmişler ve zorla durdurulmuşlardı. Hicazın güvenliği içinde mutlaka Kızıldenize hâkim olmak gerekir. Kızıldenizi de ancak Yemene hâkim olabilen kontrol edebilirdi. Bu sebeple Osmanlı Yemen için binlerce şehit vermiştir. Bu şehitleri Yemen için değil İslam ve Kabe için vermiştir.
Osmanlı'nın Yemen'e verdiği önemi anlatmasi acisindan Istanbul'dan Yemen'e gönderilen talimat ve fermanlara bakmak en doğru hareket olur kanaatindeyim. Örneğin;
27 Rebiulevvel 982 (1574 tarihli) hukumde şöyle denmektedir:
Mısır Beylerbeyisine hukum ki:
"Vilayet-i Yemen Saltanat makamından uzak olmakla, düşman tarafından herhangi bir hareket ve hucum oldugunda Istanbul'dan yardım göndermek imkansız oldugundan sana emrediyorum ki Yemen Beylerbeyi Behram Bey tarafindan her ne talep olunursa - İstanbul'a sorulmalıdır demeyip- eger altın, eğer silah, eger asker, eger zahire elinde imkanin dahilinde olan herseyi en kisa zamanda gönderdikten sonra makamima tafsilatli olarak arz edesin. Vilayet-i Yemen'in emn-u emani (guvenligi) , duzen ve intizami ehemm-i muhimmattandır (en önemli konulardan daha önemlidir) , bu mevzuda ihmalden cok kacinasin."
Osmanlı'nın, Yemen'de neyin derdinde oldugunu anlatan 1 Zilkade 975 (Nisan 1568) tarihli şu hüküm çok dikkat çekicidir:
Günümüz Türkçesiyle:
"... Yemen Vilayetinin fethi ve elde tutulması konusu sadece gelir elde etmek için degildir.
Allah muhafaza etsin, Portekizlilerin müslümanlara saldırması ve o bölgeyi tehdid etmesi dini gayret ve hamiyetimize yakışmamaktadır. Ve özellikle de alemlerin biricik Kiblegahı ve tavaf ettigi yer olan Kabe-i Mükerreme'nin korunup muhafaza edilmesi herşeyden daha önemli oldugu ve her türlü gorevden önemli ve her vazifeden öncelikli vazife oldugu açıkk ve tartışılmazdır..."
(Başbakanlık Arşivi, Muhimme Defteri 7 no: 2738 )
Bu görüşlerinde de bence haklı idiler. Yemen'i gezince bunu daha iyi anlıyorsunuz.
Son söz olarak, insan Yemen'i ve Yemenlilerin yaptıklarını görünce ister istemez buluş adına yapılan eylemleri düşünüyor ve soruyor kendine: "Mucit olmak için bu kadar kendini zorlamaya ve bu zorlamaları meşrulaştırmak için üstüne bir de 'yüksek felsefe' yapmaya gerçekten gerek var mı?" İşlevsel içeriği olmayan yüzeysel bir buluşçuluğun hitap ettiği insan yelpazesi çok sınırlı olabilirken, 'işlevsel' icatçılığın, işbirlikçi, paylaşımcı ve bir bütün oluşturan bir eylem olarak karşımıza çıkıyor. Bunun ne gibi bir şey olduğunu görmek için başkent San'a ve diğer Yemen kentlerine gitmenizi öneririm
Şehit düşen dedelerimizin ruhuna bir fatiha daha okuyarak yazıma son veriyorum ve imkânı olanların mutlaka Yemen'i görmelerini tavsiye ediyorum.
Osmanlı'nın Yemen'e gönderdiği talimat
Osmanlı'nın Yemen'e verdiği önemi anlatması açısından İstanbul'dan Yemen'e gönderilen talimat ve fermanlara bakmak en doğru hareket olur kanaatindeyim. Örneğin;
27 Rebiulevvel 982 (1574 tarihli) hukumde şöyle denmektedir:
Mısır Beylerbeyisine hukum ki:
"Vilayet-i Yemen Saltanat makamından uzak olmakla, düşman tarafından herhangi bir hareket ve hucum oldugunda Istanbul'dan yardım göndermek imkansız oldugundan sana emrediyorum ki Yemen Beylerbeyi Behram Bey tarafindan her ne talep olunursa - İstanbul'a sorulmalıdır demeyip- eger altın, eğer silah, eger asker, eger zahire elinde imkanin dahilinde olan herseyi en kisa zamanda gönderdikten sonra makamima tafsilatli olarak arz edesin. Vilayet-i Yemen'in emn-u emani (guvenligi) , duzen ve intizami ehemm-i muhimmattandır (en önemli konulardan daha önemlidir) , bu mevzuda ihmalden cok kacinasin."
Osmanlı'nın, Yemen'de neyin derdinde oldugunu anlatan 1 Zilkade 975 (Nisan 1568) tarihli şu hüküm çok dikkat çekicidir:
Günümüz Türkçesiyle:
"... Yemen Vilayetinin fethi ve elde tutulması konusu sadece gelir elde etmek için degildir.
Allah muhafaza etsin, Portekizlilerin müslümanlara saldırması ve o bölgeyi tehdid etmesi dini gayret ve hamiyetimize yakışmamaktadır. Ve özellikle de alemlerin biricik Kiblegahı ve tavaf ettigi yer olan Kabe-i Mükerreme'nin korunup muhafaza edilmesi herşeyden daha önemli oldugu ve her türlü gorevden önemli ve her vazifeden öncelikli vazife oldugu açıkk ve tartışılmazdır..."
(Başbakanlık Arşivi, Muhimme Defteri 7 no: 2738)
Bu görüşlerinde de bence haklı idiler. Yemen'i gezince bunu daha iyi anlıyorsunuz.
Son söz olarak, insan Yemen'i ve Yemenlilerin yaptıklarını görünce ister istemez buluş adına yapılan eylemleri düşünüyor ve soruyor kendine: "Mucit olmak için bu kadar kendini zorlamaya ve bu zorlamaları meşrulaştırmak için üstüne bir de 'yüksek felsefe' yapmaya gerçekten gerek var mı?" İşlevsel içeriği olmayan yüzeysel bir buluşçuluğun hitap ettiği insan yelpazesi çok sınırlı olabilirken, 'işlevsel' icatçılığın, işbirlikçi, paylaşımcı ve bir bütün oluşturan bir eylem olarak karşımıza çıkıyor. Bunun ne gibi bir şey olduğunu görmek için başkent San'a ve diğer Yemen kentlerine gitmenizi öneririm
Şehit düşen dedelerimizin ruhuna bir fatiha daha okuyarak yazıma son veriyorum ve imkânı olanların mutlaka Yemen'i görmelerini tavsiye ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Ferhat Koç / Türkiye
Etiketler:



