milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • MEDYA
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

10 ŞUB 2012 CUM
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • RİDA, AFRİKA VE TÜRKİYE'DE 4 BİNDEN FAZLA YETİME ULAŞTI
  • ''ARAMA KURTARMADAN SONRA İLK YARDIM MÜDAHALESİ ÇOK ÖNEMLİDİR''
  • "VELİ ÖĞRETMEN DİYALOGU ÖĞRENCİYE BAŞARI GETİRİR"
  • TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK BARAJINDA TARİHİ REKOR
  • KENTSEL DÖNÜŞÜME NÜFUSUN YOĞUN OLDUĞU ŞEHİRLERDEN BAŞLANACAK
  • PETA DESTEK VERDİ, HAYVANLAR ARTIK SİMÜLASYONLA KESİLECEK

Dr. İsmail Hakkı Kadı’yla Osmanlı arşivlerinden bulup çıkardığı Mansur Şah’ın mektubunu konuştuk
Osmanlı - Hollanda ilişkileri

1 07 OCAK 2010
PER 03:45

[-] Normal [+]
  • Röportaj
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Dr. İsmail Hakkı Kadı'yla sadece konuya meraklı olanların bildiği Osmanlı-Hollanda, Osmanlı-Açe ilişkilerini; Batılı uzman araştırmacıları hayretler içinde bırakan, kendisinin Osmanlı arşivlerinden bulup çıkardığı Mansur Şah'ın mektubunu konuştuk.

  • Osmanlı - Hollanda ilişkileri -

Bizler Osmanlı'nın Rus, İngiliz, Fransız ve Orta Avrupa devletleriyle ilişkilerini duymuşuzdur. Ama Osmanlı Hollanda ilişkileri pek yakından bilinmez. 18. yüzyılda Hollanda'yla ne gibi ekonomik ve siyasi ilişkilerimiz olmuş? Ve niye gayrimüslim tebaa üzerinden yürümüş bu işler?

Hollandalılar 16. yüzyılın sonlarından itibaren Akdeniz'in doğusunda ticaret yapmaya başlıyorlar. O dönemde İspanyollarla savaş halindeler. İspanya'dan bağımsızlıklarını ilan etmişler. Bu dönem, Osmanlı Devletinin Akdeniz hâkimiyeti için İspanyollarla sıkı bir mücadeleye giriştiği dönem. Böyle olunca Osmanlı devlet adamlarının dikkatini çekiyorlar. 1612-14 evresinde yapılan görüşmelerle Hollandalılara ilk Kapitülasyonlar veriliyor. Daha önce fiilen yapılan ticaret, bu anlaşmayla resmi hüviyet kazanarak günümüze kadar devam ediyor.

Hollandalıların tarihteki rolü bizim ders kitaplarımızda çok fazla yer bulamadığı için kamuoyu tarafından tanınmıyor. Halbuki dünya tarihi açısından Hollandalıların çok büyük rol üstlendiklerini görüyoruz. Bir defa ticari kapitalizmin doğduğu ülke Hollanda'dır.

Rotterdam merkezli olarak mı?

Rotterdam'ın rolü 19. yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte ön plana çıkıyor. Ama ilk etapta 17. yüzyılda dünya ticaretinin merkezi Amsterdam olarak belirdi.

Daha önce Venedik ve Cenova'da atardı ticaretin kalbi? Neden Amsterdam'a geçti?

Avrupa kıtasında birkaç bölge Venedik, Genova ve Flandre (bugünkü Belçika) bölgesinin ticarette öne çıktığı doğrudur. Ortaçağın sonlarında, malumunuz,  Avrupa'daki şehir merkezli kendine yeten ekonomik yapıların yıkılıp, ticaretle birbirine bağlanmaya başladıkları bir evre vardır. Avrupa'nın kesintisiz olarak Asya'ya ulaşmasının getirdiği bir trend var ki, varlığı Akdeniz ticaretine bağlı olan Venedik ve Cenova'nın cazibesini ve gücünü yitirmesine neden oluyor.

Fakat sorduğunuz soru kısa zamanda gerçekleşen bir durum değil. Yaklaşık iki yüzyıla yayılan bir süreç... Yani Doğu Asya'ya uzanan deniz yolunun keşfi ve bu güzergâhın kullanılmaya başlanması, Akdeniz yolunun ve aracı ülkelerin Avrupa ticaretindeki payının azalarak Hollanda'nın merkez haline gelmesi bir hayli zaman almıştır. Portekiz gibi bir devi geride bırakarak, kendi tarihlerinde altın yüzyıl olarak adlandırdıkları 17. yüzyılı deniz ticaretinde 1 numara olarak geride bırakır Hollandalılar.

Fransa, İngiltere,  İspanya ve Portekiz gibi büyük devletlerin arasından nasıl sivrilebilmişler? Aralarındaki ilişkiler nasıl bu evrede?

Hollanda bu evrede büyük oranda ticari çıkarların yön verdiği devlet görünümünde... 16. yüzyılın sonunda İspanyayla savaş halinde oldukları dönemde bile ticari ilişkilerini devam ettirdiler. Normalde savaş yaptığınız ülkeyle ilişkinizi dondurursunuz. Diğer bütün siyasi endişelerin çok çok önünde olan ticaret merkezli bir siyaset izliyor Hollanda. Bu süre zarfında İngilizlerle de savaşları oluyor. Ama İngiltere o zamanlar çok kuvvetli değil. Hollanda gibi denizcilik altyapısı yok. İngilizler 18. yüzyılda Hollandalıların yerini alıyorlar.

Ermeniler tiftiği, Rumlar pamuğu satmış

Gayrimüslim Osmanlıların ticareti meselesine tekrar dönersek?

Gayrimüslim Osmanlı tüccarları 17. yüzyılda Hollanda'nın dünya ticaretinin merkezine oturduğu ilk yıllardan itibaren özellikle Ermeni tüccarlar sayesinde Amsterdam'da görünmeye başlıyorlar. Özellikle Ankara'nın tiftik ipliğinin aktarılması sayesinde Ankara-İzmir-Amsterdam arasında bir ticaret yolu oluşuyor. Bu yol 18. yüzyılda da devam ediyor.

İstanbul limanlarından bir akış olmamış mı hiç?

İstanbul, tiftiğin Avrupa'ya ihraç yolunda ikinci bir alternatif olmuş. Diğer alternatif ise Halep-İskenderun hattı. Fakat İzmir çok merkezi bir pozisyonda... 18. yüzyılın ortalarından itibaren buna Rum tüccarlar dahil oluyor. Bu da pamuğun dünya ticaretinde yükselen performansıyla ilgilidir. Ermenilerin geleneksel Osmanlı ekonomisinde tiftik ticaretinde önemli rolü var. Rumlar ise pamuğun üretildiği bölgelerde etkin oldukları için bu emtiayla özdeşleşmişler.

Avrupa'nın dokuma tezgâhlarına geçip makineleşmesiyle, hammadde olan pamuğa rağbetin artması Rumları ön plana çekiyor o zaman?

Tabii ki. Erken modern dönemde Avrupa'yla Osmanlı arasındaki ticaretin tekstil temelli olduğunu görüyoruz. Enteresan bir şekilde, malın kompozisyonu değişmekle birlikte, aynı başlık altında toplayabileceğimiz bir ilişki. Daha erken dönemde ipek ticareti önemli bir kalemken daha sonra tiftik ve pamuğa kayıyor.

Anadolu: Hammadde deposu

İpeği, mamul olarak mı göndermişiz yoksa bizden transit geçiş mi sağlamışız?

Hem İran ipeği transit olarak gidiyor hem de Bursa ve Suriye ipeğinin ihracı şeklinde gerçekleşiyor. Genel olarak söyleyebileceğimiz şey şudur: Osmanlı başından beri hammadde ihracatçısı, mamul madde ithalatçısı olmuştur. Bu çok eskiye dayanan bir trend. Osmanlı kurulmadan önce dahi Hıristiyan Akdeniz ile Müslüman Akdeniz'in arasındaki ticaretin karakteri bu doğrultuda gelişmiş. Osmanlılar ise daha sonra devraldıkları bu yapıyı devam ettirmişler.

Hammadde ihraç edip, mamul madde ithal etmenin ilginç olan yanı ise diğer parametrelerle paralellik arz etmesi... Avrupa'da üniversiteler kurulmaya başlamasıyla, İslam dünyasının Rönesans'ının sonuna gelindiği bir devreyle örtüşüyor. Siyasi alanda İbn-i Haldun'un ifade ettiği gibi "Daha önce Akdeniz'de tahta parçası yüzdüremeyen Avrupalıların, Akdeniz'de güç kazanması..." konusuyla bağlantılıdır.

Osmanlı askeri ve siyasi sahada bu durumu tersine çevirmeyi başarmıştır. Fakat bu ithalat ve ihracat yapısını asla değiştirememiştir.

Güneydoğu Asya sultanlıklarıyla Osmanlı'nın ilişkisi nasıl başlamış, ne düzeyde devam etmiş?

Osmanlıların bu coğrafyaya ilgileri 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişiyor. Oradaki Sultanlıkların Portekiz sömürgeci işgal güçlerine karşı Osmanlı'dan yardım istemesiyle başlıyor. Bunu çok doğal karşılamak gerek. Çünkü Avrupa'nın sömürgeci büyümesinin ve Osmanlı'nın aynı Avrupa'yla Akdeniz'de hâkimiyet mücadelesine girişmesinin tabii bir sonucu olarak değerlendirmek gerek.

Kanuni Sultan Süleyman'ın son döneminden itibaren, Süveyş Kanalı'nda kurduğu donanmayla çeşitli seferler düzenlendiğini biliyoruz. Bunların en önemlisi 2. Selim zamanında yapılmış olan çok ciddi bir hazırlıktır. Hem gemicilik, hem savaş hem de diğer sanatlarda uzmanların hazırlandığı bu seferde, zuhur eden Yemen isyanı nedeniyle donanma alıkonmak zorunda kalınmıştır. Daha sonra Kıbrıs'ın fethi nedeniyle bu donanmayı göndermek mümkün olmamış.

17. ve 18. yüzyılda ilginç bir şekilde hiçbir temasa rastlamıyoruz. 2. Selim'den sonra hiçbir temas gerçekleşmemiş. Ta ki 19. yüzyılın ortalarına doğru... O dönemde tekrar temas kurulmuş.

İlk çalınan kapı? Babıali

Zannedersem Sultan Abdülmecit Açe'yi Osmanlı toprağı ilan ediyor?

Bu konuda çeşitli spekülasyonlar var. Fakat farklı kaynaklardan bir türlü teyit edemiyoruz. Osmanlı Devletine oradan değişik mektuplar geliyor. Portekizlilerin ve Hollandalıların bölgede sömürge oluşturmasının ardından birkaç asır geçmiş ve tehlike çok daha büyümüş. Müslümanlar yardıma çok daha muhtaçlar. 1850 yılında başlayan bir mektup trafiği var.

Mesela, mektuplarda daha önceki yazışmalara atıfta bulunuyorlar. Diyorlar ki "Biz Sultan Selim zamanından beri tebaanızız. Adınıza hutbe okutuyoruz. Size olan tabiiyetimizi teyit etmenizi istiyoruz. Bize gemiler, silahlar ve askeri uzmanlar göndermenizi talep ediyoruz."

Osmanlı bu dönemde kendi kontrolü altındaki toprakları korumakta zorlanırken, hiçbir iletişimin olmadığı bir dönemde çok uzaklardan Müslümanlar yardım talep ediyorlar. Osmanlılar, şartların nezaketinden ötürü hemen cevap veremiyorlar. Bu konuyu bakanlar kurulu soruşturuyor. Mekke ve Yemen valileri konunun ayrıntılarını araştırmaları için görevlendiriliyorlar.

'Osmanlı bu ülkelerin tabiiyetini kabul ederse nasıl riskler almış olur? Avrupa devletlerinin Osmanlıya karşı oluşturacağı tehditler ne olur?' gibi soruları tartışıyorlar. Direk olarak açık ve net bir şekilde tabiiyet ilişkisine giremiyor Osmanlı. Çünkü risklerin büyük olduğunu görüyor. 1870'lerde başlayan Açe savaşıyla ilgili Hollandalılarla irtibata geçerek, bu savaşın durdurulması için arabuluculuk girişimleri oluyor. Ama çok üsteleyemiyorlar.

Galiba, Açelilerle Osmanlı Padişahının siyasi tebaası olarak değil de, İslam Halifesinin doğal bağlıları olarak iletişim kurmak daha cazip gelmiş.

Evet. "Biz size daha önce tabi olmuştuk. Bunu teyit edin" diye talep gelince, Osmanlı bu tabiiyetin Padişaha olan siyasi bağlılıktan çok, Halifeye olan dini bağlılık olduğunu izah eden açıklamalar gönderiyor. Tabi, oradaki insanların halifelik kurumuna olan ilgileri hiçbir zaman bitmiyor. Halifelik kaldırıldıktan sonra Hicaz ve Kahire'de toplanan Hilafet kongrelerine temsilciler gönderiyorlar. Osmanlının Halifelik kurumunun otoritesini canlı tutma gayreti hep bulunuyor lakin siyasi risklerden de her zaman uzak duruyor.

Amerikalılar Halife'den yardım istiyor

Filipinlerde durum nasıl? Orada ilkönce İspanyollar vardı. Sonra Amerikalılar geldiler.

Biliyorsunuz, İspanyollar Filipinlerde hâkimiyetlerini bir türlü tesis edemeyince, Amerika Birleşik Devletleri idareyi devralıyor. Amerika dahi Müslümanların yaşadığı Mindanao adasında hâkimiyeti bir türlü sağlayamayınca 1911'de Filipinlerdeki Amerikan Valisi Osmanlı Devletine müracaat ediyor. Osmanlı Sultanının Halife sıfatını kullanarak oradaki "İdareye elverişli olmayan Müslümanların ıslahı..." yönünde talepte bulunuyorlar.

John Finley, önce Washington'daki Osmanlı elçisine müracaatla, sonra bizzat İstanbul'a gelerek Halifeden bir mektup almayı başarıyor. Mektubun içeriği ise ne şiş yansın ne kebap mahiyetinde. Aman aman Amerikalılara boyun eğin yönünde değil de, "Adam öldürmeyin, zina etmeyin, karışıklık çıkarmayın, diğer insanların hak ve hukukuna riayet edin" mahiyetinde şeyler. Bu vesileyle, orada açılan bir camiye 'hatlı levhalar' hediye ediliyor, Müslümanlara bir Şeyhülislam görevlendiriliyor.

Birkaç yıl evvel kaleme aldığım bir makalede de yer almıştı: 1914 yılında Washington büyükelçimiz Ahmet Rüstem Bey Amerikan basınında yer alan Ermeni destekli haberlere içerleyip Amerika'nın Filipinler'de yaptığı katliamları içeren bir makale yayımlamış. Amerika bu makaleyle çalkalanınca Wilson tarafından istenmeyen adam ilan edilerek ABD'yi terk etmek zorunda bırakılmıştı.

Hac: En önemli iletişim aracı

Hac konusunun Halifenin diğer Müslümanlarla ilişkisindeki yeri nedir?

Haccın bu ilişkiler içinde çok önemli bir yeri var. Babıali'nin her yerle direk ilişkisi mevcut değil. Fakat hac vasıtasıyla siyasi ilişki kurulamayan birçok Müslüman toplulukla ilişki kuruluyor. Ticaret ve seyahat bu vasıtaların diğerleri...  Açe meselesini Babıali'nin Mekke valisine danışması sürpriz değil. Çünkü Mekke'de devamlı bir Java cemaati söz konusu... Java'dan gelen insanların oluşturduğu bir cemaat var orada. Hacca geliyorlar. Birkaç yıl kalıp ilim tahsil ediyorlar. Memleketlerine de hem hacı hem de âlim olarak geri dönüyorlar.

Bu insanların gelip gitmesi süreklilik arz ediyor. Memleketlerine döndüklerinde ise hayata yön veren insanlar haline geliyorlar. 19. yüzyılın sonlarında ise İstanbul'da açılan Batı tarzı eğitim kurumlarına Endonezyalı öğrencilerin gelip kaydolduklarını görüyoruz. Yani bilgi alışverişi hac üzerinden devam ediyor.

Hollanda sömürge valilerinin merkeze yazdıkları raporlarda, Hacı olup geri dönen Endonezyalılar için "Müslüman rahipler" tanımlamasını kullandıklarını, bu Müslüman rahiplerin Hollanda hâkimiyetini sürekli rahatsız edici çalışmalar içine girdiklerini, bundan dolayı da Haccın kesinlikle yasaklanmasını isteyen mektuplarını okumuştum.

Doğrudur. Güvenlik ve benzeri nedenler bahane gösterilerek bazen haccın yasaklandığı da vaki olmuştur Güneydoğu Asya'da. Hac meselesini Avrupalı kolonyal güçlerin politikalarında esaslı bir şekilde dikkate aldıklarını görüyoruz. Koloni ülkelerinden gelen Müslümanların Hac mevsiminde nasıl bir etkileşim içinde olduklarının araştırılması her zaman ilgilerini çekmiştir.

Mesela Snouck Hurgronje, ki kendisi Hollanda'nın yetiştirdiği en büyük oryantalistlerden biridir, Leiden Üniversitesi profesörüdür. Bu profesör, 1870'lerin sonlarında Müslüman olduğunu beyan ederek Hicaz'a gider. Haccı inceler ve bu incelemesine dayanan doktora tezini 1880'de savunur. Bu adamın en büyük önemi gerek Hollanda gerek diğer Avrupa ülkelerinin kolonyal politikalarına icra ettiği tesirdir. Sadece Hollanda makamlarına kolonyal politikalar konusunda sunduğu raporların basılmış olanları 24 bin sayfa tutmaktadır. Fransızlardan da benzer hizmetlerine binaen, devlet nişanı almıştır.

Hacca giden Endonezyalı Müslümanların Pan-İslamist politikalarından etkilendiği iddiasına karşı çıkar. Ama Panislamizm ve Hilafet düşmanıdır. 31 Mart vakası zuhur ettiğinde İstanbul'dadır. İttihatçıların idareye el koymalarının, Pan-İslamist politikaların sonu olabileceğini düşündüğü için büyük bir sevinçle karşılamıştır. Böylesi önemli bir oryantalistin doktora tezini işgal edecek kadar önemlidir Hac batılılar açısından.

Osmanlı'nın Güneydoğu Asya siyaseti ile ilgili Avrupa ülkelerinin arşivlerinde çalışmalar yapılıyor mu?

Olmaz mı? Bu konularla ilgili büyük çalışmalar yapılıyor. Yayınlar, tartışmalar yapılıyor. Birçok bilim adamı kendi arşivlerindeki kaynakları kullanarak çalışıyorlar. Bu konuda maalesef Osmanlı arşivleri en az işlenmiş olanı. Bizim içinde bulunduğumuz proje ise, Osmanlı Güneydoğu Asya ilişkileri ile ilgili Osmanlı Arşivlerinin bu araştırmalara kazandırılması amacını güdüyor. Asıl zengin kaynakların ve birçok bakış açısını değiştirecek kaynakların Osmanlı arşivinde olduğuna inanıyorum.

Bu konular her Avrupa ülkesinde ayrı bir disiplindir. Belli başlı üniversitelerde bu konunun uzmanları vardır. Maalesef ülkemizde bu konular pek işlenmemiş.

Görenleri hayrete düşüren mektup ve üzerindeki mühür

Osmanlı arşivlerinde ilginç evraklara rastladınız mı?

Batılı bir tarihçi "Arşiv belgeleri, eski zaman çocukları gibidirler. Tanımadıklarıyla konuşmazlar. Tanıdıklarıyla da, ne soruyorsa onun cevabını verirler" der. Arşivlerimizde, 1850 tarihinde Açe Sultanı Mansur Şah'ın Osmanlı Sultanına göndermiş olduğu bir mektuba rastladım. Açe diplomatikasına aşina olmayan insanların pek anlayamayacakları bir özelliği vardı. Bu mektubu British Library çalışanlarından Dr.Annabel Teh Gallop'un dikkatine sunduğumuzda değerini anladık.

Normal şartlarda Malay diplomatikasına göre bir sultan mektup yazarken, muhatabını kendine denk görüyorsa mührünü metnin üzerindeki boşluğun tam ortasına vurur. Eğer kendinden daha aşağı görüyorsa biraz daha sağa kaydırır. Bugüne kadar ele geçen mektuplardaki mühürler hep ortada ya da ortanın sağında bulunuyormuş.

Osmanlı arşivinde ortaya çıkan mektupta ise mühür mektubun üst sol köşesinde. Bu, muhatabını kendinin ne kadar üstünde saydığını gösteriyor. Dr. Gallop Oxford Üniversitesinde yaptığı Doktora çalışmasında işlediği 140 kadar mektubun içinde hiç böyle bir şey görmediğini belirtti. Diğer ülke arşivlerinde de benzerini bulamamış.

Ağzınıza sağlık.

İlginize teşekkür ederim. Umarım sohbetimiz gazeteniz okuyucularına faydalı olmuştur.

Dr. İsmail Hakkı Kadı

Marmara Üniversitesi Arşivcilik bölümü mezunu. Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsünde İktisat Anabilim dalında yüksek lisans sahibi. Siyasi tarih, uluslar-arası ilişkiler dalında doktora yeterliliğini aldıktan sonra, doktora tezini yazmak üzere Hollanda Leiden Üniversitesine gider. Tez konusu ilk başta 'Osmanlı Hollanda İktisadi Münasebetleri' iken, araştırma görevlisi olarak istihdam edilmesinin ardından '18. Yüzyıl Gayrimüslim Osmanlı Tebaasının Hollanda-Osmanlı Ticaretindeki Rolleri ve Osmanlı Ekonomi Politiği İçindeki Yerleri' üzerine çalışır. Nisan ayından bu yana Ankara'da Britanya Arkeoloji Enstitüsü'nde Osmanlı İmparatorluğu'nun Güneydoğu Asya ülkeleriyle ilişkileri üzerinde çalışıyor.

Dr. İsmail Hakkı Kadı’yla Osmanlı arşivlerinden bulup çıkardığı Mansur Şah’ın mektubunu konuştuk yazı dizisinin bölümleri

  • 1. bölüm : Osmanlı - Hollanda ilişkileri07-01-2010
Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Röportaj bölümü’nde 07.01.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: Fatih Sertyüz / Türkiye
  • tags Etiketler: osmanlı, hollanda, ingiliz, fransız, müslüman, akdeniz,
benimde söyleceklerim var

yorumcular

toplam 1 yorum|yorum rssrss

  • güncel ticari ve siyasi konulara işık

    Değerli dostum İsmail Hakkı Kadı'nın baktığı perspektif tarihi olduğu kadarı ile güncel meselelere de ışık tutmakta.

    Gerek Ticari trostlerin oluşumu, gerekse bu trostlerin yönlendirdi siyasi çoğrafyalar bu ve benzeri çalışmalarla gün yüzüne çıkmalı.

    Kendilerini verdiği bilgiler ve çalışmalarından dolayı tebrik ediyor, geniş perspektifli çalışmalarını heycanla bekliyoruz.

    ssongur | KatılıyorumKatılmıyorum (5.0/10 puan) | 08 Ocak 2010 13:10

Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Röportajlar

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Erbakan’ın yerli oto çabasını unutmayız
    2. Müslümanlar dünyada söz sahibi olacak
    3. Kıbrıslı Türkler'in sabrı taşıyor
    4. Görsel Yönetmenimiz Bilal Ay ile Milli Gazete'nin yeni yüzüne dair
    5. Ölülerimiz bile mağdur oldu
    6. Çözüm konfederasyondur
    7. 1.5 milyarlık dev uyanmalı
    8. Avrupa'nın krizi, hak edilmeyen refahın faturası
    9. Noel’e değil Fethe koşuyoruz
    10. Müslümanlar uyanıyor
    1. Ölülerimiz bile mağdur oldu
    2. Büyükelçiliğe müdahale Türkiye'ye meydan okumaydı
    3. Dünya müslümanları birleşirse Keşmir kurtulur
    4. Batı'da ahlak Doğu'da terör sorunu var
    5. PKK profesyonel yardım alıyor
    6. Avrupa batışın eşiğinde
    7. Korsanların o kadar gücü yok
    8. 1.5 milyarlık dev uyanmalı
    9. Müslümanlar dünyada söz sahibi olacak
    10. İmece sistemiyle tüm krizleri yenebiliriz
    1. Korsanların o kadar gücü yok
    2. Kapitalizm, kendi krallığını yok ediyor
    3. Batı'da ahlak Doğu'da terör sorunu var
    4. PKK profesyonel yardım alıyor
    5. Dünya müslümanları birleşirse Keşmir kurtulur
    6. Sultanların sohbete katıldığı dergah
    7. "Yine Yeniden Milli Görüş"
    8. İmece sistemiyle tüm krizleri yenebiliriz
    9. 'Sultan baba' rahmetle anılıyor
    10. Avrupa batışın eşiğinde
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Yazı dizileri

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    2. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    3. Nijer'de hayat yine de güzel
    4. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    5. Para içinde yüzen bir adam
    6. Kültür başkenti Kuveyt
    7. Kongrede gözyaşlarımıza hakim olamadık
    8. Kuveyt Kalkınma Sandığı bölgenin can simidi
    9. Petrolle ilgili politikalar devletlerin siyasetleridir
    10. Erbakan'ın vefatı İslâm dünyası için büyük kayıp
    1. Para içinde yüzen bir adam
    2. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    3. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    4. Nijer'de hayat yine de güzel
    5. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    1. Para içinde yüzen bir adam
    2. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    3. Nijer'de hayat yine de güzel
    4. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    5. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Özel Dosyalar

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. AVM'ler Mescitsiz toplum projesi mi?
    2. Bodrumlara sürgün edilen mescitler
    3. Panorama 2011
    4. Panorama 2011
    5. Panorama 2011
    6. Panorama 2011
    7. Panorama 2011
    8. Umut olmak güzel bir duygu
    9. İşte Libya gerçeği!
    10. Nijer günleri
    1. Irak ve Libya'daki hatalar Suriye'de yapılmasın
    2. AVM'ler Mescitsiz toplum projesi mi?
    3. Umut olmak güzel bir duygu
    4. Panorama 2011
    5. Bodrumlara sürgün edilen mescitler
    6. Arap Baharı günlerinde Beyrut (2)
    7. Arap baharı günlerinde Beyrut (1)
    8. İşte Libya gerçeği!
    9. Nijer günleri
    10. Panorama 2011
    1. Arap baharı günlerinde Beyrut (1)
    2. Arap Baharı günlerinde Beyrut (2)
    3. Irak ve Libya'daki hatalar Suriye'de yapılmasın
    4. Nijer günleri
    5. İşte Libya gerçeği!
    6. Umut olmak güzel bir duygu
    7. Panorama 2011
    8. Panorama 2011
    9. Panorama 2011
    10. Panorama 2011
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Haberler | Bisiklet Mağazası | Bebek Mağazası | ticaretmerkezi.com.tr | Kombi | Bebek Ürünleri

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek