"Ben, bir kulun himayesine değil, Allah'ın himayesine girmek istiyorum. Allah Resulü ve arkadaşlarını örnek almak istiyorum. İnsanların himayesini reddediyorum."
İnsanları doğup büyüdükleri yerleri terk etmeye zorlamak, onları çocuklarından, sevdiklerinden ayırmak nasıl bir zulümdür? Habeşistan'dan Mekke'ye sevinç içerisinde, adeta uçarak dönen muhacirlerin yaşadığı hayal kırıklığı ve onların çaresiz bir şekilde geriye, Habeşistan'a dönmeleri ne büyük bir acıdır? Bir adım ötelerinde olan sevdiklerini göremeden gurbete gidenlerin derdi nasıl anlatılır?
İbrahim'in şehrine, Allah'ın evine ve Muhammed Aleyhisselam'a bu kadar yakın olup da onlara kavuşamamak, bu, Osman bin Maz'un'un dayanabileceği bir çile midir? Muhacirlerin çoğu Habeşistan'a dönse de, o birkaç arkadaşıyla birlikte, ucunda ölüm bile olsa Mekke'ye girecektir.
Bazı kimseler Habeşistan muhacirlerinin, Mekkelilerin Müslüman olduğuna dair haberi alır almaz yola düşmelerini, bu haberin doğruluğunu çok iyi araştırmadan harekete geçmelerini bir acelecilik, tedbirsizlik olarak görebilir. Ancak bu hadiseyi bir hata olarak değil, Allah Resulü'ne ve arkadaşlarına duyulan sevgi ve muhabbetle izah etmek gerekir. Yıllar boyu acı çekmiş müminlerin böyle müjdeli bir haberi sevinçle karşılamaları nasıl yadırganır? Ayrıca o günün şartları içerisinde bu haberin sıhhatini incelemek hiç de kolay değildir.
Velid bin Muğire
Mekke'den ayrılmış, başka bir şehre yerleşmiş, başka milletlere sığınmış bir kimsenin yeniden Mekke'ye dönebilmesi ancak Kureyş'in ileri gelenlerinden birisinin himayesine girmesiyle mümkündü. Osman bin Maz'un kendisini himaye etmesi için Velid bin Muğire'ye haber gönderdi. Zira Velid, Osman'ın yakın bir akrabasıydı.
Velid bin Muğire, Kureyş'in en önemli kabilelerinden birisi olan Mahzumoğullarının lideriydi. Malının ve evlatlarının çokluğu, ilerlemiş yaşı, ona bütün Mekke üzerinde hâkim olan bir güç veriyordu. Öyle ki Kureyşliler, bu Kur'an nasıl olur da Mekke'nin önderi Velid bin Muğire'ye ya da Taif'in lideri Urve bin Mesud'a değil, malı mülkü olmayan kimsesiz bir çobana indirilir, diyerek hayretlerini ve Velid'in toplum içerisindeki nüfuzunu ifade ediyorlardı.
Velid, adamlarını göndererek Osman'ı Mekke'ye getirtti. Sonra Osman'ın elinden tutarak Kabe'ye geldi ve bütün Kureyşlilere şu sözleri söyledi: "Ey Kureyş halkı! İyi biliniz ki Osman bin Maz'un, benim himayem altındadır. Her kim eliyle ya da diliyle ona bir zarar vermeye kalkarsa karşısında beni bulur."
Cennet nimetleri asla yok olmayacaktır
Osman bin Maz'un mescidden ayrıldığında Kureyşlilerin oturup sohbet ettiği bir mekâna geldi. Arapların meşhur şairi Lebid bin Rebia kalkmış şiir okuyordu. Şiirin bir yerinde:
"İyi biliniz ki Allah'tan başka her şey batıldır" dedi.
Osman bin Maz'un: "Evet" doğru söyledin, diye ona mukabele etti. Lebid şiirin devamında: "Bütün nimetler yok olup gidecektir" deyince Osman bu sefer itiraz etti: Hayır, Cennet nimetleri asla yok olmayacaktır.
Şiirine sürekli müdahale edilmesine alışık olmayan şair bu durumdan rahatsız oldu. Dinleyiciler ise şairi teşvik ederek, şiiri yeniden okumasını istediler. Lebid şiiri tekrar okuduğu sırada Osman bin Maz'un yeniden itiraz edince, Lebid artık dayanamadı ve 'Vallahi Ey Kureyş halkı! Şairleri rahatsız etmek sizin huyunuz değildi. Sizin meclislerinizde misafiri üzme alışkanlığı yoktu' deyince oradakiler şöyle dediler: "Bu adam kavminin dinini terk eden beyinsizlerden biridir. Onun sözleri sakın seni rahatsız etmesin."
Sonra Osman bin Maz'un'a ve orada bulunan diğer Müslümanlara hakaret etmeye başladılar. Osman bin Maz'un öyle zoru gördüğünde sinecek, korkacak ve geri çekilecek bir kimse değildi. Tartışmaya, davasını savunmaya devam etti. Ashab-ı Kiram hep böyleydi. Onlar Hakkı söylemekten asla çekinmez, kınayanın kınamasından asla korkmaz ve Hak yolunda başlarına gelen her türlü musibete sabır gösterirlerdi. Osman bu şekilde muhalefetini sürdürürken müşriklerden Abdullah bin Ebi Muğire kendisine saldırarak yüzüne şiddetli bir yumruk attı. Osman'ın gözü morarmaya başlamıştı.
Ashab-ı Kiram'dan kahramanlığıyla meşhur olan genç sahabi Sa'd bin Ebi Vakkas derhal saldırarak Abdullah bin Ebi Muğire'ye bir yumruk attı. Kavga şiddetlenmiş, ortalık iyice karışmıştı. Osman bin Maz'un'un gözü ise yumruğun şiddetiyle yanıyordu. Bir kenarda oturmuş kavgayı seyreden Velid bin Muğire: "Ey kardeşimin oğlu! Eğer benim himayemden çıkmasaydın, başına bu hal gelmezdi. Şu gözünün haline bir bak' deyince Osman şu cevabı verdi: "Vallahi ey Abdüşemsin babası! Sağlam kalan şu gözüm var ya, o da diğer gözümün uğradığı musibete muhtaçtır. Ben Allah yolunda diğer gözümü kaybetmekten de çekinmem. Ben senden çok daha aziz ve çok daha güçlü bir zatın, Allah Celle ve A'lanın himayesindeyim.
Velid bu defa: Yeğenim gel, yeniden benim himayeme gir, deyince Osman bu teklifi kesin bir dille reddetti: Ben Allah'ın himayesindeyim. Sonra bir şiir okuyarak Allah ve Resulü'ne olan imanını ortaya koydu. Eğer gözü Allah yolunda bir müşrik tarafından zarar gördü ise, merhamet sahibi olan yüce Allah ona çok daha büyük bir mükâfat verecekti. İnsanlar ne söylerlerse söylesinler O, Muhammed Aleyhisselam'ı ve İslam dinini asla terk etmeyecekti. Zira onun tek hedefi Allah'ın rızasını kazanmaktı.
Osman bin Maz'un'un uğradığı bu şiddet Müslümanları üzmüş ve oldukça öfkelendirmişti. O sırada 16-17 yaşlarında olan Hz. Ali, bir gün atılan bu yumrukların intikamını alacaklarını anlatan şiirler okuyordu.
İnsanların himayesini reddediyorum
Osman bin Maz'un artık Mekke'de, sevdikleriyle birlikteydi. Dilediği gibi gezebiliyor, ibadetlerini rahatlıkla yerine getiriyor, Kâbe'yi istediği saatte tavaf edebiliyordu. Hiçbir kimse, Müslüman olması sebebiyle ona işkence edemiyor, hatta kırıcı bir söz dahi söylemiyordu. O bu şekilde rahat bir hayat sürerken diğer Müslümanlara yapılan zulüm bütün şiddetiyle devam ediyordu. Rabbim Allah'tır dediği için işkenceye uğrayan müminlerin feryatları Mekke sokaklarını dolduruyordu.
Osman bin Maz'un bu durumdan son derece rahatsız oldu. Onun gibi inanan ve onun gibi yaşayan arkadaşları, din kardeşleri eziyet çekerken kendisi nasıl rahat edebilirdi? Allah'ın Resulü, müminler ve yakın akrabaları zorluklarla mücadele ederken, o bir müşrikin himayesinde keyif süremezdi. Bu onun için büyük bir eksiklikti. Diğer müminlerden ayrılmamalı, onların yaşadığı acılara ortak olmalıydı. Ben demeyip biz olmanın savaşını vermeli, acısıyla tatlısıyla her durumda ümmet olmanın bilincinde yaşamalıydı.
Kardeşleri sıkıntı içerisindeyken rahatına bakmak Osman bin Maz'un gibi yüce bir Müslüman'ın tercihi asla olamazdı. Derhal kalktı ve Velid bin Muğire'nin yanına gitti.
- Ey Abdüşems'in babası, ben senin himayenden çıkmak istiyorum.
-Yeğenim ne oldu, yoksa birisi sana kötü bir söz mü söyledi, birileri sana eziyet mi etti? Neden benim himayemden çıkmak istiyorsun?
- Vallahi sen bana çok vefalı davrandın. Himayeni en güzel bir şekilde yerine getirdin. Ama ben bir kulun himayesine değil Allah'ın himayesine girmek istiyorum. Allah Resulü ve arkadaşlarını örnek almak istiyorum. İnsanların himayesini reddediyorum.
Bu sözler üzerine Velid ve Osman birlikte Kâbe'ye geldiler. Velid, etrafına toplanan kalabalığa hitaben:
-Ey Kureyşliler! Bu yanımdaki, Osman bin Maz'undur. Haberiniz olsun ki o, benim himayemi reddediyor, dedi. Osman ise:
- Evet, ben yalnızca Allah'ın himayesinde yaşamak istiyorum, diyerek Velid'e cevap verdi ve orayı terk etti.
Onlar bizim önderlerimiz
Güven içerisinde sürdürülen bir hayatı, arkadaşlarının sıkıntıları sebebiyle terk eden, bir müşrikin himayesinde yaşamayı gururuna yediremeyen, Allah'ın himayesini her şeyin üzerinde tutan ve bu uğurda işkenceye maruz kalan Osman bin Maz'un, Osman'ı yalnız bırakmayan ve kalabalığın ortasına din kardeşi için dalan Sad bin Ebi Vakkas, bu hadiseden bana ne demeyip öfke dolu şiirler okuyan genç Ali...
İşte bütün bu kimseler bizim şerefli önderlerimizdir. Onların davranışlarından alacağımız pek çok dersler vardır. Mazisi böyle olan bir ümmet dünyanın dört bir tarafında nasıl boynu bükük kalabilir? Böyle bir ümmetin fertleri, kardeşlerinin akan kanına ve dinmeyen gözyaşlarına kayıtsız kalabilir mi? Bunlar macera dolu bir masalın kahramanı değil, ezilen ve zulme uğrayan bir ümmetin şeref ve şan sahibi ecdadıdır.
Osman bin Maz'un'un günleri acı ve zorluklarla geçer. Kabilesinin lideri Ümeyye bin Halef tarafından türlü eziyetlere uğrar. Nihayet İslam'ın nuru Medine'de parlayıp, Efendimiz, arkadaşlarına Medine'ye hicret etmelerini emrettiğinde, Osman ve ailesi vatanını terk edip yeniden yollara düşer.
[Devam edecek]


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Mutlu Binici / Türkiye
Etiketler:



