OSCAR'ı ilk defa kazanan kadın yönetmen Bigelow, 'Hurt Locker' filminde Irak'ta görev yapan bomba imha ekibinde görevli Amerikan askerlerini anlatıyordu.
ABD'nin Afganistan ve Irak'taki 250 bin askerine adanan 'Oscar'la' ABD'nin hegemonik işgalciliği de sektörce canı yürekten onanıyordu. İşgal ettikleri ülkelerin halklarının trajedilerine sırtını dönmüş bu 'ahlaki' sakatlık dünya kamuoyuna kırmızı halıdan geçerek iletildi. Aynı anda ellerini ve gözlerini kaybetmiş küçük Afganlılar ve Iraklılar, bir Amerikan masalına kabulü olası değildi.
Irak'taki işkence merkezlerinde görevli kadın askerlerin patolojik psikolojileri de klişe gerilim ve korku anlatısı için fazla sertti. Küresel kapitalizmin kriziyle boğuşan huzursuz dünyaya 'değişimin mesiyanik simgesi' diye servis edilen Obama, Afganistan'a asker gönderme kararından birkaç hafta sonra Nobel ödülünü aldı. Ve Obama iki savaş arasındaki bir ulusun başkomutanı idrakiyle 'ödülü' aldığını belirtmişti. Şimdi de Obama'nın Nobel ödül konuşmasındaki Amerika'nın 'haklı savaş konseptine' omuz veren 'militarist zihniyet' Oscar'la pekiştirildi. Ülkelerinden binlerce km uzakta başka halkların topraklarını işgal edip, kıyıma uğratan militarist sömürgeciliğe yapılan övgüyle ABD patentli kültür endüstrilerindeki kirlilik kabartıldı.
ABD'nin politikalarının, küresel propagandasını üstlenen medya, sinema ve eğlence endüstrileri cehennemi coğrafyaların vicdani yükünü 'cennet imgesini' üç boyutlu tavaf ettiğiniz büyük gişeli filmlerle ödünlüyor. İnsanlığın içindeki son birkaç kırıntı da hareketlenip uçuşunca, herkes biraz daha insan olduğuna kani evine dönüyor. İşgalcilerin istilası, zihinlerde ve düşlerde sürmeye devam ediyor.
(NİHAL KEMALOĞLU / AKŞAM)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



