Çocuktum, altı yedi yaşında ya var ya yoktum. Bir Ramazan günüydü.

Çocuktum, altı yedi yaşında ya var ya yoktum. Bir Ramazan günüydü. Çemberlitaş‘ta oturduğumuz büyük konaktan sokağa çıktım. İleride, bir sehpaya oturttuğu tablasından çoluk çocuğa şeker meker satan birini gördüm.

10 para mı 20 para mı ne verdiğimi hatırlayamadığım bir horoz şekeri satın aldım. Şekeri eme eme konağa dönmek üzereydim ki üzerime hamal kılıklı bir adam çullandı. Yarı ciddi yarı şakacı bir eda ile haykırdı: "Şu bacaksıza da bak! Sokakta el âlemin karşısında yiyor!"

Ödüm patlamıştı sanki! Şekeri yere attım ve evime doğru koşmaya başladım. Adam beni kapıya kadar kovaladı. Konağın açık kapısını bu herifin suratına çarparcasına kapatıncaya kadar adeta baygınlık geçirdim.

Şimdi masum çocuklara değil. Ramazan günü açıkça ve iftihar edercesine sigaralarını tüttüren her vasıf dışı insanlara o hamal kılığı içindeki saffet ve hassasiyetle hitap etmek istiyorum:

Günahınızı niçin Allah‘la aranızda bırakmıyor ve sanki onun reklamını yaparcasına zedelediğiniz Allah hakkına kul hakkını da ekliyorsunuz? Eskiden Ermeni‘si, Rum‘u, Yahudi‘si bu kul hakkına tecavüz etmemek için ramazanlarda Müslümanların karşısında oruca aykırı bir harekette bulunmazlardı.

Düşünün sizin derekeniz ne olmalı?

(Necip Fazıl‘ın kaleminden Ramazan)

Muhabir: Haber Merkezi