Fakat örtünmeyi farz kılan ayetlerin hepsinde emir kipi kullanılmış. Dolayısıyla, başını açan bir kadın farzı terk etmekle mesul olmaktadır. Diyelim ki emir kipi kullanılmadı, "bu şekilde yapsanız sizin için daha uygundur" ifadesi kullanıldı. Allah aşkına; Gerçekten Allah'ı sevip itaat noktasında samimi olan bir mü'min, Rabbinden geldiğini bildiği bir isteği O'nun hatırı adına, hem vaad ettiği cenneti adına, hem o ebedi cennete layık olmak adına, herşeyden de önemlisi O'nun rızasını kazanmak adına yapmaz mı...
Mü'min bayanların giyinme şekli nasıl olmalıdır?
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Ahzâb Sûresi 59) İslam dini, kapanmayı farz kılmış ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürün sağlanmasıdır. Âyette geçen el ayak ve yüz gibi "görünmesi zaruri yerler müstesna" vücudunun örtülü olmasıdır. Peygamberimizin tarifine göre renk ve kumaş gibi ayrıntıların önemi yoktur. Fakat Efendimiz (sav) vücuda yapışacak kadar dar giyilmemesi gerektiğini özellikle belirtmiş, bedene yapışan ve vücut hatlarını belli edecek şekilde giyinenlerin Allah katında hiç giyinmemiş gibi sayıldıklarını söylemiştir. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun olması için; Altını göstermeyecek şekilde KALIN namahrem yerlerini örtecek kadar UZUN vücut hatlarını belli etmeyecek derecede BOL olmalıdır. Bunlar sağlandığı taktirde örtünme gerçekleşmiş olur. Bunun yanında; içini gösterecek şekilde İNCE ve ŞEFFAF namahremini örtmeyecek derecede KISA ve vücuda yapışacak kadar DAR olmamalıdır. Bu türde bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şerifin meali şöyledir: Hz. Âişe'nin rivayetine göre, kız kardeşi Hz. Esma bir gün Peygamberimizin huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek şekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (a.s.m.) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ya Esma, bir kadın buluğ çağına erince -yüzünü ve ellerini göstererek- bunlardan başka bir tarafının görünmesi sahih olmaz." (Ebû Dâvud, Libas hadis no:31)
Kalbi temiz olmak, Allah'ın örtünme farzını terketmek için geçerli bir sebep midir?
İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. (Buhârî, Îmân, 39) Hadisinden yola çıkarak kalp ve vicdanın İslamiyet'te büyük önem arz ettiğini biliyoruz. Eğer kalbimizin temiz olduğunu düşünüyorsak bazı soruları mertçe kendimize soralım ki vicdan da rahat etsin; Gözümüzü haramdan hangi ölçüde sakınıyoruz? Bir günde kaç sefer yalan söylüyoruz? Acaba kaç kişiyi kandırıyoruz yada aldatıyoruz? İbadetimizi samimiyetle yapabiliyor muyuz? Bir mp3'ü kaybettiğimizdeki hüznümüz mü daha fazla yoksa, bizi huzuruna davet eden Allah'ın davetine icabet edemediğimizdeki olan mı? Peygamber Efendimizin sünnetine ne kadar ittiba ediyoruz? Kur'an'ı anlamak için ne kadar vakit harcıyoruz? Acaba haftada ne kadar okuyoruz? Bayan - erkek günahlardan ne kadar kaçınıyoruz? Günaha vesile olan daha büyük günah alacağıdan, Kur'an'daki mü'min kadın tarifinden noksan bir bayan, nefsine yenik düşerek kendisine bakan erkeklerin günahlarının toplamından daha büyük günah alıyor. Her bakıştan günah almakta mesele değil. Şayet karşı cinsin bakışında şehvet varsa kazanılan günah dehşetli bir biçimde tavan yapıyor. Ebedi menzilleri harap ediyor. Yaşamını âyetlerden uzak yürüten bayanlar kendisine çevrilen gözlerin günahını alıyor. Açık saçıklık ileri düzeydeyse, karşı cinsi şehvete yahut harama teşvik ediyorsa zaten artan günahlar katlanarak daha da büyüyor. Biriken günahlar mahşerde boynuna yükletilmek üzere dağ gibi oluyor. Bir ömür tesettürsüzlüğün, Cenab-ı Hakk'ın emrinden yüz çevirmenin âhiret alemindeki yansıması yapılan çokça sevapları ve güzel amelleri götürebiliyor. Örtünmek ise bayanların hem dünyasını hem de âhiretini muhafaza ediyor. Çünkü içinde fesatlık olan, karşı cinsin açık zinetlerine bakmakta sakınca görmeyen erkekler dahi, kapalı hanımlara ya da vücudunu sergilemek amaçlı giyinmediği anlaşılan kadınlara bakmaktan çekinirler. Bakacak adam günaha yatkınlık noktasında kendi gibi olanlara bakar. Müslüman bir erkek günah işleyecek dahi olsa bu günahına Kur'an ahlakıyla yaşamaya gayret eden birisini dahil etmek istemez. Çünkü o bayanlar emr-i Îlahiyi kaale almış ve teslim olmuşlardır.
Türban mı Allah'ın emri yoksa başörtüsü mü?
Aslında cevap çok basit. Peygamber Efendimiz kumaşın cinsinin, tarzının önemli olmadığını söylüyor. Yani yukarıda bahsettiğimiz ölçülere uyulduğu taktirde tesettür zaten tamamlanıyor. Türban yada başörtüsü fark etmiyor. Aslında cevabı herkes bilsede bu konu hep tartışılagelmiştir. Dikkat edin bu konuyu tartışmaya açanlar büyük çoğunlukla ülkemizde örtülü bayanların olmasından rahatsız olan bir takım çevreler. Neden? diyeceksiniz... Allah'ın emrine durduk yerde kim "siyasi simge" diyebilir ki? Elbette kimse diyemez, e bu böyleyken insanları Kur'an'ın hükmünden nasıl uzaklaştıracaklar? Tabiki bir kılıf uydurarak... Bu İranlıların geleneği, bizim annelerimiz şu şekilde baş bağlardı diyerek... Çünkü çok iyi biliyorlar ki yeni nesil, köylerdeki kadınlar gibi başını bağlayıp şehirde gezemez. Dolayısıyla sözde "çağdaşlık" adına mü'min kızlarımızı Kur'an ahlakından yoksun bırakıp "modernlik" kisvesi altında dinine ve ebedi hayatına duyarsız yapacaklar. Peygamberimiz Efendimizden bu yana tam 14 asır geçti. Bu yüzyıllarda müslüman kadınlar çeşitli şekillerde başlarını örtüp Allah'ın emrine riayet ettiler. Çeşitli gelenekler vasıtasıyla her coğrafyanın kendine özgü kıyafetleri şekillendi. Kimileri vücudu örten normal kıyafetle yetinirken kimileri de çarşafı tercih etti. Fakat hepsi kaynağını Allah'ın indirdiğinden almıştır. Mü'min bayan nasıl giyinmelidir bölümündeki ölçülere uyulduğu taktirde olay bitmiştir. Örtünmenin ne tür olacağına Allah herhangi bir hüküm vermiyor ki, kimse karışıp sınırlar çizsin. "İlla şunu giyeceksin ya da başörtüsü şöyle bağlanmaz (?)" desin. Tesettürlü bayanlar başörtülerine "türban" denmesinden hoşlanmazlar. Başörtüsüne türban diyen genelde örtünmeye kökten "muhalif" olanlardır. Sözde hürriyet adına milleti Allah'ın âyetlerinden uzak tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir bakın kendi çocukları magazin haberlerini takip ettikleri vaktin onda birini ibadetlerine yada Kur'an-ı Kerim'i anlamaya harcıyor mu? Tesettürün Kur'anın hangi âyetlerinde geçtiğini biliyor mu? Ya da Kur'an'da olduğunu biliyor mu? Bugün sinemalarda, televizyonlarda, dizilerde işlenen konulara bir bakın Kur'anla ne kadar uyuşuyor.
Toplumun ahlakını zedeliyor
Bu zihniyetler, toplum ahlâkını nasıl zedeliyor, insanları neye teşvik ediyor, ne günahlar işletiyor. Namazlarını kaçırmayan bir neslin evlatları artık ahlaksız dizileri kaçırmıyor. Öyle bir asırda yaşıyoruz ki, üniversitede arkadaşlarının meyhane/bar davetini (ben içmiyorum deyip) reddeden bir gence; Nasıl yani hiç mi ağzına sürmedin? diye şaşkınlıkla sorabiliyorlar. Burası Hıristiyan yada Budist bir ülke değil


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Ahmet Zübeyr Yüce / Türkiye
Etiketler:



