Uluslararası Gençlik Forumu (IYFO) tarafından düzenlenen ‘6. Uluslararası Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantısı‘nın ikinci gününde İslam dünyasındaki değişimler, bu değişimlerin geleceği ve gençlik hareketlerine etkisi konuşuldu. Oturumlarda medyanın değişimdeki rolü de masaya yatırıldı. Düzenlenen "Erbakan Özel Oturumu"nda ise Milli Görüş Lideri‘nin Yeni Bir Dünya mücadelesinin önemi vurgulandı.
İstanbul Holiday Inn Hotel‘de gerçekleştirilen toplantıya yurtiçinden ve yurtdışından çok sayıda davetli katıldı. ‘Değişimlerin Geleceği‘nin konu olduğu oturumun başkanlığını IIFSO Genel Sekreteri Ahmed Abdelatti yaptı. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu‘nun başkanlığını yaptığı ‘Değişim ve Medya‘ oturumunda da diktatörlere karşı ayaklanmaların yaşandığı Arap coğrafyasında medyanın özellikle de sosyal medyanın nasıl kullanıldığı üzerine duruldu.
Demokrasi ve Demokratur arasındaki fark
‘Değişim ve Medya‘ oturumunun başkanlığını yapan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, ‘Arap Baharı‘ olarak tanımlanan devrimlerin önemine dikkat çekerken, bu devrimlerin amacı doğrultusunda hedefine ulaşması gerektiğini belirtti. Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan‘ın kullanmış olduğu ‘demokratur‘ kavramına dikkat çeken Karamollaoğlu, demokrasinin ‘halkların kendi kendisini yönetmesi‘ olarak tanımlanırken, Erbakan‘ın ‘demokratur‘u halkların yönetime alet edilmesi olarak özetlediğini belirtti. Karamollaoğlu, Müslümanların bu konuya şuurlu yaklaşması gerektiğini ifade ederek, halkların işbirlikçi anlayışa alet edilmeksizin, kendi yönetimleri kurmaları gerektiğini söyledi.
Halk ‘Onur‘ istiyor
Mısır İhvan-ı Müslim Gençlik Sorumlusu Ahmed Bedrettin, Tunus, Mısır ve Libya‘daki halk ayaklanmalarını değerlendirdi. Arap coğrafyasını saran devrimlerin ortak özelliğinin despotizme karşı yapıldığını ifade eden Bedrettin, "İnsanlar ideoloji istemiyor. İdeoloji giymek değil elbise giymek istiyorlar. İdeolojiye değil arabaya binmek istiyor. İdeoloji konuşmak istemiyor. Onurlu bir sosyal adalet istiyor" dedi. Devrimleri yakından takip ettiğini belirten Bedrettin, "Hem Mısır hem de Libya devriminde bulundum. Yıllarca faturasını ödedik despotizmin. Tunus devrimlerinde çok güzel sonuçlar gördük. Suriye‘de gün be gün problemler daha kötüye gidiyor. Ben şuna inanıyorum ki artık insanlar onurlarına kavuşacak. Arap halkı maalesef suskundu. Niye insanlar meydanlara indiler. Arap halkları ne yapmak istiyorlar? Bunu çalışmak istiyorum. Devrimlerden sonra ne olacak? Arap yönetimleri despot ve insanları öldürmeye yönelikti. Suriye‘de despot bir yönetim var. Geçen gün 82 kişi öldürüldü. Bu çok korkunç. Bu kadar çok insanın öldürülmesi geleceği de etkileyecek" ifadelerini kullandı.
Suriye devrimi diğer devrimlerden farklı
"Suriye devrimin diğer devrimlerden çok farklı" diyen Suriye Müslüman Kardeşler Gençlik Başkanı Mervan Şakva, köyde yaşayan bir kadından dinlediklerini şöyle anlattı: ‘Suriye Ordusu köye geldi. Hayvanlarımızı çıkarıp öldürdüler. Evimize girdiler, altınlarımı çaldılar. Yemeklerimizi aldılar. Kısacası evimizi yağmaladılar. Kocamı ve çocuklarımı dövdüler.‘Suriye‘de yaşanan olayların çok vahim bir boyuta olduğunu belirten Şakva, "Altı bin şehidimiz, on binlerce de kaybımız var. İnsanlara özgürlüğünü vermeyen bir yönetim Filistin‘e özgürlük veremez. Golan teperlerini işgal eden İsrail‘e dokunmayan bir yönetim Siyonizm‘e karşı duramaz. Medya ise Suriye‘de yaşanabilecek iç savaşa odaklanmış durumda" diye konuştu.
Siyasi tecrübesizlik en büyük kaygımız
IYFO kurucularından Atik Ağdağ, Arap coğrafyasında yönetime gelen İslami hareketlerin tecrübesizliğinden yola çıkıp yıpratılmak istenecekleri endişesini taşıdıklarını söyledi. "Bu devrimlerin hepsini önemsiyor ve kabulleniyoruz" diyen Ağdağ, kaygılarını ise şöyle sıraladı: "Ancak birtakım kaygılarımız var. Bunların başında süreçle birlikte öne çıkan İslami hareketlerin istikametini kaybedebileceğidir. Ayrıca tecrübesiz bir şekilde başa gelecekler ve başarısız kılınmaya çalışılacaklardır. İslam coğrafyasındaki İslami hareketlerin iktidar tecrübeleri yok. Eğer Türkiye tecrübesinden istifade etmek düşünülüyorlarsa bunu iyi analiz etmek gerekir." Ağdağ, Mısır‘daki Müslüman Kardeşler Partisi‘nin içindeki çatlakları örnek vererek bu çerçevede yaşanan gelişmekleri negatif olarak okunabileceğini söyledi. 1960‘larda Türkiye‘de demokrasinin uygulanmaya başladığını ifade eden Ağdağ, Arap dünyasıyla ilgi toplantıların daha sık aralıklarla yapılmasını tavsiye etti.
Medya zihinleri işgal ediyor
Medyanın en büyük gücünün zihinleri etkisi altına almak olduğunu söyleyen Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, medya gücünün önce zihinlere sonra da yüreklere hükmetmeye çalıştığını vurguladı. "Medya insanlar üzerinde sadece şeklen etkili olmuyor. Aynı zamanda düşünce kalıplarımızı, reflekslerimizi, tepkilerimizi belirliyor. Aynı zamanda ülkelerimizde ve dünyada gelişen olaylara bakışımızı ve tavırlarımızı biçimlendiriyor. Genellikle de susturucu bir silah olarak kullanılıyor" dedi.
İnsan zihninin manüplasyonunun bir çeşit işgal aracı olduğunu belirten Kurdaş, Irak‘ın ve diğer İslam ülkelerinin işgal edilmeden önce zihinlerin işgal edilip, kamuoylarının ikna edildiğini hatırlattı. Kurdaş, "İslam ülkeleri olarak üzerinde durulması ve mutlaka panzehiri bulunması gereken asıl işgal zihinlerin işgalidir. Zira zihinler işgal edilmeden kara parçalarının, ülke topraklarının işgali de kolay olmamaktadır. Zihinlerin işgaliyle yeryüzündeki ifsad ve bozgunculuk düzeni hayatını devam ettirebilmekte ve çoğu zaman da fütursuzca yok etmeye devam edebilmektedir. Ve bu medya gücüyle yapılmaktadır. Biz de zihinleri ve gönülleri fethetmeye talipsek zihin işgalinin panzerinin yine medya gücünde olduğunu ve güçlü bir medyaya sahip olmamız gerektiğini bilmeliyiz" şeklinde konuştu.
Yeni bir dönem başladı
Hindistan Müslüman Öğrenci Teşkilatı Başkanı Mohd Azharudiddin Mohd Ziyaüddin, Arap devrimlerinin başladığı 2010 yılının yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu ifade etti.
Medyadaki dezenformasyona dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Ziyaüddin, "Medyanın bazen dezenformasyonla bizi şaşırttığını da görüyoruz. Bu nedenle İslam ümmeti medyaya doğru yönü vermek için çalışmalı. Küreselleşme, nefretin, şiddetin ve kötü özelliklerin küreselleşmesi. Bizler öyle bir yüzyılda yaşıyoruz. ABD, 20 yıl önce yeni dünya düzenini açıklamıştı. 11 Eylül 2001‘den sonra yeni bir dünya düzeniyle karşılaştık. İslam dünyasındaki bu ayağa kalkış yeni bir dünya düzenini çıkartıyor. Sözde demokrasiler bu duruma getirdi. Şimdi Arap baharı, İslam baharı var. Bu gelişmeler bazı bilim insanları tarafından karmaşık bir yıl olarak değerlendiriliyor. 21. Yüzyıl karmaşık olarak yorumlanıyor. Bizlerin İslam yoluna güvenimiz var. Biz yolumuzu biliyoruz." şeklinde konuştu.
Sosyal Medya Diktatörlere karşı kullanıldı
Mısır‘da halk ayaklanmalarında sosyal medyanın önemini vurgulan Mısırlı Gazeteci Ahmed Yusuf, düzensiz bir şekilde sosyal medya üzerinden gençlerin bir araya gelmesinin Tahrir Meyadanı‘na milyonların inmesine neden olduğunu söyleyen Yusuf, "Devrimler kavramı en çok kullanılan terimlerden biri oldu medyada. İnsanların 18 gün Tahrir Meydanı‘nda bekleyeceği düşünülmüyordu. Onlarca yıl baskı altında yaşadığımız için 18 gün çok zor değildi. Şu an da halk eskisi kadar korkmuyor ve halk hiçbir zaman köleliği kabul etmeyecek." ifadelerini kullandı.
İslam‘ın özünün cihat olduğunu öğretti
Kongrede ‘Prof. Dr. Necmettin Erbakan Özel Oturumu‘, Mili Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan‘ın verdiği mücadeleyi anlatan sinevizyon gösterimiyle başladı. Milli Görüş Lideri Merhum Necmettin Erbakan‘ın zamanın ilerisinde büyük bir lider olduğuna dikkat çeken Dr. Fatih Erbakan, "Merhum Liderimiz, büyük bir mücahit ve dava adamıydı. Tüm dünya Müslümanlarına İslam‘ın özünün cihat olduğunu öğretmiştir" dedi. Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan‘ın, bütün konuşmalarında bu dünya hayatının imtihan olduğunu ve burada cihat imtihanını vermemiz gerektiğini defalarca anlattığını kaydeden Fatih Erbakan, "Yine Liderimiz, cihadın önemine şöyle dikkat çekmişti; Müslüman önderler, kardeşlerimize derslerini anlatırken İslam‘ın şartları olan namazı, orucu, zekatı, haccı ve diğer farzları anlatıp da dünyadaki haksızlıklara, sömürülere son verilmesi için mücadele etmekten yani Allah yolunda cihat etmeyi anlatmıyorlarsa ‘bir ev yanıp kül olurken bahçedeki çiçekler solmasın diye su veren adama benzer‘ örneğini vermişti." Hatırlatmasında bulundu.
Bütün zorluklara rağmen davasından vazgeçmedi
Milli Görüş Lideri Erbakan‘ın büyük zorluklarla karşı karşıya kalmasına rağmen davasından, istikametinden vazgeçmediğini, tüm zorluklara karşı azimle yürüdüğünü söyleyen Dr. Fatih Erbakan şöyle konuştu: "Kendisi bizzat bu davanın uygulayıcısı olarak 40 yıllık siyasi
hayatının 15 yılını siyasi yasaklı olarak geçiren bir siyasi lidere dünyanın başka yerinde rastlamak mümkün değildir. Yıllarca haksız suçlamalarla yargılanmıştır. Yıllarca savunmalar yazmak zorunda kalmıştır. Hapis cezalarına maruz kaldı. Dünyanın başka herhangi bir yerinde 4 defa partisi kapanan bir lidere rastlamak da mümkün değil.Yapılan tüm baskıların sebebi de gayet açıktır. Dünyadaki sömürünün kaldırılması için çalışmasıdır. Aynı zamanda bu anlattıklarının uygulayıcısı olmuştur. Bütün zorluklara rağmen davası uğrunda çalışmaya devam etmiştir. Bunlar asla moralini bozmamış bu mücadeleden uzak tutamamıştır. Kendisine yapılan bütün haksızlıkları ecir olarak görmüştür. Tek başına Cenab-ı Allah‘ın kendisine verdiği aklı zekasıyla büyük bir davayı adeta tek başına sürükleyen biriydi."




