Salâvat; Efendimizi, tefekkür etme ve Efendimizin Hak ile batılı ayırt ettiğini, yolumuzu aydınlattığını düşünmektir.
Salâvat; Allah'ın: "Ey iman edenler, O'na salât getirin" emrine bir itaattir. Salâvat; Allah'ın izniyle ve rahmetinin bir tecellisi olarak, ahirette şefaate nail olmanın bir vesilesidir. Salâvat; Allah Resulüyle kurulan gönül bağının, irtibatının, dile dökülen yansımasıdır. Salâvat; O'nu sevmenin ve O'nun merhametine sığınmanın, sünnetine ilticanın bir nişanesidir. Hâsılı salâvat; ümmetinden bir fert olmanın mütevazı ve âcizane bir şükranıdır.
Peygambere salâvat, Allah'ın bir emridir!
Efendimiz (sav)'a salâvat getirmek Allah Teâlâ'nın bir emridir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Hiç şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât etmektedirler. Ey iman edenler, siz de O'na salât edin ve tam bir teslimiyetle O'na selam verin." [Ahzap 33/56]
Allah Teâlâ salât ediyor. Melekler salât ediyor. Müminler salât etsinler.
Salât; dua, rahmet, övme, istiğfar, yüceltme, tebrik etme, tazim etme, birine yönelme, sevgiyle yaklaşma, üzerine eğilme anlamlarına gelmektedir.
Peygamber Efendimiz için salât: "Ey Allah'ım! Muhammed'i (sav) büyük kıl, dünyada büyük kıl, zikrini yücelt, dininin izharı, yayılması ve baki olmasıyla büyük kıl. Ahirette büyük kıl, sevabını bol eyle, ümmetine şefaatçi eyle, O'nu makamı mahmud'da ebedileştir." demektir. [Kütübü Sitte 7/139]
Ayette geçen salât aşamalarını âlimler, şöyle izah etmişlerdir: "Allah'ın Efendimiz Aleyhis Selatu Vesselam'a salât etmesi; O'na rahmet etme, hoşnut etme, yardımcı olma, tebliğ ettiği dini yayarak şanını yüceltmesi, işlerini bereketli kılması, ahirette mükâfatlandırmasıdır.
Meleklerin Allah Resulüne salât etmesi; Hz. Muhammed'e yüce makamların verilmesi, dininin gelişmesi için Allah'a dua ve istiğfar dilemedir.
Müminlerin Peygamber Efendimize salât etmesi de; O'na tazim ve saygıda bulunup dua etmek, ümmetinden olmayı dilemektir." [Tefhimül Kur'an Mevdudi 4/450-455]
Günahlarınız affedilsin istiyorsanız!
Amr bin Rabia'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Bana salâvat okuyan bir mü'min yoktur ki, ona melekler rahmet duası etmiş olmasın. Bu bana salâvat okuduğu müddetçe devam eder. Öyleyse kul bunu ister az ister çok yapsın." [Kütübü Sitte 17/29]
"Kim bana salâvat okursa Allah da ona, on salât okur. Ve on küçük günahı affeder, makamını on dereceye kadar yükseltir." [Nesai- Müslim- Kütübü Sitte 7/136]
"Ey Allah'ın Resulü! Sana nasıl salât okuyalım?"
Ashab sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Sana nasıl salât okuyalım?"
Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Allahümme salli ala Muhammed'in ve ala ezvacihi ve zürriyetihi kema sallayte ala İbrahim'e ve barik ala Muhammed'in ve ala ezvacihi ve zürriyyetihi kema barekte ala İbrahim'e inneke hamidün mecid. (Allah'ım! Muhammed'e, zevcelerine ve zürriyyetine rahmet kıl, tıpkı İbrahim'e rahmet kıldığın gibi. Muhammed'i ve zevcelerini ve zürriyyetini mübarek kıl, tıpkı İbrahim'i mübarek kıldığın gibi. Sen övülmeye layıksın, şerefi yücesin) [Buhari- Müslim- Ebu Davud- Nesei- Muvatta- K.Sitte 7/135]
Duaların kabulü, O'nun adıyla...
Resûlullah (sav) bir adamın namazdan sonra Allah'a hamd etmeden, O'nu takdis etmeden, Resulullah'a salât ve selam getirmeden dua ettiğini işitince şöyle dedi: "Şu adam acele etti." Sonra onu çağırdı topluluğa buyurdu: "Biriniz namaz kıldıktan sonra Rabbini takdis ve O'na hamd etmekle başlasın. Sonra Resulullah'a salât getirsin. Bundan sonra istediği duayı yapsın. [Ebu Davut - Tirmizi - S. Nesai]
O, üstün ahlaklıydı, kimseyi geri çevirmezdi
"Allah Resulü, hoşlanmadığı şeyleri görmemezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz, istekte bulunan kişiyi eli boş çevirmez, tamamen mahrum bırakmazdı."
Âlemlere rahmet olarak gönderilen, efendimiz (sav), Allah'ın emrine aykırı olması sebebiyle, üzüldüğü veya kızdığı bir şey olursa mutlaka o konudaki tavrını açık ne net bir şekilde ortaya koyardı. Böyle durumlarda mübarek yüzleri kızarır, alnının tam ortasındaki damar belirirdi. Bunun dışında hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu görmezlikten gelirdi.
Sevmediği yemeği yemez ancak kötülemezdi. Buyurun siz yiyin derdi. Kendisine keler yemesi teklif edildiğinde; "Keler, benim hoşuma gitmiyor, siz yiyebilirsiniz" demişti.
Hiçbir kimseyi boş çevirmezdi. Onun kendisinden talepte bulunan bir kimseye "hayır" dediği görülmemişti. İhtiyaç sahibine vereceği bir şey yoksa sahabelerden birine gönderirdi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



