Divan şiiri çalışmalarının yanında romanlarıyla da geniş bir okur kitlesine ulaşan İskender Pala, bir Yunus Emre romanı olan Od ile çıktı okuyucunun karşısına. Kapı Yayınları'ndan okura ulaşan eserin ilk baskısı 100 bin adet yapılmış. İlk baskı için fazla gibi görünebilir ama konusuna bakınca rakamın fazla olmadığı anlaşılır.
Recep Şükrü Güngör
İskender Pala, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, Katre-i Matem ve Şah Sultan romanlarının ardından bu kez de Yunus Emre'nin romanını yazdı. Kitapta ilk dikkat çeken unsur bölüm başları. Bölüm başlarında o bölümde anlatılanlar kelimelerle özetlenmiş. Yazar bunu yaparak, sayfaları çevirdikçe nelerle karşılaşacağımızı söylerken bizi de o duruma hazırlıyor.
ADINA DUA EDİLEREK YİYECEK İSTENEN BİR DERVİŞ
359 sayfadan oluşan roman üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm: Rençper. İkinci bölüm: Derviş. Üçüncü bölüm: Işık. Bölümlere geçmeden önce Molla Kasımın konuşturulduğu bir bölüm var. Anlatıcı Molla Kasım, Yunus'un hikâyesiyle nasıl karşılaştığını, neden anlattığını açıklıyor okuyucuya. Birinci bölümde Yunus rençperlik yapmaktadır. Çekik göz adı verilen Moğollardan kaçıp Ucasar'dan Sarıcaköy'e gelirler ve orada yeni hayat kurarlar. Bu levhada Yunus öncüdür. Köylünün yolunu açan, onu kırılmaktan koruyan kurtarıcı roldedir. İkinci bölümde Yunus'un dervişliği dile getiriliyor. Taptuk dergâhına intisabıyla kat ettiği yükselişi anlatılıyor. Adına dua edilerek yiyecek istenen bir derviş makamına yükseldiğini öğreniyoruz. Üçüncü bölüm: Yunus, söylemeye başlıyor. Oğlunu bulacağına dair emareler görünüyor. Yola koyuluyor ve artık ışığı dört bir yana yayma zamanıdır. Suriye topraklarından Azerbaycan sahasına kadar uzanan bir üçgende Yunus dünyayı aydınlatacak sözlerini söylemeye başlıyor.
YUNUS EMRE'Yİ ÇOK DAHA İYİ TANIYACAĞIZ
Gerçek aşk herkesin tadabileceği bir duygu değildir. Dünyanın koşturmasına kendini kaptıran insanlar dünyevi zevkler uğruna koca ömrü heba etmektedirler. Fakat bazı insanlar kendisini hak yolunda feda edip gerçek aşka ulaşabilmişlerdir. Bu insanlardan bir tanesi de tarihimizin en önemli isimlerinden olan Yunus Emre'dir. Yunus Emre bizlere gerçek aşkı anlatan şiirleriyle adeta ders vermektedir. İskender Pala'nın bu romanında Yunus Emre'yi çok daha iyi tanıyacağız.
BİR ARAYA GELMESİ MÜMKÜN OLMAYAN İKİ KAHRAMAN
Hikâyeyi Molla Kasım anlatıyor. Bu anlatıcı şahsiyet romana daha bir ilgi uyandırmaya yetiyor. Molla Kasım, kendi hâlinde yolunda yürürken, bir anda Yunus'un şiirleriyle karşılaşan, önce onu aşağılamakla işe başlayıp bir anda şiirlerinde hem kendisini hem de Yunus'u görünce tüm yolunu değiştirerek kendini onu anlamaya adayan bir derviş... Yunus'un hikâyesini birinci ağızdan anlatıyor. Sevgiliye duyulan aşk, bir evladın acısı, diğerinin hasreti, suçluluk duyguları, kararsızlıklar ve ilahi aşkın özlemi arasında bocalayan ve böylece bir gün gelip Bizim Yunus olan Yunus Emre'nin öyküsünü. Molla Kasım'la Yunus'un sohbetini okuyoruz biz satırlardan. Bir araya gelmesi mümkün olmayan iki kahramanı kurgusal gerçeklikle birleştiren yazar okur ilgisini üst seviyede tutuyor ve öyküyü daha ilginç, daha merak edilir hale getiriyor.
"ÖLÜR İSE TEN ÖLÜR / CANLAR ÖLESİ DEĞİL"
Yanarken yandıran Yunus, yani Yunus Dedem, Tapduk Yunus, Miskin Yunus, Derviş Yunus, yani Bizim Yunus, söyler. Bir romanın sonu da olur bu: "Ten fânidir, can ölmez / Çün gitti geri gelmez / Ölür ise ten ölür / Canlar ölesi değil."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



