Gittiği her yerde: "Bizi şimdiye kadar böyle avamperestâne safsatalar ile cahil bıraktılar!.. Bundan sonra da bizi cahil bırakmakla cehlimizden istifade etmek istiyorlar!.. Olmaz, olamaz, bu memleket böyle kalamaz!.. Medreseler hayatlanacaktır!.." diye haykırıyor.
Molla Saîd mekteblerde din dersleri, medreselerde ise müsbet fenler okutulmasını padişaha teklif etmek için İstanbul'a gelir, farklı kaynaklarda farklı şekillerde anlatılan müthiş bir hengame yaşar.
Van Valisi Tahir Paşa, Van'dan ayrılmadan önce (1907), bir tartışma esnasında: -Şark'ta herkesi susturuyorsun! Fakat Dersaadet'e gidince, o denizdeki büyükbalıklara da meydan okuyabilecek misin bakalım?.. diyerek fena halde kızdırmış Üstad'ı.
Üstad da İstanbul'a gelip Şekerci Hanı'na yerleşince, kapısına şöyle bir levha asmış: BURADA HER MÜŞKİL HALLEDİLİR; HER SUALE CEVAP VERİLİR, FAKAT SUAL SORULMAZ!
O zamanlar Şark'ta Hamidiye Alayları vardı. O suretle idare ediliyordu. Şarkın bu şekilde idare tarzının yeterli olmadığını vurgulayarak, din ve fen bütünlüğüne sahip örgün eğitim ve öğretim götürmek suretiyle Şarkın uyandırılması gerektiğini söylüyordu ısrarla ve altını çizdiği bir husus vardı:
- Vicdanın ziyası ulüm-u diniyye, aklın nuru funün-u medeniyyedir!..
Avrupa, İslam'a gebe
Üstad'ın bu herkese hodri meydan çektiği günlerde, Mısır Ezher Üniversitesi Rektörü Şeyh Bahid geliyor İstanbul'a. Bir gün, Ayasofya'dan, namazdan çıkılıp da çayhanede aynı mecliste bir araya gelinince, Şeyh Bahid, Bediüzzaman'a:
- Avrupa ve Osmanlılar hakkında ne diyorsunuz? Ne düşünüyorsunuz bu konuda? diye soruyor.
Bir ön yoklama yapıyor yani Şeyh Bahid. Şu cevabı veriyor Bediüzzaman bu soruya:
- Avrupa İslâm'a gebedir, bir gün onu doğuracak, Osmanlı da Avrupa'ya gebedir, o da onu doğuracak!..
Bu harika cevaba bayılıyor Şeyh Bahid:
"- Bu gençle münazara edilmez, ben de aynı kanaatteyim: Bu veciz ve beliğ cevap ancak Bediüzzaman'a yaraşır!"
Üstad'ın Dersaadet'te herkese hodri meydan çektiği günlerde, kendisini ziyaret edenlerden birisi de Ali Himmet Berki'ydi. Sonradan Hakimlerin Hakimi (Yargıtay Başkanı) olan Ali Himmet Berki o günleri şöyle anlatacaktı.
"- O yıllarda Bediüzzaman'ın ismi ve şöhreti bütün İstanbul'a yayılmıştı. Fatih'te bir Handa kalıyormuş, herkesin her çeşit sualine cevap veriyormuş, diye duyduk. Arkadaşlarla, bir de biz gidelim dedik ve gittik. Kaldığı Han'da yoktu, oralarda bir çayhaneye gittiğini söylediler. Oraya vardık. Etrafı çok kalabalıktı. Herkes derin bir sessizlik içinde onu dinliyordu. Gerçekten de her soruya tam yerinde cevaplar veriyor hem soru sahiplerini, hem de dinleyenleri ziyadesiyle tatmin ediyordu."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Mustafa Özdamar / Türkiye
Etiketler:




