Yazar Mehmed Niyazi, ''Necip Fazıl, batı medeniyetinin büyüklüğünden şüphe etmenin cinnet kabul edildiği bir zamanda bizim nesle batı medeniyetinden şüphe etmeyi öğretmiştir'' dedi.
Niyazi, Necip Fazıl'ın vefatının 28. yılı dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, Necip Fazıl'ın, Osmanlı Devleti'nin son yıllarında doğduğunu, Osmanlı eğitim sistemi içinde ilk eğitimine başladığını ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında devlet tarafından Avrupa'ya eğitime gönderildiğini hatırlatarak, ''Necip Fazıl, Yahya Kemal, Peyami Safa, Mehmed Akif gibi Osmanlı'nın yıkılışına şahitlik edenler büyük travmalar yaşamıştır. Batı medeniyetinin büyüklüğü karşısında Osmanlı'nın çöküşünün sebeplerini, batılılar gibi olmayışımıza bağlamışlardır. O çağın aydınları, kendilerini batılı gibi hissetmek adına bilhassa Sultan II. Abdülhamid'e karşı çıkmanın şart olduğuna inanıyorlardı'' diye konuştu.
''Necip Fazıl, 33 yaşına kadar kültür ve medeniyetimizden uzak bir hayat yaşadı'' diyen Niyazi, şöyle konuştu:
''Necip Fazıl, medeniyetimizle tanışmadan önceki halini şöyle anlatır. 'Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum/ Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.' Kendisi Abdülhakim Arvasi ile tanıştıktan sonra medeniyetimizin büyüklüğünü fark etmiştir. Bundan sonraki hayatında Necip Fazıl, batı medeniyetinden şüphe etmenin cinnet kabul edildiği bir zamanda bizim nesle batı medeniyetinden şüphe etmeyi öğretmiştir. Bizim nesil, Necip Fazıl'ın yazılarıyla, medeniyetimizin aslında batı medeniyetinden büyük olduğunu idrak etmeye başlamıştır.''
Mehmed Niyazi, Necip Fazıl ile ilk tanışmasının Haydarpaşa Lisesinde okuduğu yıllara rastladığını belirterek, şunları söyledi:
''Mahiz İz isimli çok değerli bir hocamız vardı. Ben, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak liseye devam ederken, benim durumumu fark etmiş olmalı ki 'evladım Büyük Doğu dergisine abone olur musun?' diye sordu. O dönemde genellikle bütün öğrenciler fakir olduğu için hocalar böyle isteklerde bulunmazlardı. Mahir İz hocamız benden bunu isteyince ben de Büyük Doğu'ya abone oldum. Daha 16 yaşlarında olduğum için Necip Fazıl'ın birçok yazısını anlamadan okuyordum. Bir gün Nuri Pakdil, benim de bulunduğum bir mecliste Necip Fazıl'ın 'Sakarya Türküsü' isimli şiirini okudu. Ben bu şiiri ilk defa o zaman duydum ve hangi kitapta bulunduğunu sordum. 'Sonsuzluk Kervanı' isimli kitapta olduğunu söylediler. O kitabı alınca Nuri Pakdil, Necip Fazıl'ın 'Parmaksız Salih', 'Bir Adam Yaratmak', 'Tohum' gibi eserlerini de almamı tavsiye etti. 'Bir Adam Yaratmak' isimli eserini okurken hafif ateşim vardı. Eser bitince kendimi kitabın kahramanı Hüsrev sandım. Beni o kadar çok etkiledi.''
27 Mayıs 1960 müdahalesi olunca Necip Fazıl'ın hapse girdiğini ve 1,5 yıl kadar hapiste kaldığını anlatan Mehmed Niyazi ''Çıkacağı gün birkaç arkadaşımızla Toptaşı Cezaevi'nde karşılamaya gittik. O sırada yağmur yağıyordu ve biz Necip Fazıl'ın eşi Neslihan Hanımla beraber sadece birkaç kişi idik. Necip Fazıl, bizi görünce eşini teselli etmek için 'Neslihan şükret ki yağmur yağıyor, yoksa karşılamaya gelenlerin izdihamından dışarı çıkamazdım' dedi'' şeklinde konuştu.
Aynı akşam bir paket şeker alarak birkaç arkadaşıyla beraber Necip Fazıl'ın evine gittiklerini anlatan Mehmed Niyazi ''Evde halı ve kilim namına hiçbir şey yoktu. Hepsi ekmek alabilmek için satılmıştı. Bize ikram edebilecekleri bir şey de yoktu. Biz kapı girişinde elimizdeki şekeri bırakmıştık. Necip Fazıl, onu görmüş olmalı ki oğlu Mehmed'e 'Mehmed, kapının önünde şeker var, getir de arkadaşlarına ikram et' dedi. Necip Fazıl böylesine zor dönemlerden geçti. Biz de Necip Fazıl'ın ve Peyami Safa'nın kitaplarını basmak için 1964 yılında Ötüken Yayınevi'ni kurduk'' dedi.
NECİP FAZIL'IN HİTABETİ
Mehmed Niyazi, Necip Fazıl'ın çok fazla bilinmeyen yönünün de hitabeti olduğunu hatırlatarak, şunları anlattı:
''Necip Fazıl, çok büyük bir hatipti. Onun 'Müdafaalarım' isimli kitabında topladığı hitabet sanatındaki gücünü gösteren konuşmaları çok önemlidir. Bir gün mahkeme esnasında kendisine hakaret eden savcıya 'Aramızda doğrama farkı var' diyerek, aslında savcının da kendisiyle aynı hizada durması gerektiğini yüzüne söylemiştir. Zira, batıda savcı ile sanık mahkeme salonunda aynı hizada durur. Türkiye'de ise savcı sanıktan yukarıdadır.''
Özellikle Türk ve İslam medeniyetini savunan yazarın, sanatçı ve fikir adamlarının kendisini batıcı olarak kabul edenler tarafından sürekli görmezden gelindiğini ifade eden Mehmed Niyazi şunları kaydetti:
''Ben kendimi dindar kabul edilen çevrede yetişmiş sayarım ve Nazım Hikmet'in şiirlerini okuduğum gibi ezberimde bilirim. Yine dindar ve muhafazakar çevrelerde edebiyat ve sanatla uğraşanlar Nazım Hikmet, Sabahattin Ali'nin şiirlerini mutlaka okumuştur. Bu çevrelerin çıkardığı gazetelerin kitap eklerinde her kesimden yazar ve şairin eserlerine yer verilir. Doğrusu da zaten budur. Türkiye'de muhafazakar kültür çevreleri Nazım Hikmet'in şiirlerinden haberdar iken, batıcı çevreler Necip Fazıl'ı sürekli görmezden gelmiştir. Ancak sanat güneş gibidir ve gözümüzü kapatsak da kendini gösterir.''


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



