Mostar'ın büyük çoğunluğu restore edilmiş; ama hâlâ bomba, mermi izleriyle dolu. Belki de bilerek öyle bırakıyorlar, savaş unutulmasın diye... Şehrin içinde her yerde mezarlıklar var ve mezar taşları, ölüm tarihi olarak hep 1992-95 yıllarını gösteriyor ve şimdi savaşanlar yan yana yatıyor.
Saraybosna'dan sonra ülkenin güneyinde kalan ve "Hersek" olarak adlandırılan bölge de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında gösterilebilir. Saraybosna'dan Hersek bölgesinin en önemli kenti Mostar'a doğru yola çıkıldıktan yaklaşık 1 saat sonra Konjic kentinde mola verilip bir süre burası geziliyor... Neretva Nehri'nin büyüleyici güzelliğiyle ikiye ayrılan kenti, bir "gerdanlık" gibi Osmanlı eseri tarihi Konjic Köprüsü birleştiriyor.
Konjic şehri, başkent Saraybosna'ya yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta şirin bir yerleşim yeri. Neretva Nehri, kentin tam ortasından geçiyor. Osmanlı zamanında Saraybosna'dan çıkan akıncılar burada mola verdiklerinden şehrin ismi 'atların dinlendiği yer' anlamına gelen Konjic olarak tarihe geçiyor. Sultan IV. Mehmet tarafından 1682'de inşa ettirilen köprü, 6 kemerden oluşuyor. II. Dünya Savaşı'nda Alman piyadeleri geri çekilirken başlayan bombardıman sırasında (3 Mart 1945) ağır hasar görüyor. 1945'ten itibaren tam 59 yıl aslına uygun biçimde restore edilemiyor.
TİKA ve Konjic Belediyesi işbirliği ile önceki yıl restore edildikten sonra açılışı yapılan Konjic Köprüsü'nün bulunduğu kent merkezinde, hediyelik eşya için el Saraybosna adeta bir açık hava müzesi görünümünde yeşile bürünmüş, ortasından geçen Milyaçka Nehri'yle iki kısımdan oluşuyor. Kentte 400 yılı aşkın Osmanlı döneminden kalan çok zengin tarih ve kültür mirası bulunuyor. Yapımı ahşap işlemeli ürünler de alınabilir.
Konjic'e gelenler, Tito'nun kimyasal silah saldırısına karşı yaptırdığı "meşhur" sığınağını da geziyoruz. Tito'nun Sovyetlere karşı direniş amaçlı hazırlattığı Atom sığınağında 400 kişinin 6 ay boyunca kalabilmesi için her türlü konfor düşünülmüş 280 metre yerin altında 30 ton atoma dirençli. 450 milyar dolara 30 yılda tamamlanmış... Ayrıca Neretva Nehri'nde rafting yapabiliyor...
Blagay
Mostar'dan sonra, yine güneye doğru yola devam edilmesi halinde 15 dakika sonra Blagay'da büyük bir kayanın altından çıkan ve Neretva Nehri'ni besleyen Buna'nın soğuk suyu ve etkileyici manzarası görülebilir. Ancak burayı en fazla özel kılan, henüz Bosna fethedilmeden önce Balkanlar'ın İslamlaşmasında önemli etkisi olan Anadolu erenlerinden Sarı Saltuk'a atfedilen tekke ve mezar.
Blagay Osmanlı izlerini taşıyan bir yer. Orada Sarı Saltuk türbesi var. Girişte Fatih Sultan Mehmet Han'ın fermanı var... Fethedilen topraklardaki hiçbir kimsenin zarar görmeyeceğine dair verilmiş olan sözler var fermanda. Hemen kaynağın kenarındaki Türk mimarisinin tüm özelliklerini yansıtan tekke, buraya gelen binlerce turistin de ilgisini çekiyor. Ancak şu anda yapılan restorasyon nedeniyle tekke ziyarete kapalı bulunuyor. Kayanın dibindeki tekenin hemen yanında Buna nehrinin kaynağı var. Ve suyun rengi çok güzel bir mavi. Etrafta çay bahçeleri var.
Nar şehri Mostar
Mostar ziyaretinde, Koski Mehmet Paşa Camii'ni geziyoruz ve arka bahçesinden Mostar Köprüsü ve Neretva Nehri'nin büyüleyici güzelliği izliyor... Koski Mehmet Paşa Camii'nden çıkarak, eski Türk çarşısı geziliyor... Dünyanın her yerinden gelen yüzlerle karşılaşılabilecek bu çarşıda, uygun fiyatlara hediyelik eşya da alınıyor... Mostar Köprüsü'nde ayrıca Boşnak gençlerin nehre atlayışına da tanık olunuyor.
Mostar Köprüsü: Mostar, Bosna-Hersek'te Hersek bölgesinin en büyük şehri ve Bosna-Hersek Federasyonu'na bağlı Hersek-Neretva Kantonu'nun idarî merkezi olan şehir.
Neretva Nehri'nin kıyısında yer alan Mostar, Hersek'in başkentidir. 105.000 nüfuslu şehir, Bosna-Hersek'teki iç savaş sırasında büyük zarar gördü. Şehre ismini veren ünlü Mostar Köprüsü Hırvatlar tarafından yıkıldı. Savaş sırasında şehrin etnik yapısı değişti. Müslümanlar Mostar'ın doğusunda, Hırvatlar batısında yaşamaya başladı. Sırpların çoğu ise şehirden ayrıldı.
Savaştan sonra şehirde zarar gören binalar tamir, tarihi eserler restore edildi. Avrupa Birliği restorasyon çalışmaları için 15 milyon dolar harcadı. Bu arada yıkılan Mostar Köprüsü ABD, Türkiye, Hollanda, İtalya ve Hırvatistan'ın katkılarıyla ER-BU adlı bir Türk şirketi tarafından aslına uygun olarak yeniden inşa edildi. 2005 tarihinde eski Mostar şehri, UNESCO tarafından Dünya Miras Listesine alındı. Kayseri ile Mimar Sinan'ın Kayseri doğumlu olduğu için, kardeş şehir ilan edilmiştir.
Köprünün yapımına Osmanlı döneminde, Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından 1557 yılında başlanmış ve 1566 yılında tamamlanmış. 6 Nisan 1992'de başlayan ve Aralık 1995'in sonlarına doğru ateşkes ile sona eren savaş sırasında 9 Kasım 1993 günü Hırvat topçular tarafından bombalanarak yıkılan köprü, Türk firmaları tarafından yeniden inşa edilmiş ve 23 Temmuz 2004'te uluslararası tören ile tekrar hizmete açılmış. Ama yerlileri eskisinin daha güzel olduğunu söylüyorlar. Altından Neretva Nehri akıyor. Köprünün bir tarafında Hırvatlar, diğer tarafında Müslümanlar oturuyorlar. Neretva'nın suları oldukça soğuk ve akıntı güçlü.
Köprü'nün ucundan suya uzaklık 25 metre ve insanlar yüzyılların geleneğini sürdürerek köprünün üzerinden Neretva'ya atlıyorlar hâlâ... Bunun için Mostari adında bir kulüp de kurmuşlar... Köprünün her iki yanında Neretva'ya bakan çok güzel restoranlar, kafeler var şimdi. Mostar'da bir fotoğraf sergisi var. Savaş yıllarından Mostar fotoğrafları var orada... Öyle hüzünlü bir yer ki... Sonra dışarı çıkıp sevimli mi sevimli Mostar'a bakıp savaşın saçmalığını bir kez daha üstelik gözlerinizle görerek anlıyorsunuz. Bir hatıra defteri var. İnsanların duygularını yazmaları için... Böyle savaşlar bir daha yaşanmasın dilekleriyle dolu...
Şehrin büyük çoğunluğu restore edilmiş; ama hâlâ bomba, mermi izleriyle dolu. Belki de bilerek öyle bırakıyorlar, savaş unutulmasın diye... Köprüye giden çarşının içinde Türk Konsolosluğu da var Çoğunluğu Müslüman olan Mostar şehrinde bu denge savaştan sonra (ölen Müslümanlardan dolayı) biraz bozulmuş. Hatta her yerinde cami minareleri olan şehirde dağın tepesine kocaman bir de haç dikmişler. Şehrin içinde her yerde mezarlıklar var ve mezar taşları, ölüm tarihi olarak hep 1992-95 yıllarını gösteriyor ve şimdi savaşanlar yan yana yatıyor.
Yıllarca Osmanlı idaresinde kalmış Mostar'da Türk eserlerini görmek hâlâ mümkün. Camiler, evler ve birçok Türkçe sözcük... Müze haline getirilmiş Türk Evleri.
Saraybosna... O kadar bizden bir şehir ki... Türkiye'deki pek çok şehirden daha Osmanlı. Tarihi küçücük ama gerçek Saraybosna için birkaç gün zaman ayırmak gerekiyor. Bosna-Hersek'ten ayrılırken insanların iyiliği ve saflığı karşısında hüzünleniyoruz.
Umut Tüneli
Saraybosna'nın yemyeşil doğasının göz alıcı yerlerinden biri de, şehir merkezinden yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunan Ilıca Mahallesi civarındaki Vrelo Bosna'dır. Şehrin keşmekeşinden sıkılanların uğrak mekânlarından biri olan Vrelo Bosna'da yaklaşık bir saat geçiriyoruz. Çaylarımızı, kahvelerimizi içiyoruz Ortamın rahatlatıcı ve dinlendirici havası, soğuğa rağmen bizi etkisi altına alıyor. İrili ufaklı pek çok su kaynağı, ördekler, sonbahara rağmen yer yer yeşil ağaçlar ve çimenler, şelaleler... Sanırım bu kelimeler Vrelo Bosna'yı tanımlamak için yeterli olacaktır.
Vrelo Bosna yakınlarında, havaalanı çevresinde, "Yakın tarihe tanıklık eden bir tüneli, 'Saraybosna Umut Tüneli'ni görmeden geçmek olmaz." diyor Serkan Bey. Birkaç dakikalık yolculuktan sonra tünele ulaşıyoruz. 1.6 metre yüksekliğinde ve 800 metre uzunluğundaki tünel 1993 yılında, savaşın devam ettiği sırada inşa edilmiş ve Dobrinya ile Butmir'i birbirine bağlıyor. Savaş zamanlarında şehre yardım götürmek amacıyla açılan bu tünelin günümüzde sadece 20 metrelik kısmı kullanılabilir durumda. Tünelin açıldığı evin sahibi Şiva Nine (85 yaşında halen dinç bir nine) de, burayı bir turistik merkeze çevirmiş. Tüneli ziyaret etmeden önce, savaş yıllarına ve tünelin yapılışına dair kısa bir film izletiyor bize. Filmden sonra, savaş yıllarından kalma maskeler, silahlar, mermiler gibi envai çeşit hatıralarla dolu birkaç odaya göz atma fırsatımız oluyor. Bunlar, savaşın gerçekte nasıl bir şey olduğu hakkında somut fikirler vermekte gecikmiyor. Yere saplanmış ve henüz patlamamış izlenimi veren bir roket, o soğuk havada savaşın sıcaklığını hissetmemize yetiyor da artıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



