Minare Arap ve İslam dünyasının dışında İslam kimliğinin işaretlerinden biri haline geldi; minare göçmen Müslümanlar nezdinde kimlik açısından özel bir önem kazandı. İsviçre‘deki yasağın mescitler değil de sadece minareler için geçerli olmasına ve Müslümanların namaz kılmasını engellememesine rağmen, göçmen Müslümanların endişe duymaya hakkı var. Zira bu yasak İslam kimliğiyle ilgili bir eğilim olarak görülüyor. 11 Eylül olaylarını izleyen yıllarda Müslümanlara yönelik sınırlamaların arttığına dair birçok gösterge söz konusu.
Kararın perde arkasında genelde yabancılara ve özelde Müslümanlara düşman olan sağcı bir partinin rolü ortaya çıkıyor. ‘Avrupa‘nın İslamileştiği‘ne dair uyarı yapan medya dolduruşunun olumsuz etkisini de inkâr edemeyiz. Müslümanların imajı çirkinleştirildi ve insanlar korkutuldu. Avrupa bilincinde, bu dolduruşun Haçlı savaşlarına uzanan derin kökleri var. Papa‘nın da Avrupa‘nın İslamileşmesiyle ilgili uyarı yaptığını unutmuyoruz. Ayrıca bazı Arapların uygulamaları da söz konusu nefrete ve sınırlamalara katkıda bulundu. Bu uygula-malardan sonuncusu Libya lideri Kaddafi‘yle İsviçre arasında yaşandı. İsviçre polisi Kaddafi‘nin oğlunu ve karısını hizmetlerinde çalışanlara kötü muamele ettikleri gerekçesiyle gözaltına almıştı. Kriz Kaddafi‘yi kızdırdı ve iki ülke ilişkilerinin kötüleşmesine yol açtı.
İsviçre‘deki referandumda en endişe verici olan nokta, çoğu İsviçreli‘nin Müslümanların varlığının dış görüntülerinden birine yönelik olumsuz tutumunu gözler önüne sermesi. Bu yaklaşım sertleşebilir ve komşu bölgelere de yayılabilir. Hastalık Hollanda‘ya sıçradı bile. Bu tutum Müslümanları endişelendirmekle kalmıyor, sağcı ve faşistleri güçlendirip din özgürlüğünü ve Batı‘nın övündüğü eşitliği karalıyor. (Katar gazetesi Şark, 2 Aralık 2009)





