Türkiye'nin önde gelen mimarlarından Turgut Cansever, 89 yaşında İstanbul'da vefat etti. Cansever, geçen Temmuz ayından itibaren yatağa bağlı hale gelmişti.
Kadıköy Çiftehavuzlar'daki evinde öğle saatlerinde vefat eden Cansever'in damadı mimar Mehmet Öğün, kayınpederi Turgut Cansever'in beslenme bozukluğu ve yatağa bağlı kılan addison hastalığı nedeniyle bir süredir tedavi gördüğünü bildirdi. Mehmet Öğün, 2000 yılından beri kalp pili takılı kayınpederi Cansever'in, geçen Temmuz ayından itibaren yatağa bağlı hale geldiğini ve bütün sorunlarının beslenme bozukluğundan kaynaklandığını söyledi. Öğün, evinde tedavi gören Cansever'in başında 24 saat nöbet tutan sağlık ekibinin bulunduğunu ve doktor talimatıyla hareket edildiğini sözlerine ekledi. Turgut Cansever'in cenazesinin, bugün Fatih Camisi'nde ikindi namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından Edirnekapı Mezarlığı'nda toprağa verileceği öğrenildi.
Turgut Cansever, 1920 yılında Antalya'da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Fakültesi Mimarlık Bölümü'nde okuyan Cansever, 1951'de mimarlık bürosu kurdu.İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden sanat tarihi doktoru ve doçent unvanını alan Cansever, 1959-60 yılında, kuruluşunda bulunduğu Marmara Bölgesi Planlama Teşkilatı Başkanlığı ve 1961'de İstanbul Belediyesi Planlama Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Cansever, 1974-75'te Dünya Bankası İstanbul Metropol Planlama Projesi'ne başkanlık yaptı.
1974-1976 arasında Avrupa Konseyi Türk Delegasyonu üyeliği yapan Cansever, 1975-1980 arasında İstanbul Belediyesinde, 1979'da Ankara Belediyesi metropol planlama, yeni yerleşmeler, kent merkezleri ve koruma danışmanlığı görevlerinde bulundu. Turgut Cansever'in yayımlanmış kitapları arasında ''Şehir ve Mimari'', ''Ev ve Şehir'', ''Kubbeyi Yere Koymamak'', ''Şehir ve Mimari Üzerine Düşünceler'' ve ''İstanbul'u Anlamak'' bulunuyor. 2008 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında mimari dalında büyük ödüle, 2007 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü'ne ve 2005'te Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünce mimarlık dalında Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülen Cansever, 1999 Marmara depreminin ardından ''İstanbul Deprem Çalışma Grubu''nu oluşturmuş ve ''Depreme Karşı Yeni Şehir Üretimi Projesi''ni hayata geçirmişti. Cansever, Aga Han Mimarlık Ödülü'nü de 3 kez almıştı. Bir mimar hakkında arşiv değerinde belgelere dayanılarak hazırlanan ilk sergi olan ''Turgut Cansever: Mimar ve Düşünce Adamı'' başlıklı sergi, 2007 yılında İstanbul'da açılmıştı.
"Ortak güzelliklerimiz Batılılaşma uğruna tahrip edildi"
"Osmanlı toplumunun ortak güzellik değerleri vahşi Batı değerleri ithal edilerek Türk aydınları tarafından tahrip edilmiştir. O yüzden Sinan'ın eserleri toplumdan tecrit edilmiş, taş yığını haline düşürülmüşlerdir." Bu söz, 'bilge mimar' namıyla bilinen Turgut Cansever'in.
Turgut Cansever, bir röportajında Ali Burhan'a şu önemli bilgileri vermişti: Kültür dediğimiz şey halktan koparıldı önce. Bir grup Batıcı zevatın Batı dünyasında gördüklerini buraya nakletmeleri düzeyine indirildi. Tanzimat'tan ve Cumhuriyet'ten sonra halkın kültür ile ilişkisi kılıçla kesilmeye çalışıldı. Halkın sanatı yaşamasını yok etmeydi bu. Mimari söz konusu olduğunda, mühendislik mimarlığın yerine getirilerek 'kimsenin aklı ermez, bu iş hesaptır' denerek, halk mimari çevrenin oluşturulmasından kopartıldı. Mimari eserin bütün insanlara açık olan yüzlerinin konuşulup tartışılması, bütün güzelliklerinin tartışılarak yaşanması gündem dışına itildi. Böyle olunca da eserler müzelik oldular. Ortak güzellik duygusu temelidir. Osmanlı toplumunun ortak güzellik değerleri vahşi Batı değerleri ithal edilerek Türk aydınları tarafından tahrip edilmiştir. O zaman Sinan'ın eserleri toplumdan tecrit edilmiş, taş yığını haline düşürülmüşlerdir. Bu değerler allak bullak edildi. Ne için? Paris'e benzemek için. Hangi Paris'e? Bonapart'ın isyan edebilecek Fransız halkını top ateşine tutup bastırabilmek için tasarladığı Paris'e... Bu değerleri ve eserleri görmemizi engelleyen en önemli gözlük, Batılılaşma gözlüğüdür, apartmancılıktır. Bu iflas etti. Mesela genelde İslam, özelde Sinan mimarisinde, camilerin yaşama biçimine bakmalı. Yapıyı kullanan herkes, yapıda kendi yerini kendisi tayin ediyor. Bu tam mutlak bir demokratik yapıdır, mimarideki demokrasidir. Yapı emretmiyor, kesin olarak tarafsız bulunuyor. Mesela Süleymaniye'de kubbe dizisi bir istikamet veriyor gibi gözükse de sağa ve sola doğru açılarak yapı, tamamen merkezi ve istikameti olmayan bir yapıya, içindeki herkesi eşitleyen güzelliklerle örülmüş bir örtüye dönüşüyor. Oysa kilise mimarisinde veya bugünkü fonksiyonalist mimaride yapı, sizin yerinizi tayin eder ve sınırlar."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



