Mehmet Genç Hoca'nın bir seminerdeki konuşmasını okurla buluşturan Mostar dergisi, kapağına ekonomik kriz konusun taşıyor.
Sokakta simit satan, fabrikada işten atılan, kahvede gazetesini okuyan adam krizin nereden çıktığını kavrayamıyor bir türlü. Sürekli batan şirketlerden bahsediliyor, finans merkezlerinin çöküşünden; günlük insan, neyin niçin battığını da çözemiyor. İnsanla ekonomi arasında bir yabancılaşma, insanın tahayyülünün ötesinde işleyen bir grafikler iktisadı var artık.
Aylık medeniyet ve kültür dergisi Mostar, 2008 yılından miras aldığımız bu küresel ekonomik kriz meselesini, 2009 yılının ilk sayısında dosya konusu olarak ele alıyor. Hem yazılarda hem de dosya çerçevesinde yapılan söyleşide krizin sebebini, Türkiye'ye yapabileceği etkileri mümkün olduğunca anlaşılır bir dille ortaya koymaya çalışan dosyanın, ilgilenenlere bir fikir vereceği muhakkak.
Mostar'ın ekonomik kriz dosyasına Gazanfer Ünal, Naci Bostancı ve Semih Yıldırım yazılarıyla katkıda bulunurken, Mustafa Çelen'le de bu çerçevede bir söyleşi yapılmış.
Mostar dergisinin Ocak sayısında, ülkemizin müstesna tarihçilerinden Mehmet Genç hocanın bir seminerde yaptığı konuşmanın, tashih ve redaksiyondan geçirilmiş özet dökümünü de yer verilmiş. Osmanlı İktisadı üzerine neredeyse yarım asırdır araştırmalar yapan Mehmet Genç'in bu konuşması ekonomik krizin dosya yapıldığı bir sayıda dergi sayfalarında yer alması da iyi bir tevafük olmuş.
Konuşmayı redakte edip yayına hazır hale getiren Saadettin Acar, yazıya yazdığı sunuşta Hoca'ya dair şu tespitleri paylaşıyor: "Mehmet Genç'in yazdıklarını özetlemek neredeyse imkansız. Çünkü bazen tek bir cümleyi, bir önermeyi doğrulamak için yüzlerce defter ve belgeyi karıştırdığını, bir ihtimal uğruna kendi ifadesiyle birkaç yılını heba ettiğini görüyoruz. Bununla beraber bu inceltilmiş üslupta, sanata duyduğu derin ilginin payını da görmezlikten gelemeyiz."
Konuşmasında Osmanlının mucivezi bir devlet olduğunu dile getiren Genç, onun ilerlemesi kadar gerilemesinin ve yıkılmasının da çok büyük bir olay olduğunu vurguluyor.
Mehmet Genç, konuşmasında şu görüşleri paylaşıyor: "Osmanlı ekonomiyi bir put olarak değil, bütün sosyal grupların ihtiyaçlarını karşılayacak bir hizmetçi olarak düşünüyor.
Kapitalizmin gelişmeye başladığı tarihlerden itibaren Avrupa'da ortaya çıkan ve insanı ekonominin emrinde bir hizmetçi gibi gören anlayışı -ki Kapitalizmin meydana getirdiği yapının bize ilham ettiği budur- kabul etmeyen Osmanlılar bunun tam tersini düşünüyorlardı: Ekonomi, toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktır. Onun için Osmanlılar ekonomiye kapitalist dünyadan tamamen farklı şekilde baktılar."
Osmanlı sisteminin üretim faktörlerinin toprak, emek ve sermayeden oluştuğunu belirten Genç Hoca, "Osmanlı devleti modern öncesi siyasî sistemlerden beklenemeyecek kadar mâhirâne bir şekilde toprak, emek ve sermayeyi kontrol altında bulundurmuştur: Bunlara kim sahip olacak, ne kadar sahip olacak, bunların ücretleri, rantları, kiraları ne olacak ve bunların gruplar arasındaki dağılımı nasıl olacak; tüm bunları kontrol altında tutmuşlar" tespitini yapıyor.
Mostar'ın bu sayısı Hindistan'daki terör saldırılarından, Somali açıklarında kaçırılan gemilere; İtalya'da Mafya üzerine yazdığı romandan ötürü hayatı kâbusa dönen tehdit altındaki yazar Roberto Saviano ile yapılan söyleşiden, İnebahtı hezimetine kadar uzanan zengin bir sayı oldu.
Mehmet Genç'i dinlerken, onmilyon kilometrekareyi ve altıyüzyıllık bir zaman dilimini değil de küçücük bir odada üç-beş dakikada cereyan eden bir olaydan sözedildiğini sanırsınız: o denli detaylı bilgiye sahip, o kadar meselenin içinde. Osmanlı iktisat tarihi ve sistemi ile ilgili makro seviyede ve imparatorluk ölçeğinde değerlendirmeler yapabildiği gibi, yerel düzeyde ve çok detay gibi görünen meselelere de hakim. 17. yüzyılda bir esnafın ya da herhangi düzeydeki bir memurun gelirine de, İmparatorluğun herhangi bir yıldaki bütçesinin savunma, eğitim, sağlık için ayrılan bölümlerine de aynı yetkinlikle vakıf. (Saadettin Acar)
Osmanlı mucizevî bir devlet
Osmanlılar Müslüman'dırlar, Türkçe konuşuyorlar ve Türk kökünden geliyorlar. Biliyoruz ki Türkler 17 devlet kurmuşlar tarih boyunca, ama ne Türk, ne de İslam dünyasında Osmanlı kadar uzun ömürlü olmuş bir başka siyasi yapı görülmüyor. Mucizevî bir devlet: Eskişehir yakınlarında küçük bir beylik olarak doğuyor ve oradan dinamit gibi, inanılmaz, önceden tahmin ve tasavvur edilemez bir süratle genişliyor, büyüyor; Batıya ve Kuzeye, Ukrayna ve Rumeli'ye varıyor.
Ondan sonra Rumeli'deki macerası var: Tamamıyla Hıristiyan olan bir dünyada, kesintisiz 400 sene, hiçbir yenilgi ve duraklamaya uğramadan genişlemeyi başaran muhteşem bir yapı. Bu, Osmanlı'nın hâlâ anlayamadığımız ve çözemediğimiz problematiklerinden biri. Bizler, genellikle Bizans, Balkan, Sırp, Bulgar krallıklarını ufak tefek şeyler diye düşünürüz ama onların içinde çok iddialı ve güçlü krallıklar da var. Aslında Osmanlı da ufak ama bunların hepsini tasfiye edip devleşiyor, Viyana'ya kadar gidiyor, Batı dünyasında büyük bir dehşet yaratıyor.
O dönemde bir Fransız şairi diyor ki: "Bu Osmanlı tehdidiyle biz burada yaşayamayız. Avrupa'yı tahliye edip Amerika'ya gidelim." Aslında şairin dediği de oluyor; Avrupa medeniyeti tahliye olup Amerika'ya gidiyor. Evet, Osmanlıların bu genişleme ve kendini kabul ettirme özellikleri anlaşılması kolay olmayan bir problematiktir. Çünkü rakibi Avrupa Hıristiyanlığıydı ve 1300-1400'lerde Osmanlı doğduğu zamanlarda, bu rakibin, bütün parametreleriyle Osmanlı'yı kat kat aşan, büyüklükleri kontrol eden bir kıta olduğunu görüyoruz. Peki, bu büyük rakibe karşı Osmanlılar, bu uzun soluklu başarıyı nasıl kazandılar? Bu da problematiktir, hâlâ çözülebilmiş değildir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



