Senin için kimileri köşelerinde"elinde gitarı olan erkek çalıkuşu" dediler, kendilerince senin fedakarlıklarını anlatıp durdular. Sevgi ve kardeşliğin teminatı olan bu milletin bağrından çıkan, bu topraklarda neşv-ü nema bulan AGD'nin şemsiyesi altında yetiştiğini "sevgi ve kardeşlik" bayrağını en yükseklere taşımanın gayreti içinde olduğunu görmezden geldiler.
Kıydılar sana. Namaz başında, ellerin duada iken... Yaşadığın gibi oldu vedan, seccade başında, ilahi düğüne gider, beklenen vuslata erer gibi, Hz. Ali (ra) gibi, Hz. Osman (ra) gibi... Biliyor musun "çocukların", Bilge köyünün hayatta kalan çocukları senin ardından senin öğrettiğin ilim ile sayısız Fatiha'lar, Yasin'ler gönderdi...
Ankara'da doğdun, burada büyüdün, ne gerek vardı, baba ocağından çıkıp kimsenin bırak yaşamayı, adını anmaya dahi imtina ettiği uzak diyarlarda Allah lafzının bayraktarı olmaya... Biricik babacığının tek erkek evladı idin, istese sana bir iş kurar, sermaye verir gül gibi geçinir giderdin. Ne gerek vardı imam hatip lisesine kaydolmaya? Sen de herkesler gibi katsayı melanetinden kaçar, ikbal ve istikbalini düşünüp geleceği parlak meslekler için akredite -kabul edilmiş- liselerde okurdun... Ne gerek vardı, helal- haram gözetmeksizin bürokrasisi ballı, rantı tatlı başkentin ekmeğini efendi efendi yemek varken, Türkiye fiziki haritasının en ücra köşesinde unutulmuş, terör ve töre kıskacında inim inim inlemiş vatan toprağı insanına hayır götürmeye, ilim götürmeye... Gerek vardı, çünkü sen"Benim olmadığım yerde kimse yoktur" inancıyla hareket ettin. Ne de olsa "genç" inancı ve ve ideali uğruna fedakarlık yapabilendir değil mi? İşte bu yüzden, insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır, inancıyla yaşadın. Bir insanı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmaktı senin için...
Şehitlik makamı kolay erişilecek bir makam olmasa gerek... Şu kısacık ömründe -seküler ve dünyevi- tüm tercihleri elinin tersi ile itip "takva sahibi bir mü'min" olma şuurunu ve çabanı hiç kaybetmeyerek kalanlara büyük bir acı ama yanında öylesine bir iç huzuru ve teselli bıraktın ki. Zamansız gidişinle üzerken, gittiğin adresin malumluğu ile de tarifsiz bir sevinç kaldı ardında. Namaz başında son nefesini verdiğinde dualarla arınmış dilinden dökülen son sözcükler tahiyyat sırasında okuduğun duanın sonundaki o erişilmez cümle miydi? Kalbinden akan "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve rasülühü" rüknu ile şehadet şerbetini içerek mi tamamladın mübarek ömrünü? Senin için kimileri köşelerinde"elinde gitarı olan erkek çalıkuşu" dediler, kendilerince senin fedakarlıklarını anlatıp durdular. Ama bu fedakarlıkların nereden kaynaklandığını anlatmadılar. Sevgi ve kardeşliğin teminatı olan bu milletin bağrından çıkan, bu topraklarda neşv-ü nema bulan AGD'nin şemsiyesi altında yetiştiğini "sevgi ve kardeşlik" bayrağını en yükseklere taşımanın gayreti içinde olduğunu görmezden geldiler. Kim var? diye sorulduğunda sağına soluna bakmadan "ben buradayım!" cevabını verdiğini teğet geçtiler hep... Bu inançladır ki, sen zoru, topluma önder olmayı seçtin, "imam" oldun, yol göstermek için hem de dilini, kültürünü bilmediğin insanlara... Efendilerin Efendisi'nin (sav) mesleğini seçerek üstün bir peygamber ahlakı gösterip hicret ettin. Unutulmuş, terk edilmiş, sindirilmiş, örselenmiş o köyün hoyratlığını bilerek yaşayacağın tüm güçlükleri hesaplayarak iyi niyetini ve umutlarını hep diri tuttun. Önceleri "ensar" ın gösterdiği kardeşliği göremedin tabi. Neticede devletin memuru idin halkın nezdinde. Pek çokları gibi zorla ve mecburi olarak düşmüştü yolun buralara. Ait değildin o coğrafyaya, ne dilini, ne duygusunu bilirdin. Hem en çok bir iki sene kalır, resmi süren dolduktan sonra arkana bakmadan kaçardın sen de. Gitmedin. Kavga yerine barışı, düşmanlık yerine kardeşliği, çatışma yerine diyaloğu, kin ve nefret yerine sevgiyi, cehalet yerine bilgiyi egemen kılmak için var gücünle mücadele ettin. Dünya üzerindeki tüm müslümanların kardeş oldukları şiarı ile sabır içinde bekledin, seni tanıdıkça bu yersiz inanışları bir kenara bırakıp "ensar- muhacir" kardeşliğinde ümmet olma ortak paydasında onların evladı olacaktın. Oldun da... Sen çocuklara Kur'an-ı Kerim okumasını öğretirken onlar da sana kendi dillerini öğretti. Onlar sana sen onlara "öğretmen" oldun... Eline geçen parayı çocuklar namazı sevsin, Allah adını daha çok ansın diye onlarla paylaşarak tükettin. Onunla da kalmadın ananın ak sütü gibi helal kazancının kalan kısmını memleketinde yapılan kutlu doğum programını karşılamak uğruna feda ettin. Yetiştiğin topraklara vefa borcunu ödemek için...
Yüksünmedin, kibirlenmedin, hakir görmeden zerafetin ile Mardinli kardeşlerinin arasına karıştın. Ve zamanla seni sofrasına misafir etmek için birbirleri ile yarıştı köylü. Bu nur yüzlü çocuk bölgenin, sözüne en itibar edilir "kanaat önderi" oldu. Müjdeler olsun ne mutlu sana ki şimdi de boynunda bir şeref nişanı gibi asılı işte "El Emin" vasfın... Sünnetullaha göre yaşadığın kısa ama bereketli ömrün bir milim dahi şaşmadı Rasül(sav) yolundan. Gün geldi anneciğin dayanamadı hasretine, gözünün nuru, kınalı kuzusu biricik evladı yanı başında olsun istedi. Bu niyetle tayinini ata toprağına çıkarmak istediler. İtiraz ettin. "Çocuklarım" dediğin köy çocuklarının ihtiyacı var dedin, gitmedin. Ne söyledinse olmadı, ayrılık ağır geldi ana yüreğine ve artık "gel" dedi. Yolculuk vakti görünmüştü takvimlerde. Bir haftan vardı, gidiyordun artık, son hutbeni "zulüm ve eziyeti tel'in ederek" verecektin Cuma vaktinde... Zulüm ve eziyet... Seni dinlemeye elleri ağır silahlı, gözü dönmüş zalimler de gelecek miydi? Gözlerinin içine bakarak, söylediklerini anlıyormuş gibi görünen kalpsizler de olacak mıydı cemaatin içinde? Evet işte onlar da oradaydı? Düğün evinde o yatsı namazı vakti, cemaatin içindeydiler! Ellerinde ölüm kusan kahpe makinalarla, nefes alan tek bir canlı bırakmamaya yeminli katiller. Töre adını verdikleri "atalarının dini" ne inanan putperestler. Tıpkı cahiliye devrinin uzzası, lat- menatı gibi kafalarının içinde bir türlü kıramadıkları gelenek adı takarak meşru göstermeye çalıştıkları putları ile merhametten fersah fersah uzak caniler... Kıydılar sana. Namaz başında, ellerin duada iken... Yaşadığın gibi oldu vedan, seccade başında, ilahi düğüne gider, beklenen vuslata erer gibi, Hz. Ali (ra) gibi, Hz. Osman (ra) gibi... Biliyor musun "çocukların", Bilge köyünün hayatta kalan çocukları senin ardından senin öğrettiğin ilim ile sayısız Fatiha'lar, Yasin'ler gönderdi... Ellerinde Kur'an-ı Kerim herkes duadaydı... Bundan büyük armağan olur mu? Şimdi seni hangi kabirlere sığdırmalı. Gül yüzüne bakıp da sana hangi ölümleri, nasıl yakıştırmalı. Sana ölü demek ise zaten gafletlerin en büyüğü. Zira "Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihan. Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber".


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Şems Şeyma Açıkay / Türkiye
Etiketler:




