Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.) şöyle anlattı: - Taşralı biri Resûlullah (s.a.v.)'a geldi ve şöyle dedi: - Yâ Resûlaltah! Ben Kur'an'ı ezberleyemiyorum; ondan bana yetecek kadar bir şey öğret.
Resûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:
- "Sübhanallahi velhamdû lillâhi velâ ilahe illallahu vellahu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyi'l azîm." (Allah Sübhandır. Hamd, Allah'a mahsustur. Allah'tan başka ilâh yoktur Güç ve kuvvet yüce ve azîm olan Allah'a mahsustur) diye oku."
O kimse, bunu eli ile beş defa sayarak okudu; çıkıp gitti. Az sonra, dönüp geldi ve şöyle dedi:
- Yâ Resûlallah! Bu Rabbim için. Benim için olan hani?
Bunun üzerine Resûlullah ona şu duayı okumasını emretti:
- "Allahûmmağfirlî, verhamnî, verzuknî ve âfinî" (Allahım, beni bağışla! Bana merhamet eyle. Bana rızık ver. Bana afiyet ihsan eyle.)
O kimse, diğer eli ile bunu da beş defa sayarak okuyup gitti: Ardından, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Taşralı iki elini de hayırla doldurdu."
Meytune bint Sâ'd, Resûluliah'ın hizmetçisi idi; şöyle anlattı:
- Resûlullah (s.a.v.), Selman Farisî'nin yanına gitti. O, namazını kılmış, duasını yapıyordu.
Resûlullah (s.a.v.) ona sordu:
- "Senin Rabbinle bitecek bir dileğin var mı?"
- Evet, yâ Resûlallah, deyince şöyle buyurdu:
- "O hâlde, duadan önce Rabbini sena et. O, zâtını nasıl sıfatlandınyorsa, sen de onu öyle sıfatlandır. Onun tesbihini yap, hamdini yerine getir, tehlil eyle."
Selman Farisî (r.a.) sordu:
- Yâ Resûlallah! O'na nasıl sena edeyim?
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Fatiha sûresini üç defa okursun, bu Allah'ın senasıdır."
Selman Farisî (r.a.) tekrar sordu:
- Yâ Resûlallah, O'nu nasıl vasfedeyim?
Resûlullah (s.-a.v.) şöyle buyurdu:
- "İhlâs sûresini ûç defa okursun, bu Allahu Teâlâ'nın zâtını vasfetmektir."
- Nasıl tesbih edeyim? diye sorunca da şöyle buyurdu:
- "SübhanallahU velhamdü llllâhl velâ İlahe lllallahu vallahu ekber." (Allah subhandır, hamd, Allah'a mahsustur. Allah'tan başka tanrı yoktur. En büyük Allah'tır.) dedikten sonra ne hacetin varsa, istersin."
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle der:
- Bir kimse, namazın akabinde üç defa:
"Estağfirullahe'l-azîm, ellezî lâ ilahe illâ hu, elhayyu'l-kayyumu ve etûbü ileyh." (Azim olan Allah'tan mağfiret talep ederim. Ondan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyum'dur. O'na tevbemi iletirim.)
Derse, deniz köpüğü kadar günahı olsa, Allah onun günahını bağışlar.
FAKİH der ki:
- Yapılan istiğfar, kalpten gelen pişmanlık duygusu ile olursa, Allah bağışlar.
Hasan b. Ali (r.a.) şöyle anlatır:
- Ben, anlatacağım yirmi âyeti okuyan kimseye, inatçı şeytanın, zalim yöneticinin, adi hırsızın, yırtıcı hayvanın kötülüğünden korunacağına ve onlardan kendisine bir zarar gelmeyeceğine kefilim.
Âyetel-Kürsî.
Meali şudur:
- "Allah o Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Daima yaşayan, dalma durup tutan O'dur. Ne uyuklar, ne uyur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun İzni olmadan nezdlnde kim şefaat edebilir? (Kullarının) önünde, ardında ne varsa, hepsini bilir. Kulları İse, dilediği kadarından başka, İlminden bir şey kavrayamazlar. Kudret ve azameti gökleri ve yeri kucaklamıştır. Gökleri ve yeri görüp gözetlemek O'na asla ağırlık vermez. O çok yüce, çok büyüktür."
"O her şeye kadirdir"
Muhammed b. Fazl, Muhammed b. Cafer, ibrahim b. Yûsuf, Hişam, İbn Güreye yolu ile gelen rivayette; Atâ (r.a.)'nın şöyle dediği anlatıldı:
- Bir kimse, hiç konuşmadan on iki rekât namaz kılar, Fatiha sûresini ve Ayet'el-Kürsî'yi yedi defa okur, "Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külü şey'in kadir" (Allah'tan başka ilâh yoktur; birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur, O her şeye kadirdir) duasını on defa okur, secdeye varıp, "Allahümme innî es'elüke bimeâkıdi'l-ızzi min arşike ve münteha'r-rahmeti min kitabike ve bismike'l-azîm. Ve ceddike't-a'lâ ve kelimâtike't-tâmme" (Al-lahım, Arş'ın izzet bağları, kitabındaki rahmetin sonsuzluğu, büyük ismin ve yüce şanın ve tamamlayıcı kelâmların hakkı için istiyorum) dedikten sonra duasını yaparsa, makbul olur
FAKİH der ki:
- Bana yetecek kadar Kur'ân'dan bir şey öğret, demenin mânâsı şudur:
- Kur'ân'dan namazda kendine yetecek kadar okumayı biliyorsa, fazlasını bilmese de, bu ona yeter. O zaman anlatılan duaları okur; bu sayede Kur'ân okuyanın faziletine ulaşır.
FAKİH anlatıyor:
- Ebû Hüseyin Kasım b. Muhammed b. Ruzbe, İsâ b. Haşnam, Süveyd, Mâlik, Yezid b. Hafsa, Amr b. Abdullah b. Kâ'b, Nafi, ibn Cübeyr yolu ile gelen rivayette; Osman b. Ebî'l-Âs şöyle anlatır:
- Beni öldürecek kadar şiddetli bir ağrım vardı. Resûlullah (s.a.v.) bana geldi ve şöyle buyurdu:
- "Onu elinle oğ ve şu duayı oku:
- Acı duyduğum ve hazer ettiğim şeyin şerrinden Allah'ın izzetine ve kudretine sığınırım."
Bunu yaptım; Allahu Teâlâ bendeki ağrıyı giderdi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



