Yıllar boyunca on binlerce insan burnumuzun dibindeki bir ülkede istikrarsızlık ve dış güçlerin istikrarsızlığı kendi çıkarlarına kullanma gayreti yüzünden hayatından oldu.
Bugün bile savaşların izlerinin Lübnan sokaklarından, özellikle de başkent Beyrut'tan silindiğini söylemek imkansız. Kurşun delikleri, bomba çukurları hala ortada. Şimdi ise Lübnan bir başka krizle karşı karşıya. Krizin görünürdeki nedeni Başbakan Saad Hariri'nin babası Refik Hariri'nin öldürülmesine ilişkin Lahey'de kurulan özel mahkemenin hükümet ortağı Hizbullah'ı suçlayacağının anlaşılması. Bunun bir Amerikan komplosu olduğunu söyleyen Hizbullah'ın da geçtiğimiz 2009 Kasım'ında beş aylık bir çabanın ardından zar zor kurulan hükümetten çekilmesi.
Evet, ülke hükümetsizliğe alışkın, fakat sorunun krize dönüşmesi an meselesi. Lübnan'ı tanıyanlar bütün dengelerin bir anda nasıl altüst olabileceğini de çok iyi bilirler. Beyrut'un o canım deniz kıyısı bir gecede savaş alanına dönebilir. Gelen haberler okulların şimdiden tatil edildiğini, halkın kendini savaşa hazırladığını gösteriyor. Bu yüzden Lübnan'a yardım gerekiyor. Birileri ülkenin istikrarına katkıda bulunmazsa yine sokaklarda bombalar patlayacak, yine savaş çıkacak. Ancak Lübnan'ın çok da fazla dostu yok. Uzak ve yakın komşuları ondan hep bir şeyler elde etme, istikrarsızlığını kendi çıkarları için kullanma derdinde.
Zaten ufukta görünen kriz de Lübnan üstünden siyaset yapmak isteyenlere müthiş fırsatlar sağlayabilecek nitelikte. İsrail için de, Suriye ve İran için de tam bir nimet. İran, Hizbullah üstünden İsrail'i zorlayabilir. İsrail silahlanmasından şikayetçi olduğu Hizbullah'ı bu vesile ile cezalandırabilir. Suriye, Hariri suikasti yüzünden çekilmek zorunda kaldığı Lübnan'a en azından siyasi anlamda geri dönebilir. Amerika dahi böylesi bir kriz ve çıkabilecek olası bir iç ya da dış savaştan karlı çıkabilir. Zaten yaptığı açıklamalar da hiç iç açıcı sayılmaz.
Kısacası Lübnan'ın istikrarı aslında pek kimsenin işine yarayacak bir nimet değil. Katar için bile Lübnan ahlaki sorumluluk ötesinde fazla anlam ifade etmiyor. İstikrardan yarar sağlayacak neredeyse tek ülke Türkiye. O da zaten tüm ağırlığı ile devrede. Başbakan Erdoğan, özellikle de Dışişleri Bakanı Davutoğlu mesaisinin önemli miktarını bu amaç için harcıyor. Yine de başarılı olamama olasılıkları var. Ama hiç olmazsa denemiş ve yapamamış olacaklar...
Mensur Akgün STAR


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



