Özet: İnsanlık O‘nun getirdiği yüce değerler ve prensipler sayesinde büyük medeniyetler kurmuştur.
Kutlu Doğum Haftası, 1989 yılından beri kutlanmaktadır. Hepimizin bildiği gibi Kainatın göz nuru Peygamber Efendimizin (a.s.v.) dünyaya gelişi olan Mevlid-i Nebevi, asırlardır milletimiz tarafından "Mevlid Kandili" olarak kutlanmakta.
Mevlid Kandili münasebetiyle ilim adamları bir araya gelip ilmi, fikri sohbetler yapıyor ve bu mevlidi bir bayram havasında kutluyor. Süleyman Çelebi‘nin kaleme aldığı Vesiletü‘n Necat isimli şiirin, Mevlid adıyla, yüzyıllardır sevinçte, kederde, tasada,doğumda, ölümde okuna gelmesi ve bu geleneğin bugün de canlı bir şekilde devam etmesi, Peygamber sevgisi etrafında toplanan bir ruhun ifadesidir.
Gelenek haline gelen Kutlu Doğum haftasının amacı; Mevlidi, milletimizin birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenektir.
Yüzyıllardır görülmüştür ki, milletimiz inançlı, hoş görülü, barış ve huzur kaynağı olarak da inandığı değerlere bağlıdır. Mevlid bir bakıma bu geleneğin devamıdır. Zira, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber (a.s.v.), model ise Peygamberimizin insanlığa sunduğu modeldir.
Çünkü o, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş. Çünkü O, tam bir anarşi, kargaşa ortamında, insanlık için bir güneş olmuş, çirkinlikleri güzelliklere tebdil etmişti.
İnsanlık O‘nun getirdiği yüce değerler ve prensipler doğrultusunda büyük medeniyetler kurmuş, kaybedilen haklarına kavuşmuş, fıtratında var olan yüce değerlerin farkına varmış, kadın-erkek Allah‘ın ve cemiyetin huzurunda eşit olmanın hazzını tatmış...
Kutlu Doğum Haftası, Peygamberimizin "evren"sel prensiplerini ve insanlığa getirdiği yüce değerleri, günümüz şartlarını da dikkate alarak insanlığı ulaştırmak amacıyla ihdas edilmiş.
Kutlu Doğum Haftası‘nda etkinliklere katılalım. Naat‘ı ezberlemeye çalışalım. Süleyman Çelebi‘nin kaleme aldığı mevlidi, dilimiz döndüğünce ezberlemeye çalışalım. Peygamber Efendimizi sık sık analım, onun adını dilimizden hiç düşürmeyelim. Bol bol salavat getirelim olur mu?
(Düşünce dünyası)
Yıldızlar boş mu?
İki arkadaş Anadolu‘dan İstanbul‘a gidiyorlar. Bunlardan birisi hiç şehir görmemiş... Girişte gecekondularla karşılaşıyorlar. Gezmiş görmüş arkadaşı şehri tanıtırken,
"İşte bunlar gecekondulardır" diyor. İçerisinde köyden kentten gelenler kalıyorlar. Şu ileride gördüklerine apartman ve gökdelen diyorlar. Kulübelerdeki vatandaşlar çörek, ekmek, oradakiler ise pasta börek yiyorlar..." gibisinden anlatmaya başlıyor.
Apartman nedir görmemiş, dağ başında yaşamış ve cahil kişi, "Yok inanmam deyip diretiyor. "O apartmanlarda beyler otursun, pasta börek yesinler, göremiyorum, o halde yoktur."
Görememek yok olmayı gerektirmez... Arkadaşı ona şu susturucu cevabı verir;
"Arkadaş! Sen göremiyorsun diye onlar yok mu olacak? Bu kadar uzaklıktan elbette onları göremezsin. Düşün bir kere şu küçük kulübecikler insanlarla dolu olacak da kos kocaman apartmanlar boş mu kalacak?"
Yıldızların yanında dünyamız gerçekten çok küçük kalır. Küçücük dünyamızı böylesine canlılarla şenlendiren Allah, yıldızları da oranın şartlarına uygun canlılarla doldurmuştur. Bunlar da meleklerdir. Melekler Allah‘ın kainatta teşhir ettiği eşsiz sanat eserlerini düşünüp Allah‘a ibarete bulunuyor, takdir ve hayranlıklarını belirtiyorlar.
Madem dünyamız, bir misafirhanedir. İçerisinde insanlar ve hayvanlar misafir edilirler. Dünyamız, küçüklüğüne rağmen böylesine canlılar la doldurulur da gökyüzündeki kos koca milyarlarca küre hiç boş olur mu? Elbete olmaz. Oranın da kendine göre yaşayanları vardır bunu unutmayalım çocuklar.
(Bir kıssa bin hisse)
Yalan dünyanın peşinden koşmak
Ölmek üzere olan bir mü‘min ne isterse, onu arzulamak gerekir. Gerçi ağrı ve sızısı olan bir insan ne isteyebilir ki? Ne mevki ister, ne de makam. Hatta teklif dahi edilse incinir.
İstediği sadece duadır. İmanla ölmektir. Bu yüzden tövbeyi geciktirmemek lazımdır.
Kainatın incisi Peygamberimiz şöyle buyurur: "Sonra yaparım diyenler helak oldu, tövbeyi geciktirenler aldandı."
Onun için, tövbeyi geciktirmemeli yaptığımız kötü işleri bir an önce terk etmeliyiz.
Yine Peygamber efendimiz buyuruyor ki; "Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: Ömrünü nasıl geçirdi? İlmiyle nasıl amel etti? Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelerde harcadı? Bedenini nerede yordu, hırpaladı?"
Geçmişte büyük bir zat, sohbet bitince talebelerine şöyle buyurur:
"Şimdi size bir yalan söyleyeceğim. Yalanın sonradan meydan açıksaydı, günaha girerdim. Ama ben yalan olduğunu önceden söylüyorum."
Talebeler dikkatle hocalarını dinlerler. "Filan yerde meşhur bir zattı, filanca efendi, şu anda bahçeye geldi, az sora içeri girecek." Buyurunca, talebeler pencereye koşar.
Bakalar ki, gelen giden yok.
Derler ki: "Efendim, kimse yok."
O zat şöyle buyurur:
"Evet, kimse yok. Be size yalan söyleyeceğim dedim, siz yine de pencereye koştunuz. Bütün kitaplar yazıyor, bu dünya yalandır diye. Siz hala dünyanın peşinde koşuyorsunuz. Yalanın peşinde koşuyorsunuz. İşte insanın nefse budur. Adamı rüya peşinde, hayal peşinde koşturur. Bir bakar ki, ömrü bitmiş."
(Tarih dede yazıyor)
Bir müneccim kehaneti!
Sultan Genç Osman 1621 tarihinde Lehistan seferine çıkıyordu. Bu sırada bir müneccim önüne çıkarak:
"Padişahım" dedi, "Dün gece korkunç bir rüya gördüm. Eğer sefere çıkacak olursan tahtınla tacını kaybedeceksin! Senin kılıcın bu yıl hiç kimseye zarar veremeyecektir."
Sultan Genç Osman:
"Buna nasıl emin olabiliyorsun?" diye sordu.
Müneccim:
"Şimdiye kadar hiç yanılmadım Sultanım," dedi.
"Öyle mi?"
"Evet Sultanım."
"Bakalım bu kehanetin ne dereceye kadar doğrudur."
Genç Osman kılıcını çekip bir yeniçeriye uzattı. Müneccimin kafasının derhal vurulmasını emretti. Yeniçeri, Padişahın bu emrini hemen yerine getirdi. Ve müneccimin kellesi anında uçuruldu.
Böylece, kılıcın o yıl kimseye zarar veremeyeceği kehaneti boşa çıkarılmış oldu.
(Bu gün ne dua edelim)
Ey Allah‘ım;
Bizi Peygamberler ve Peygamberimizin yolundan ayırma!
Bize, Resulullah‘ın (a.s.v.) ümmeti sıfatını verdiğin için Sana sonsuz minnet ve şükür ediyoruz.
Bizi Resulullah‘ın yolundan saptırma. Onun şefaatine mazhar kıl. Bizi cennette Peygamberimizin (s.a.v.) yanına komşu eyle!
(Mini Test)
İnci Karaman
1- Peygamber Efendimiz (a.s.v.)‘in kendisine vahiy gelmeden önce devamlı çıktığı dağın ve sığındığı mağaranın adı nedir?
a) Nur Dağı, Hira Mağarası
b) Uhud dağı, isimsiz bir mağara
c) Hiçbiri
2- Peygamber Efendimiz (a.s.v.)‘e Hira mağarasında iken gelen ilk vahyin şekli nasıldı?
a) Gür bir ses ile
b) Rüyayı Sadıka (Gerçek rüya şeklinde)
c) İçindeki sesi dinleyerek
3- Allah‘a inanmayanların Müslümanlara yaptıkları zulüm artınca, göç başlamıştır. Bu göçe ne ad verilir?
a) Seyahat
b) Sefer
c) Hicret
4- Peygamber Efendimiz (a.s.v.)‘in Medine‘ye gelişinin yedinci ayında Allah savaşa izin verdi. Allah Resulü‘nün düşman üzerine gönderdiği ilk İslam ordusunun ilk komutanı kimdir?
a) Hz. Ömer (r.a.)
b) Hz. Ali (r.a.)
c) Hz. Hamza (r.a.)
5- Beş vakit namaz ne zaman farz kılınd?
a) Kadir Gecesi
b) Miraç Gecesi
c) Mevlid Kandili
(Çözümü: 1a, 2b, 3c, 4c, 5a)
(Hoca nasreddin‘in biri bir gün)
Can kurtaran
Nasreddin Hoca bir bahar günü konu komşusu ile Akşehir‘in bir mesiresine eğlenmeye gitmiş.
Öğle yemeğinden sonra herkes ellerini yıkamaya başlamış. Bu arada, adamın birinin ayağı kaydığı gibi havuza düşmüş. Orada bulunanları bir telaştır almış. Havuz kenarına sıralanmışlar, yüzme bilmeyen adama eller uzatılmış, fakat adam, kimsenin elini tutmamış. İnsanlar:
"Ver elini, ver elini!" dediyse de adam çırpınmaya devam etmiş. Nihayet hoca havuz başına varıp adama doğru eğilmiş:
"Al elimi ahbap, al elimi!" diye seslenince kazaya uğrayan adam, Hoca‘nın eline yapışmış. Kaza böylelikle atlatıldıktan sonra Hoca‘nın başına üşüşenler:
"Hocam, sendeki keramet nedir? Biz o kadar, ‘Ver elini, ver elini!‘ dedik, adam hiç oralı olmadı?"
Hoca başlamış gülmeye:
"Siz o adamı tanımazsınız. Onun ne kadar cimri, sadece almaya alışmış bir adam olduğunu ben bilirim. O, vermesini bilmez. Ben de hiçbir keramet yok. Eğersizde benim gibi söyleseydiniz, elini uzatıverirdi!" demiş.
(Masal)
Üç arkadaş
İnci karaman
Sevgili çocuklar, bu gün sizlere Peygamberimizin dilinden masal aktarmaya çalışacağım.
İşte onlardan bir tanesini İbn-i Ömer‘(r.a.) bize aktarmış. Ben de sizlere nakletmeye çalışacağım:
"Üç kişi yolda giderken yağmura tutulup, dağın bir mağarasına sığındılar. Arkasından da sığındıkları mağaranın önüne dağın üzerinden bir kaya düşüverdi ve mağarayı kapattı.
Bunun üzerine biribiriyle şöyle konuştular: Allah için işlediğiniz bir iş varsa, hatırlayın ve onu vesile ederek Allah‘a dua edin, belki sizi bu belâdan kurtarır. Aralarından biri: "Ey Rabbim! Benim pek yaşlı annem-babam vardı ve bir de küçücük çocuklarım. Onlara ben bakarım. Otlaktan koyunlarımla döndüğümde, koyunları sağar ve yavrularımdan önce anne - babama süt içirir, onları beslerdim. Bir gün geç kaldım, karanlık bastıktan sonra ancak gelebildim ve anne-babamı uyumuş olarak buldum. Yine her zamanki gibi, koyunlarımı sağdım ve çocuklarım açlıktan bağrıştıkları halde, anne - babamdan önce onları beslemeyi, onlara süt içirmeyi münasip bulmadım. Anne-babamı da uyandırmaya kıyamadığım için, sabaha kadar başları ucunda, onları beslemeye hazır vaziyette ayakta bekledim. Eğer bu amelim indinde kabul olunup rızanı kazanmışsa, göğü görecek kadar olsun, önümüzü açıver, Ey Allah‘ım, dedi. Allahü Teâlâ da kayayı biraz kaldırmak suretiyle bir miktar açtı ve gökyüzünü gördüler. İkincisi:
Ey Allah‘ım! Bir amcam kızı vardı. Onu, aşırı bir sevgi ile seviyordum. Amca kızı: Ey Allah‘ın kulu Allah‘tan kork ve ancak Allah‘ın hakkı olan şer‘î nikah ile mühürü aç, dedi. Bunun üzerine derhal vazgeçtim. Eğer bunu senin rızan için yaptığımı kabul ediyorsan,kapıyı biraz daha aç, dedi. Allahü Teâlâ da kapıyı biraz daha açtı. Üçüncüsü ise şöyle dedi:
Ey Rabbim, ben bir miktar pirinç karşılığında birini ücretli olarak çalıştırıyordum, işini bitirdiğinde hakkımı ver, dedi. Verdim. Almak istemedi, gitti. Ben de o pirinci ekmeye devam ettim ve ondan elde ettiğim kazanç sonunda çobanları ile birlikte bir inek sürüsü temin edinceye kadar eke durdum. Alacaklı günün birinde geliverdi ve: "Allah‘tan kork! dedi. Ben de kendisine: "Çobanları ile birlikte duran şu ineklerin yanına git ve onları al, dedim. "Allah‘tan kork! Ve benimle alay etme! dedi. "Alay etmiyorum, onlar senin, onları al! dedim. Ve aldı. Ey Allah‘ım, eğer bunu senin rızan için yaptığımı kabul ediyorsan, kalan kısmı da aç! diye dua etti. Allahü Teâlâ da açtı. Bir rivayette: Bunun üzerine mağaradan çıktılar ve yollarına devam ettiler." (Buharı, Müslim, Neseî)
Evet çocuklar, peygamberimizin anlattığı bu masalı sizler de arkadaşlarınıza anlatın olur mu?
Sizden gelenler
Anneciğim
Karanlıkta kalmışa ışık arayım,
Herkes uyanıkken niye uykudayım,
Bilmeyenlere İslam‘ı anlatayım.
Yürüt beni anneciğim,
Büyüt beni anneciğim.
Ulubatlıyı bulayım surda,
Yardım edeyim kalmasın darda,
Bekçi olayım bu şanlı yurda.
Yürüt beni anneciğim,
Büyüt beni anneciğim.
İbrahim Altın, İstanbul
Sakal Traşı
Saçı sakalı ağarmaya başlamış olan adam berber dükkanına girdi, koltuğa oturdu. Berbere:
"Sakalımın beyaz tellerini birer birer kes ki, geriye hep siyah sakalım kalsın. Böylece genç görüneyim."
Berber kır sakalları bir iki kesti. Baktı olacak gibi değil. Kızmıştı da... adamın sakalını kökünden kesip adamın eline verdi:
"Buyurun beyefendi. Benim acil işim çıktı. Siz beyaz kılları ayıklamaya çalışın."
Yaşar Yılmaz, Avcılar/İstanbul
Kitaplarım
Sizleri okurken zaman zaman,
İçim umutlarla dolu oluyor o an.
Her şeyi öğrendim sizlerden
Benim can yoldaşım kitaplarım.
Sizlersiniz benim dostum arkadaşım,
İçinizdeki bilgilerle tarihi yaşadım
Doğruyu yanlışı sizlerle anladım
Benim can yoldaşım kitaplarım.
Mürüvvet Emsal, Trabzon
Bizden Size (15nisan)
Sevgili çocuklar;
Kutlu Doğum Haftası‘na giriyoruz. Bu hafta, Peygamberimizin çok iyi bir baba, çok iyi bir eş, çok iyi bir komutan, çok iyi bir yönetici, çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir öğretmen olduğunu göreceksiniz.
Bize de O‘nun gibi olmak için çok çaba sarf etmeliyiz. O‘nun her hareketini modelleyelim. Çünkü kurtuluş ancak Peygamberimizin sünnetinde ve sözlerindedir. Ne mutlu O‘nun gibi olup, yolunda gidenlere.
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!



