Âlim ve abid arasındaki fark Resûlullah'a iki kişi zikredildi. Birisi âlim, diğeri âbiddi. Hz. Peygamber: "Âlimin âbid üzerindeki fazileti, benim, içinizdeki en aşağı kimseden üstünlüğüm gibidir. Allah ve melekleri ve gök ehli, hatta deliğindeki karıncalar, denizdeki balıklar bile, insanlara hayır öğretene dua edip hayır dilerler" buyurdu. [Tirmizi]
Hz. Peygamber: "Âlimin âbid üzerindeki fazileti, benim mertebece en aşağınız üzerindeki faziletim gibidir" dedikten sonra "Kulları içinde ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar" [Fatır: 35 / 28] ayetini okudu.
Hz. Peygamber'den iki kişinin durumu soruldu. Bunlar İsrâiloğulları arasındaydılar. Birisi âlimdi. Farz namazı kılar, sonra oturur, halka hayrı öğretirdi. Diğeri bütün gün oruç tutar, bütün gece ibadet ederdi. Bunlardan hangisi daha üstündür?" denildi.
Hz. Peygamber: "Farzını eda ettikten sonra oturup halka hayrı öğretenin, oruç tutan, gece namazı kılan âbid üzerindeki fazileti, benim en aşağınız üzerindeki faziletim gibidir" buyurdu. [Mişkat]
Hz. Peygamber'in sanatkâra cevabı
Peygamber devrinde iki kardeş yaşıyorlardı. Birisi sanatkârdı. Diğeri de Peygamber'in huzurunda durur, ilim öğrenirdi. Sanatkâr, ilimle iştigal eden kardeşini Hz. Peygamber'e şikâyet etti. Hz. Peygamber sanatkâra hitaben: "Umulur ki, sen onun sayesinde rızıklanıyorsun" dedi. [Tirmizi]
Hz. Peygamber'in ilim öğrenmeye teşvik etmesi
Ukbe bin Amir anlatıyor:
Hz. Peygamber bir gün bir suffede oturduğumuz sırada çıkageldi ve "Hanginiz ister ki, 'Buthan' veya 'Akîk' denilen iki dereden birine gitsin, hiç bir günah işlemeden ve herhangi bir kimsenin hakkına tecavüz etmeden bedavadan büyük hörgüçlü iki deve getirsin" dedi.
"Ey Allah'ın Resûlü! Hepimiz bunu isteriz" dedik. Hz. Peygamber: "O halde, niçin mescide girmiyor, orada öğretmiyor veya Allah'ın kitabından iki ayet okumuyorsunuz? Ki bu sizin için iki deve getirmekten daha hayırlıdır. Üç okursanız, üçten, dört okursanız, dörtten daha hayırlıdır" buyurdu. [Müslim]
İlmin hakikati hakkında Hz. Peygamber'in hadisleri
Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur: "Allah'ın beni kendisiyle gönderdiği hidayet ve ilmin meselesi, toprağa çokça yağan bir yağmurun meselesine benzer. Toprağın bir kısmı iyi olur yağmuru emer ve birçok bitkiler bitirir.
Toprağın bir kısmı ise, kurak olup yağmuru emse bile, yüzünde topladığı için Allah, onunla halkı faydalandırır. İnsanlar o sudan içerler. Hayvan ve ekinlerini sularlar. Toprağın bir kısmı da düz ve kaygan olduğundan, yağan yağmuru ne yüzünde tutar ne de emip herhangi bir şey bitirir.
İşte Allah'ın dinini kavrayıp getirdiğim ilim ve hidayetten faydalanan ve bunu başkalarına bildiren kimseyle, dinlediğinde, kibrinden dolayı başını önünden kaldırmayan ve Allah'ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimse de böyledir. [Buhari, Müslim]
İlim üç şeydir!
Allah'ın Resûlü: "İlim üç şeydir: Muhkem bir ayet veya kaim olan bir sünnet veya adil olan bir halifedir. Bunlardan ötesine gelince, o fazladır" buyurdu. [Ebu Davud, İbn Mace]
Bilenler niçin öğretmiyor?
Bilmeyenler niçin öğrenmiyor?
Hz. Peygamber bir hutbelerinde Müslümanlardan bazı grupları hayırla andıktan sonra şöyle buyurdular: "İçinizden bazı kimselere ne oluyor ki komşularına İslâm'ı anlatıp onlara bildiklerini öğretmiyorlar ve niçin iyiliği emredip kötülüklerden nehyetmiyorlar?
Öte yandan bilmeyenler neden komşularından ve bilenlerden sorup öğrenmiyorlar? Allah'a yemin ederim ki ya sizden bilenler, kendi komşularına öğretip onları bilgi sahibi yaparak iyiliği emredip kötülüklerden menedecek, bilmeyenlerse komşularından sorup öğreneceklerdir ya da onları cezalandıracağım."
Hz. Peygamber bu sözlerden sonra minberden inip hücre-i saadetlerine gittiler. Bunun üzerine sahabiler kendi aralarında: "Acaba Hz. Peygamber bu sözleriyle kimi kastetti?" demeye başladılar.
İçlerinden bazıları: "Hz. Peygamber bu sözleriyle Eşaroğullarını kastetmişlerdir. Çünkü onlar dinde bilgi sahibi kimseler olup komşuları da cahil ve hiç bir şeyden haberleri olmayan göçebelerden ibarettir" dediler.
Bu sözler Eş'aroğullarının kulağına gittiğinde bunlar Hz. Peygamber'e gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü! Sen bir kavmi hayırla yâd etmiş, bizleri ise tehdit etmişsin. Suçumuzun ne olduğunu öğrenebilir miyiz?" dediler.
Hz. Peygamber de şöyle buyurdular: "Bir kavim ya dinî konularda komşularını bilgilendirecek, iyiliği emredip kötülüklerden menedecek, bilmeyenlerse komşularından sormak suretiyle öğreneceklerdir; ya da ben onları daha bu dünyada cezalandıracağım" buyurdular.
Gelenler: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz komşularımızı nasıl bilgilendireceğiz?" diye sordular. Hz. Peygamber sözlerini bir kere daha tekrar eylediler. O zaman Eş'aroğulları: "O halde bize bir sene mühlet ver!" dediler.
Hz. Peygamber de onlara istedikleri mühleti vererek "İsrâiloğullarından kâfir olanlar Dâvud ve Meryem oğlu İsa'nın dilleriyle lanetlendiler. Bu lanetlenmeleri de isyan ettiklerinden ve hadlerini aştıklarından ötürüdür. Yaptıkları fenalıktan birbirini uyarıp menetmezlerdi. Andolsun yaptıkları pek çirkin şeylerdir" [Mâide: 5/78-79] mealindeki ayet-i kerimeleri okudular. [Taberani, Ebu Nuaym]
"İlim öğrenmek, günahlara kefarettir"
Hz. Peygamber ashabıyla konuşurken, yanından iki kişi geçti. Hz. Peygamber, o iki kişiye: "Siz de dinleyin. Büyük bir kâr elde edersiniz" dedi. Hz. Peygamber konuşmasını bitirdi. Ashab dağıldıktan sonra Hz. Peygamber ayağa kalktı. O iki adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Sen bize "Dinleyin, büyük bir kâr elde edersiniz" dedin. Bu sadece bizim için midir, yoksa buna herkes dâhil midir?" dediler.
Hz. Peygamber: "İlim öğrenmek isteyen hiç bir kimse yoktur ki, onun bu isteği, geçmiş günahlarına kefaret olmasın" buyurdu. [Taberani]
"İlim talibine merhaba!"
Hz. Peygamber'in yanına geldim. Mescidde kırmızı bürdesinin üzerine yaslanmış duruyordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Ben ilim talep etmek için geldim" dedim. Resûlullah: "İlim talibine merhaba! İlim talibini melekler kanatlarıyla sararlar. Sevinçlerinden kanatlarını açıp onun etrafında dolaşırlar. Sonra göklerin birinci katına varıncaya kadar birbirlerinin sırtına çıkarlar" buyurdu.
İlim amelle birlikte öğrenilir
İbn Ömer şöyle söylemiştir: "Ben uzun bir ömür sürdüm. Bizler Kur'an'ı öğrenmeden önce iman sahibi oluyorduk. Sonra Hz. Peygamber'e bir sure iner, biz de aynen sizler gibi bunlardaki helal ve haramlarla öğrenilmesi gereken emir ve yasaklarını öğrenirdik.
Daha sonra öyle kimseler gördüm ki henüz tam olarak iman etmeden önce Kur'an-ı Kerim'i başından (Fatiha'dan) sonuna kadar okumasına rağmen ondaki emir ve nehiyleri bilmez, çürük hurmaları saçtığı gibi saçar gider." [Taberani]


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



