Kıbrıs batırılması imkânsız bir "uçak gemisi" ve tahrîbi imkânsız bir "deniz üssü"dür.
Doğu Akdeniz'e hâkim olmak üzere "gayrı-kaabil-i ferâgat" bir mevzî ve sıçrama tahtasıdır. Ayrıca çevresinde zengin petrol yatakları olması ihtimâli yüksekdir. AB "sâdece" Rum Kesimi'ni tam üyeliğe kabûl ederken bunun yepyeni bir sürtüşme konusu olacağını bilmeyecek kadar zekâ yoksunu değildi. Ama en azından Paris ve Berlin istikbâlde tek bir AB hükûmeti ve silahlı gücü teşekkül edince (EDER İSE!) Kıbrıs'ın bir üs olarak, tıpkı Malta gibi, nasıl hayâtî bir önem kazanacağını çok iyi biliyordu.
Bunun için de Türklerin dışarıda kalarak sâdece Rumların muhâtâb alınması daha "pratik" geliyordu. Üstelik Rum Kesimi ile KKTC arasındaki kavga Türkiye'nin tam üyelik müzâkerelerini baltalamak, en azından yokuşa sürmek için de iyi bir "manivela" olarak telakkıy ediliyordu bâzı Avrupa başkentlerinde. Limanlar bahânesi! Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs'ın bir "Türk/Amerikan Uçak Gemisi" olması fikrine hem Ankara'da hem Washington'da "sempati"yle bakanlar olduğu da muhakkak.
Derviş Eroğlu'nun bu hedef uğruna mücâdele edip etmeyeceği Ankara'nın karârına bağlıdır sanıyorum. Çünki Eroğlu "Ankara'ya rağmen" hiçbir adım atamaz. Peki, Ankara "uçak gemisi"ne heves etmezse ne olur? Bu durumda Eroğlu târihî bir dönüş yaparak Ada'da birliği sağlar ve ellerinden müzâkereleri dondurma bahânesini aldığı için Paris'le Berlin'in fecî şekilde keyfini kaçırabilir. "Şâhinler"in politikada "güvercinlik" etmesi nisbeten kolaydır. Çünki kimse kendilerine "hâin" damgası vuramaz.
Üçüncü ihtimâl Eroğlu'nun yorgunu yokuşa sürmesidir ki o zaman KKTC bir süre sonra "resmen" 81. vilâyet olmasıdır...
(YAĞMUR ATSIZ / STAR)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



