milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • MEDYA
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

10 ŞUB 2012 CUM
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DAVUTOĞLU: SURİYE'YE HERKES SEYİRCİ KALSA BİLE BİZ KALMAYACAĞIZ
  • ÇAY TANSİYONU DÜŞÜRÜYOR
  • TÜRKİYE GÜNEŞ ENERJİSİNDEN 96 MİLYON DOLAR TASARRUF SAĞLIYOR
  • YURTKUR'DAN SENETLERE İÇİN EK SÜRE
  • YILDIRIM: TCK DEĞİŞTİ, UYGULAMALAR ŞAŞIRTIYOR
  • OKULLARDA CEZA DEĞİL, İDARENİN HABERDAR OLMASI ENGELLİYOR

Pirus zaferi
Kıbrıs sorunu

1 12 MART 2010
CUM 10:56

[-] Normal [+]
  • Özel Dosyalar
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

AİHM'nin kararı, TMK'nın "pratik ve etkili" bir hukuk yolu olduğunu ve iyi çalıştığını teslim etmektedir. Bu olumlu bir unsurdur. Ancak, "zafer" şeklinde değerlendirilmiş olan bu karar, Kıbrıs sorununu Türkiye ile sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" arasında bir sorun olarak kabul eden; KKTC'yi yok hükmünde sayan; TMK gibi KKTC'nin kurumlarını dahi Türkiye'nin "hukuk yolu" olarak kabul eden bir zihniyetin ürünüdür.

  • Kıbrıs sorunu -

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 8 Kıbrıslı Rum'un Ada'nın kuzeyindeki taşınmaz mallarına ilişkin olarak Türkiye aleyhinde yapmış oldukları başvuru hakkında  "kabul edilmezlik" kararı vermiştir.

Çıkan haberlerde ve yapılan yorumlarda, AİHM'nin  "KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nu (TMK) 'etkin iç hukuk yolu' olarak kabul ettiği; bundan böyle Rumların TMK' dan geçmeden doğrudan AİHM'ye başvurmaları halinde iç hukuk yollarının tüketilmiş sayılmayacağı; bu sebeple de başvuruların kabul edilmeyeceği; Ankara'ya karşı açılmış 1500'ü aşkın Rum mülkiyet davasının  da 'iç hukuk yolları henüz tüketilmediği' gerekçesiyle mahkemenin gündeminden düşeceği; bu tarihî emsal kararla KKTC'de işleyen bir hukuk düzeninin mevcudiyetinin ve bunun uluslararası hukuka uygunluğunun AİHM tarafından teyit ve KKTC'deki bir otoritenin meşruluğunun kabul edilmiş olduğu; bu sebeple kararın bir zafer teşkil ettiği" gibi, okununca veya dinlenince bizi Kıbrıs "millî davamız" bakımından sevindiren hususlar yer almıştır.

TV'de, bazı düşünürler, Kararın "KKTC'nin dolaylı olarak tanınması anlamına geleceğine" ve "bu karar sayesinde Kıbrıs sorununun mülkiyet gibi çok karmaşık ve zor konusunun rahatlıkla çözülebileceğine" dair görüşler dile getirmişlerdir.

Haberlerde, ayrıca,  KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talât'ın "bu tarihî ve çok önemli karar yürüttüğümüz doğru politikanın zaferidir" şeklindeki sözleri öne çıkarılmıştır.

Dışişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Davutoğlu'nun kararı "1974'den bu yana kazandığımız en büyük diplomatik zaferlerden birisi" olarak nitelediği ve "KKTC'nin hukuki egemenliğini ve yetkinliğini teyit eden bir karardır" dediği bildirilmiştir.

Dışişleri Bakanlığınca yapılan açıklamada da, diğer hususlar meyanında kararın "KKTC makamlarının tasarruflarının uluslararası hukukta tanınması ve Avrupa standartlarına uygunluğu anlamına da geldiği" vurgulanmıştır.

AİHM'nin başvuruyu "iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu" gerekçesiyle reddetmiş olması görünüş itibariyle Türkiye ve KKTC için olumlu bir gelişmedir. Karar emsal nitelikte olduğu için, KKTC'deki TMK'ya başvurulmadan AİHM'ye yapılmış olan bütün müracaatlar da düşecektir.

Karar, TMK' nın "pratik ve etkili" bir hukuk yolu olduğunu ve iyi çalıştığını teslim etmektedir. Bu olumlu bir unsurdur. Ancak, karar, aşağıda da anlatacağımız üzere, TMK'ya "davalı Devlet'in" (Türkiye) kurumu olarak görmektedir.

Mahkeme, davacıları öncelikle TMK'ya yönlendiren bu emsal kararı alırken, kuşkusuz kendi dava yükünü hafifletme amacını da gütmüş bulunmaktadır.

AİHM'nin kararı hakkında kamuoyumuza yansıtılanlar bir buzdağının su üstünde kalan bölümüdür. Karar hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için buzdağının suyun içinde kalan büyük kütlesini de dikkatli biçimde gözden geçirmek gerekir. Biz buz dağının bu büyük kütlesi hakkındaki gözlemlerimizi imkânlar ölçüsünde okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz.

Kararın uzun İngilizce metnini incelediğimiz zaman, daha başlangıç paragraflarında, dava ile ilgili olguların, Mahkemenin daha önce Loizidou'nun başvurusu hakkında 18 Aralık 1996'da aldığı karara da atıfla, o karara esas teşkil eden ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs konusundaki görüşlerine ve iddialarına arka çıkan siyasî nitelikteki unsurlardan oluşturulduğunu görüyoruz.

Bu unsurları, "Kıbrıs'ın kuzeyinin Türk Silâhlı Kuvvetlerinin işgali altında olduğu; Güvenlik Konseyi'nin 541 sayılı kararıyla KKTC'nin ilânını hukuken geçersiz saydığı; uluslararası topluma KKTC'nin tanınmaması çağrısında bulunduğu; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin de 1983 Kasım ayında 'Kıbrıs Cumhuriyet' ni Kıbrıs'ın tek yasal hükûmeti olarak tanımayı sürdürdüğünü belirten bir karar kabul ettiği; bu kararda, ayrıca, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' nin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı gösterilmesi çağrısının yer aldığı" şeklinde sıralamak mümkündür.

Aİhm sorunu; Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında görüyor

Gerçek odur ki, Türkiye'de ve KKTC'de  "zafer" şeklinde dahi değerlendirilmiş olan karar, Türkiye'yi Kıbrıs'ta işgalci gören; bu sebeple Kıbrıs sorununu Türkiye ile sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" arasında bir sorun olarak kabul eden; KKTC'yi yok hükmünde sayan; TMK gibi KKTC'nin kurumlarını dahi Türkiye'nin "hukuk yolu" olarak kabul eden bir zihniyetin ürünüdür.

Kararda ifadesini bulan anlayışlar, Kıbrıs sorununun her veçhesinde Türkiye'yi sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" ne muhatap kılma emeli besleyenlerin amaçlarına hizmet edecek mahiyettedir. Bunun sakıncalarını ve tehlikelerini izah etmeye lüzum var mıdır?

Kıbrıs Rum siyasetçilerini karara tepki göstermesini "Türk tarafının ak dediğine, kendilerinin kara" deme reflekslerinin yeni bir tezahürü olarak görmek doğru olur. Rumlar aslında kendi temel çizgilerine ve tezlerine uygun düşen ANNAN Plânı'nı da bu zihniyetle reddetmemişler miydi? Onlar bu defa da AİHM'nin kararına tepki göstermek suretiyle yakında uluslararası toplumdan yeni tavizler elde etme peşindedirler.

KKTC ve GKRY Cumhurbaşkanları birbirleriyle "toplum liderleri"  olarak görüştükleri için nasıl ki karşılıklı tanıma sözkonusu olmuyorsa, AİHM'nin "Türkiye'nin bir hukuk yolu" olarak nitelediği TMK'ya Rumların başvurmasının da KKTC'yi tanıma anlamına gelmeyeceğini söylemeye lüzum yoktur. Rumların niyeti "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek" olduğu için şimdi AİHM'nin kararına hoşnutsuzluk göstermektedirler.

Türkiye'nin Loizidou'nun açmış olduğu dava hakkında AİHM'nin hükmettiği tazminatı davacıya ödemesinin, millî Kıbrıs Davamıza ilişkin politikamızın temel taşlarının yerinden oynamasına sebep olduğu görüşümüzü muhafaza etmekteyiz. Kıbrıs Barış Harekâtımızla ilgili temel olgu, Garantör Devlet olarak Türkiye'nin uluslararası Andlaşmalardan doğan bir hakkını uluslararası hukuka uygun olarak kullanmış olmasıdır. Türkiye bu pozisyonunu, Avrupa Konseyi'nin organları ve AİHM dâhil, bütün forumlarda uzun yıllar muhafaza etmiştir.

Türkiye, maksatlı iddialara zemin kazandırdı

Avrupa Konseyi Parlâmenterler Meclisi de 29 Temmuz 1974 tarihinde kabul ettiği 573 sayılı kararında "Yunan askerleri tarafından Kıbrıs'ta gerçekleştirilen askerî darbeyi kınamış" ve "Türkiye'nin müdahalesini 1960 Garanti Andlaşması'nın 4. paragrafından kaynaklanan bir hakkın kullanılması" olarak nitelemiştir.

Türkiye'nin Rum başvurularına muhatap olmayı kabul etmesi, Kıbrıs sorununun aslında Türkiye ile "Kıbrıs Cumhuriyeti" arasında bir sorun olduğu yolundaki maksatlı iddialara da zemin kazandırmıştır.

Türkiye'nin AİHM nezdindeki ajanı olarak görev yaptığımız dönemde, Türkiye'nin hangi formül tahtında olursa olsun Loizidou'ya tazminat ödemesinin sakıncalı olduğunu düşündüğümüzü açıklamış bulunuyoruz.

O dönemde, Türkiye'nin belirli bir formül tahtında tazminat ödemesi gerektiğini savunanlar, hatırımızda kaldığı ölçüde, mealen başlıca şu görüşleri ileri sürüyorlardı: "Avrupa Konseyi'nin (AK) kararlarının tenfizine önem vermektedir. Türkiye AİHM'nin Loizidu'ya tazminat ödenmesini amir hükmünü tenfizden kaçınması halinde Türkiye diğer üyelere, özellikle Rusya gibi yeni üyelere, kötü emsal olur. AK, Türkiye'yi üyelikten ihraç sürecini başlatabilir. Bu da Türkiye'nin AB üyelik sürecine zarar verir. Türkiye'nin "sui generis" bir formül üzerinde Sekretarya ile mutabakata varması Loizidou kararı konusunu Delegeler Komitesi'nin gündeminden düşürür. Formül üzerinde mutabakat AİHM'nin Rumların 4. Devlet başvuruları hakkındaki kararını olumlu biçimde etkileyebilir. Rum-Yunan ortaklığının elinden önemli bir propaganda kozu alınmış olur."

AİHM'nin kararını alkışlayanlar, içindeki sakat unsurları da kabul etmiş oluyor

Kıbrıs siyasî bir konudur. Uluslararası bir siyasî kuruluş olan BM'nin (önce 1954'de BM Genel Kurulu'nun, daha sonra da 26 Aralık 1963'de BM Güvenlik Konseyi'nin) gündemine bu niteliğiyle girmiş ve siyasî bir sorun olarak muamele görmüştür.  BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs sorununun, BM Yasası'nın siyasî sorunların çözümü hakkında belirlediği yöntemlerle (bölüm VI, madde 33) çözülmesini öngörmüştür. Kıbrıs sorununa çözüm arama gayretlerinde uluslararası hukuk organlarının kararlarına yer yoktur. ORAMS konusunda alınan mahkeme kararlarına karşı çıkılıp bu kararlar "müzakere sürecine darbe oluşturmuştur" denilirken, AİHM'nin son kararını alkışlamak ve "zafer" olarak nitelemek tutarsızlık teşkil eder. Kaldı ki, AİHM'nin kararı KKTC ve Türkiye tarafından kabul edilmeleri tasavvur dahi edilemeyecek olgular üzerine bina edilmiş ve Türk tarafı için çok sakat olan anlayışların ürünü olmuştur.

AİHM'nin kararı bir bütündür. Bu Kararı "zafer" olarak niteleyip alkışlayanlar, içindeki sakat unsurları da kabul etmiş olurlar.

AİHM'nin son kararını ille de "zafer" kelimesini kullanarak değerlendirmek gerekiyorsa, yukarıda aktardığımız karardan alıntıların ışığında, "pirus zaferi" olarak nitelenmesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz.

Cevaplanması gereken sorular...

Kararın Kıbrıslı Rumları adanın kuzeyindeki mülkleriyle ilgili olarak AİHM'de açacakları davalarda öncelikle KKTC'deki TMK'ya başvurmaya yönlendirdiği doğrudur. Bununla beraber, kararın mahiyetinin kamuoyumuzca daha iyi anlaşılmasına yardımcı olma arzusu ile karardan bazı alıntılara aşağıda yer vermekte ve bunlara ilişkin sorularımızı kaydetmekte yarar görüyoruz:

*   "Mahkeme.....Sözleşme'den kaynaklanan haklara vaki ihlâllerin düzeltilmesi için davalı Hükûmet'in attığı adımları memnunlukla karşılamaktadır."

*   "Mahkemenin gözlemine göre, bütün tarafların savları Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye arasında Kıbrıs adasının geleceğine ve mülkiyet sorununun halledilmesine ilişkin uzun ve yoğun siyasî bir ihtilâfın mevcudiyetini yansıtmaktadır."

Türkiye ve KKTC, Kıbrıs sorununun Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında bir sorun olduğunu kabul etmekte midir?

*   "Türkiye pek çok davada 'KKTC' (tırnak içinde yazılıyor) varlığındaki (entity) makamların işlemlerinden ve ihmallerinden sorumlu tutulagelmiştir. Aksi takdirde mahkeme davacıların davalı devlet hakkında Kuzey Kıbrıs ile ilgili olarak yaptıkları şikâyetleri inceleme yetkisine sahip olamazdı. 'KKTC' makamlarının veya kurumlarının işlemleri sonucunda ortaya çıkan iç hukuk yolu 35. maddenin 1. fıkrasının amaçları bakımından Türkiye'nin iç veya millî hukuk yolu kabul edilmelidir. 67/2005 sayılı kanunun ve TMK' nın, Xenides-Arestis kararı uyarınca Türkiye'den etkili koruma sağlayacak olan bir hukuk yolu ihdas edilmesinin istenmesi üzerine ortaya çıktıkları da hatırlanmalıdır. Hukuk yolunun işlevsel mevcudiyeti Türkiye'nin kuzey Kıbrıs'ta uluslararası plânda tanınmış bir egemenlik kullandığı anlamına gelmez."

Türkiye, Kıbrıs politikasının temel esasları dikkate alındığında, sanki bir işgal gücüymüş gibi, KKTC'nin işlemlerinden ve ihmallerinden sorumlu tutulmayı kabul edebilir mi?

*   "Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs toprağının tamamını kontrolü atında tutması 'KKTC' nin politikalarından ve işlemlerinden sorumlu olmasını gerektirir ve bu politikalardan ve işlemlerden etkilenenler, Sözleşme'nin 1. maddesinin maksatları bakımından Türkiye'nin yargı yetkisinin (jurisdiction) altına girerler. Bunun sonucunda da o toprakta (KKTC toprağı) Sözleşme'den kaynaklanan hakların ihlâlleri bakımından Türkiye sorumluk taşır ve bu hakların korunmasını sağlamak için müspet adımlar atmak mecburiyetinde olur."

Türkiye'nin AİHM'nin benimsediği bu görüşleri ve tutumu kabul etmesi mümkün müdür?

*   "Vardığımız bu sonuç hiçbir surette 'KKTC'nin kuruluşu hakkında uluslararası toplumun benimsemiş bulunduğu pozisyonu veya Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükûmetinin Kıbrıs'ın tek yasal hükûmeti olduğu olgusunu tartışmalı hale getirmez."

KKTC'yi tanımış ve O'nunla diplomatik ilişki kurmuş olan Türkiye'nin ve ayrıca KKTC'nin AİHM'nin bu anlayışını kabul etmesi mümkün müdür? Bu sakat anlayış, Türkiye'nin Sayın Cumhurbaşkanımız ve MGK tarafından da çeşitli vesilelerle açıklanmış olan "adada iki ayrı halk, iki ayrı devlet ve iki ayrı demokrasi bulunduğuna ve bu olguların adadaki gerçekleri oluşturduğuna" dair görüşüyle bağdaşabilir mi?

*  "Mahkeme, davalı devletin kendisine isnat edilen kusurları düzeltmesine imkân verilmesinin, devletler hukukuna göre yasadışı olan bir rejimin dolaylı yoldan yasallaştırılması sonucunu doğurmayacağı yolundaki görüşünü muhafaza etmektedir."

*   "Bir işgal gücü tarafından kuvvet yoluyla zorla ortaya çıkarılan kurumlar ve yöntemler devlet'in yasal hükûmeti tarafından ihdas edilmişler gibi muamele göremez. Bununla beraber,  'KKTC' nin uluslararası plânda tanınması ve Kuzey Kıbrıs'ta egemen olduğu iddiasında bulunması konusu ile Sözleşme'nin 35. Maddesinin 1. fıkrasının uygulanması arasında doğrudan ve otomatik bir karşılıklı ilişki yoktur."

Hangi kontekst içinde olursa olsun Türkiye'nin davalı olduğu bir davaya ilişkin hükümde  "işgal veya işgal gücü" gibi kavramların yer almasına göz yumulabilir mi?

*   "Sözleşme'nin 35. Maddesinin 1. fıkrasının amaçları bakımından 'KKTC'de bulunan hukuk yolları, özellikle de TMK yöntemi, davalı devletin 'iç hukuk yolu' kabul edilebilir."

Türkiye'nin ve KKTC'nin anlayışı da bu yolda mıdır? Bu anlayış egemen ve bağımsız KKTC olgusu karşısında geçerli olabilir mi? Bizim anlayışımız TMK' nın KKTC'nin yasal bir kurumu olduğu yolundadır.

*   "Mahkeme, Loizidou davasında uluslararası toplumun 'KKTC'yi devletler hukuku çerçevesinde bir devlet olarak görmediğini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Kıbrıs'ın tek yasal Hükûmeti olarak  kabul ettiğini not ederek, Kıbrıslı Rumları mülklerine sahip olmaktan mahrum etmeyi amaçlayan (KKTC Anayasası'nın) 159. Madde'nin hükümlerine Sözleşme'nin amaçları bakımından hukukî değer atfedemediği görüşünü benimsemiş olduğunu hatırlamaktadır."

KKTC ve Türkiye bu görüşü kabul etmesi tasavvur edilebilir mi?

*  "Mahkeme Türk Hükûmeti'nin sözleşme çerçevesinde 'KKTC'nin kontrolü altında bulunan alanlarda kendisinin sorumlu olduğu hususuna artık itiraz etmediğini ( no longer contested ) ve esas itibariyle Kıbrıslı Rum mülk sahiplerinin haklarının ihlâl edilmesi durumunda  1 Numaralı Protokol'ün 1. Maddesi tahtında haklarının iade edilmesini talep etme haklarının bulunduğunu kabul ettiğini not eder."

Mahkemenin bu iddiası doğru mudur? Türkiye'nin KKTC'nin egemenliği altında bulunan topraklarda kendisinin sorumlu olduğunu kabul etmesi düşünülebilir mi?

Pirus zaferi yazı dizisinin bölümleri

  • 1. bölüm : Kıbrıs sorunu12-03-2010
Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Özel Dosyalar bölümü’nde 12.03.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: Tugay Uluçelik Emekli Büyükelçi, Türkiye'nin AİHM nezdindeki eski Hükûmet Ajanı / Türkiye
  • tags Etiketler: kktc, kıbrıs, talat, hristofyas, lefkoşa, bm, denktaş, erdoğan, eroğlu, ankara, özgürgün, davutoğlu, ap, avrupa parlamentosu,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Özel Dosyalar

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. AVM'ler Mescitsiz toplum projesi mi?
    2. Bodrumlara sürgün edilen mescitler
    3. Panorama 2011
    4. Panorama 2011
    5. Panorama 2011
    6. Panorama 2011
    7. Panorama 2011
    8. Umut olmak güzel bir duygu
    9. İşte Libya gerçeği!
    10. Nijer günleri
    1. Irak ve Libya'daki hatalar Suriye'de yapılmasın
    2. AVM'ler Mescitsiz toplum projesi mi?
    3. Umut olmak güzel bir duygu
    4. Panorama 2011
    5. Bodrumlara sürgün edilen mescitler
    6. Arap Baharı günlerinde Beyrut (2)
    7. Arap baharı günlerinde Beyrut (1)
    8. İşte Libya gerçeği!
    9. Nijer günleri
    10. Panorama 2011
    1. Arap baharı günlerinde Beyrut (1)
    2. Arap Baharı günlerinde Beyrut (2)
    3. Irak ve Libya'daki hatalar Suriye'de yapılmasın
    4. Nijer günleri
    5. İşte Libya gerçeği!
    6. Umut olmak güzel bir duygu
    7. Panorama 2011
    8. Panorama 2011
    9. Panorama 2011
    10. Panorama 2011
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Yazı dizileri

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    2. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    3. Nijer'de hayat yine de güzel
    4. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    5. Para içinde yüzen bir adam
    6. Kültür başkenti Kuveyt
    7. Kongrede gözyaşlarımıza hakim olamadık
    8. Kuveyt Kalkınma Sandığı bölgenin can simidi
    9. Petrolle ilgili politikalar devletlerin siyasetleridir
    10. Erbakan'ın vefatı İslâm dünyası için büyük kayıp
    1. Para içinde yüzen bir adam
    2. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    3. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    4. Nijer'de hayat yine de güzel
    5. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    1. Para içinde yüzen bir adam
    2. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    3. Nijer'de hayat yine de güzel
    4. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    5. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Röportajlar

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Erbakan’ın yerli oto çabasını unutmayız
    2. Müslümanlar dünyada söz sahibi olacak
    3. Kıbrıslı Türkler'in sabrı taşıyor
    4. Görsel Yönetmenimiz Bilal Ay ile Milli Gazete'nin yeni yüzüne dair
    5. Ölülerimiz bile mağdur oldu
    6. Çözüm konfederasyondur
    7. 1.5 milyarlık dev uyanmalı
    8. Avrupa'nın krizi, hak edilmeyen refahın faturası
    9. Noel’e değil Fethe koşuyoruz
    10. Müslümanlar uyanıyor
    1. Ölülerimiz bile mağdur oldu
    2. Büyükelçiliğe müdahale Türkiye'ye meydan okumaydı
    3. Dünya müslümanları birleşirse Keşmir kurtulur
    4. Batı'da ahlak Doğu'da terör sorunu var
    5. PKK profesyonel yardım alıyor
    6. Avrupa batışın eşiğinde
    7. Korsanların o kadar gücü yok
    8. 1.5 milyarlık dev uyanmalı
    9. Müslümanlar dünyada söz sahibi olacak
    10. İmece sistemiyle tüm krizleri yenebiliriz
    1. Korsanların o kadar gücü yok
    2. Kapitalizm, kendi krallığını yok ediyor
    3. Batı'da ahlak Doğu'da terör sorunu var
    4. PKK profesyonel yardım alıyor
    5. Dünya müslümanları birleşirse Keşmir kurtulur
    6. Sultanların sohbete katıldığı dergah
    7. "Yine Yeniden Milli Görüş"
    8. İmece sistemiyle tüm krizleri yenebiliriz
    9. 'Sultan baba' rahmetle anılıyor
    10. Avrupa batışın eşiğinde
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Haberler | Bisiklet Mağazası | Bebek Mağazası | ticaretmerkezi.com.tr | Kombi | Bebek Ürünleri

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek