MİT‘in teşvikleri, desteğiyle, amatörce örgütlenen Türkmen Kurtuluş Ordusu Teşkilatı‘nın mensubu sekiz genç 7 Temmuz 1980 tarihinde Saddam‘ın acımasız hâkimlerinden Muslim El Ciburi, gençlerin yüzüne karşı önceden peşinen hazırlanan idam kararlarını okurken birden havada ayakkabılar uçuşmaya başladı.

Bir ay önce Irak Ticaret Bakanı Sinan Çelebi‘nin Erbil‘de tantana ve debdebeyle karşıladığı Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bakanlar ve 80 Türk iş adamı Kuzey Irak Barzani yönetimiyle yatırım programları ve iş anlaşmaları yaptılar. Kürdistan şairi, arkadaşımız Burhan Berzenci;

- Türkiye Cumhuriyeti Erbil ziyaretiyle Kürdistan‘ı tanıyor. Türkiye‘nin Başbakan‘ı, Cumhurbaşkanı ve Genel Kurmay Başkanı‘nın ifade ettikleri "Irakın toprak bütünlüğü" gibi kırmızı çizgileri artık yok. Siz Türkmenler niçin hâlâ Kürdistan‘ı tanımıyorsunuz?

- Gönüllü olarak tanıyın Kürdistan‘ı ve itaat edin ki Kerkük ihya olsun. İmar olsun ve yatırıma doysun. Gönüllü bağlanmazsanız iç savaş çıkar, Türkiye size yardım etmez-edemez. Çünkü Amerika buna engel olur. Bakın Türkiye bile Kerkük‘e değil Kürdistan‘ın başkenti Erbil‘e geliyor ve buraya yatırım yapıyor.

Bir üniversiteyi Fethullah Hoca‘ya yine Erbil‘de kurduruyor. Bir diğerini de İhsan Doğramacı‘ya.

Bakanlarımız Türkiye‘den ya temel atmaya, ya da açılışa geliyorlar.

-Yani ne demek istiyorsun? Kürdistan‘ın kuruluşuna Türkiye mi hizmet ediyor?

-Efendim, Türkiye ev ödevi yapıyor. Hiç umutlanmayın Kerkük ve çevresinin ne Kıbrıs kadar şansı, ne de Liva İskenderun gibi bir ümidimiz yok. Siz ABD için Batı Trakya‘sınız, Batum‘sunuz, Rodos‘sunuz. Kaldı ki stratejik müttefikiniz Amerika, sizi Lozan‘da aşağılayarak, zilletle kabul ettiğiniz sınırları dahi tanımıyor.

Cihan Savaşı‘ndan sonra Haçlıların belirledikleri ve mayın döşedikleri Ortadoğu devlet sınırlarını J. Bush ile yeniden bölme girişimleri başladı. Irak toprak bütünlüğü korunacaksa Şii, Sünni, ve Kürdistan ile üçlü Federatif bir devlet olacak. Fiilen oldu bile. Eskiden Türkiye de zaten Irak‘ın toprak bütünlüğünü istiyordu.

Kerkük Mavi Asuman

Yetim Dernekleri Başkanı olan Haşim Bey, Ebu Gureyb‘e gönderildiğinde abisi idam edilmişti. MİT‘in teşvikleri desteğiyle, amatörce örgütlenen TKO (Türkmen Kurtuluş Ordusu) teşkilatının mensubu sekiz genç 7 Temmuz 1980 tarihinde Saddam‘ın acımasız hâkimlerinden Muslim El Ciburi, gençlerin yüzüne karşı önceden peşinen hazırlanan idam kararlarını okurken birden havada ayakkabılar uçuşmaya başladı. Hâkim El Ciburi ansızın suratına gelen darbelerle şaşırdı ve canı yandı. Hemen elleri bağlanarak sehpaya doğru götürülürken topluca Kelime-i Şahadet getirdiler ve yine birlikte Kerkük özgürlük marşını söylemeye başladılar.

"Andolsun mavi asumanım sana,

Andolsun şanlı bayrağım sana,

Vatanımsın çalışırım. Yan ölürüm, yan kalırım,

Hizmet etmek için sana!"

Hâkim Muslim El Ciburi‘nin kararıyla o günden itibaren mahkumlar duruşmalara ayakkabısız alındılar. Yani Bağdat‘ta ABD Başkanı‘na, J. Bush‘un kafasına, ayakkabısını fırlatarak bütün mazlumların sevgisini ve takdirini kazanan gazeteci Zeydi‘nin örnek aldığı şehitler Kerküklüydü.

Dün Kerkük şehir Meclisi üyesi Cevdet Zülal beylerle futur-rayyuk-sebbehluk etmiştik ve gün ortası yemeğinde buluşmuştuk. Gecenin ilerleyen saatlerinde Türkmeneli Televizyonunda Cansuyu Derneği‘nin dünyada, Türkiye‘de ve Irak‘ta yaptığı hizmetleri gündeme taşıyan programımıza ilgi büyüktü.

Güneş Kerkük Kalesi üzerinde yükselirken dört kişilik Cansuyu ekibimiz taxi-Kürdistan ile önce kuzeye doğru yola çıkıyoruz. Altınköprü‘ye kadar yol çift şeritli. İlk kontrol noktasından bir selamla süzülüp geçiyoruz. İki yanımız KDP‘nin zoraki göçmenlere yaptırdığı villalarla uzayıp gidiyor.

Aylar önce canlı bombayla onlarca insanın hayatını kaybettiği yol kenarındaki Abdullah restoranla Muhsin Lokantası‘nın önünden geçiyoruz. Seyyar benzin bidonları, mazot tankları yine yol boyunca göçmen Kürtlere KDP‘nin geçtiği kıyak. Arabadan inmeden pasaportumuzu uzatıyoruz, şöyle bir görüyor, o kadar.

Erbil plakalı taxi-Kürdistan ile yolculuk yapmanın avantajlarını görüyoruz. Erbil girişinde rahat oluyoruz. Diğer Kerkük plakalı arabalar yol kenarında boş bir alana çekiliyor. Yolcuların şehre giriş için izin kartları verilmesinde sıraya diziliyorlar. Son kontrol noktasıyla Erbil‘e giriyoruz. Diğer araçlardan kontrol amacıyla her yaşta kadın-erkek, hatta hastalar dahi yere indiriliyor. Valizlerden başka kimlik-pasaport kontrollerinden geçiyorlar.

Erbil‘de bir minare

Geniş caddelerle yeşillikler arasından şehre giriyoruz. Yollar dört şeritli. Trafik lambaları yanıp sönüyor. Polis merkezinin önünden geçiyoruz. Bir bayrak dalgalanıyor ama ortasında -tekbir-Allahuekber olan Irak bayrağı değil. Üç renkli bayrağın ortasında sarı güneş. Renkler; kırmızı, beyaz ve yeşil. Bu da bugün özerk, yarın bağımsız Kürdistan bayrağıdır.

Sağımda Selahaddin Üniversitesi rektörlüğü, solda stadyum. Köşede Celil Hayyad Camii. Anayol üzerinde bizim Konyalıların battı-çıktı dedikleri kısa bir yer altı geçidi. Çok güzel Kürtçe konuşan Seyfeddin Kuzeci acıkmış. Hemen New Citi Hipermarketi‘ne giriyoruz. Vakit var, sokakları dolaşıyoruz. Yani Erbil modern bir batı kenti havası içinde gelişiyor. Avrupa Birliği Erbil‘de uygulanan her projeye kolayca kredi veriyor. Kapitalist sömürünün dişleri olan bankalar kurulmuş. Irak, İran, Türkiye ve Arabistan‘ın ortasında yeni bir devlet. Biz yürekten Kürdistan‘ımız ümmete hayırlı olsun diyoruz. Umudumuz ve duamız böyle.

Bölge için başka markalar da konuşuluyor: Kürdistan, Ortadoğu‘nun İsviçre‘si! Avrupa Birliği‘nin ileri karakolu! Uluslararası Siyonizm‘in Türkiye‘den sonra kurduğu üçüncü rezerv Yahudi Devleti! Ancak Kürdistan‘ın Türkiye‘nin desteği olmadan yaşaması hatta ayakta durması mümkün değil!

Erbil Kalesi‘nin etrafı Osmanlı eseri Kapalı Çarşı (Kayseri Pazarı) ile güzelleşmiş. Eski ahşap evler, eski dükkanlar, eski mescitler yan yana uzayıp gidiyor. Kayseri Pazarı‘nda Şivan Perver‘den çok İbrahim Tatlıses, Küçük Ceylan, Zara ve Mahsun Kırmızıgül‘ün CD‘leri dinleniyor ve satılıyor.

Ankara‘da Hacı Bayram Camii‘nin etrafında nasıl eski kitapçı dükkânları varsa, hacılar için, ikram, takke-tespih satılıyorsa Erbil Kalesi‘nin etrafı da aynı iş yerleriyle kuşatılmış. Bayram tatiline rağmen çarşılar cıvıl cıvıl, sokaklar kalabalık.

Profesör İhsan Doğramacı, bu kaledeki baba evinde doğmuş. On iki yaşına kadar Erbil‘de kalmış. Sonra Beyrut‘a götürülmüş. Babası bir Osmanlı olan Ali Paşa‘dır. Beyrut bir misyoner merkezidir. Gençlik yıllarında İhsan bey, yıllarca Beyrut‘ta eğitim görmüş. Şimdi Türkiye‘de, halk arasında kart bir farmason olduğu konuşuluyor. Enternasyoneldir ve Siyonizm‘in hizmetindedir. AB ve İsrail bu kadar büyük krediyi ancak kendi adamına verir. Emperyalistler Doğramacıyı yerli halklarla aralarında bir adaptör olarak kullanıyorlar.

Peki Türkiye‘de hayatı boyunca gezici vaiz olarak Din-i İslam‘a hizmet eden maaşından başka bir kuruş fazla parası olmayan dört televizyon kanalı ve en yüksek tirajlı gazeteye sahip Fethullah Hocaefendiyi de aynı kategori içinde bir adaptör olarak düşünebilir miyiz? Haşa min huzur. Açtığı okullarda çocuklarımızı parasız okutuyor, Kur‘an dersleri bile veriyor. Amerika‘nın zor girebileceği Türki cumhuriyetlere kolayca giriyor ve gençleri eğitiyor. Daha ne yapsın?

Hatta Allah korusun hatta eğer Türkiye bir gün bölünürse Kürdistan, Lazistan, Çerkezistan diye ve Müslümanlara da Konya merkezli bir İslam devleti kurma imkanı verilirse; sağ olsun Amerika bize on yıldan beri koruma altına aldığı Fathullah Hocaefendi‘yi Halife-i Müslimin olarak atayabilir! Amerika‘ya takıl, hayatını yaşa!

Kürdistan portresi

Hizmetleri karşılığı, Mesut Barzani Erbil Başkentli Kürdistan devlet başkanlığına ve Amerika işgalinden sonra (2003) Talabani Irak Cumhurbaşkanlığı‘na atandı. İki kabile reisine iki devlet başkanlığı Amerikaya hizmetleri karşılığı verilmiş.

Irak hükumetine çerez gibi iki de muavin atanıyor. Şiileri memnun etmek için Adil Abdülmehdi, Sünni‘lerin de ağzına bir parmak bal çalmak için Tarık Haşimi Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanıyor.

Mesut Barzani‘nin babası Rusya‘da eğitiliyor. Ona dağ başında general rütbesini takan İsrail İstihbaratı (MOSSAD) olmuştur. Molla Mustafa Barzani ABD‘nin Chicago efangeliş hastanesinde vefatından önce ABD Dışişleri Bakanı Yahudi Henry Kissenger: "Gözlerin açık gitmesin. Kesin kararlıyız. Hem ABD hem de İsrail‘in menfaatleri için Kuzey Irak‘ta mutlaka bir Kürdistan devleti kuracağız" diyerek müjde veriyor. Yani, rahat ölebilirsin diye gönlünü alıyor. Molla Mustafa Barzani‘nin babası hatıra geliyor. Şeceresinde haham bulunan Abdusselam Barzani, Osmanlı‘ya karşı İngilizlerle işbirliği yaptığı için yargılanıyor. İdam kararı Diyarbakırlı Musul Valisi Süleyman Nazif tarafından onaylanıyor. Ölmeden önce; "Evlatlarım, ben hıyanet ettim. Osmanlıyı İngilizlere değiştim. Bin pişmanım ve bedelini ödüyorum. Sizler sakın aynı hatayı yapmayın!"

Erbil‘de görüştüğümüz şair dostumuz bize Kürdistan‘da bugün siyasi istikrar ve huzur olmadığnı anlatıyor. Hizbu-t- Tağyir yani Değişim Partisi lideri Navşirvan Mustafa, KDP ve KYB‘ye karşı mecliste sert muhalefet yapıyor. Oysa daha önce Talabani‘nin yardımcılarındandı. Talabani‘nin bir numaralı adamıydı. Şimdi hem Barzani, hem de Talabani‘nin ciddi rakibi.

Navşirvan Musatafa, Erbil Meclisine 25 milletvekiliyle damgasını vurmuş. Yüzüne karşı ABD ve İsrail insiyatifindeki Barzani‘yi eleştiriyor. Barzani, koalisyona katılması için Navşirvan‘a rica ediyor, yalvarıyor ama her zaman red cevabı alıyor.

Mesut Barzani devlet başkanı fakat Behram Salih Kürdistan Başbakanı‘dır. Bugün, Behram Salih, Talabani yanlısıdır üstelik. Kürdistan‘ın yeni hükümeti iki ay önce kuruldu (Ekim 2009).

Sinan Çelebi, Irak Türkmen Cephesi‘nin (ITC) ikinci başkanı idi. Programlanmış olan T.C Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nu ziyaretinden önce ani bir değişiklik yapıldı. İhsan Doğramacı‘nın referansıyla Sinan Çelebi, Kürdistan‘ın Ticaret ve Sanayi Bakanı oldu. Seksen Türk iş adamıyla birlikte Kürdistan‘a çıkarma yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve beş bakan, çiçeği burnunda Kürdistan bakanı olan Sinan Çelebi tarafından Türkçe konuşarak karşılanıyor. Sinan Çelebi, Çalıştayda yaptığı bir saatlik Türkçe konuşmasıyla heyetimize brifing veriyor.

Türk heyetinin Kerkük‘e gelmek veya Kerkük hakkında Kürdistan‘ı uyarmak aklına bile gelmiyor. Çünkü direksiyon Amerika‘nın elinde.

Kerküklülerin ağır sitemi var. Hatta bedduası...

-Türkiye‘yi yönetenler özü özlerini siyasat ettiler!

-Siyasat olasan Hariciye!

Muzafferuddin Gökbörü ziyareti

Vakti değerlendiriyoruz. Yeniden tuttuğumuz taxi-Kürdistan ile Erbil Kalesi‘nin önünde iniyoruz. Erbil bilge Selçuklu Atabeki Muzafferuddin Gökbörü Kudüs fatihi Sultan Selahaddin Yusuf‘un eniştesi. Muzafferuddin, Selahaddin‘in ablası Rabia ile evli. Hıttin Savaşı‘na Mardin Artukoğullarından sonra en çok asker veren Atabek. İslam dünyasında ilk mevlid geleneği Muzafferuddin Gökbörü ile Erbil‘de başlıyor. Türbesi eski Erbil çarşısının içinde, bir köşede. Az ilerde cami yıkılmış, secdegah yeşil alan olmuş ve eğri minaresiyle bir parkın ortasında kalmış. Bakımsızlıktan mavi turkuaz çinileri dökülmüş.

Doğunun hemen her şehrinde Osmanlı eserleri sıralı. Erbil Kalesi‘ne çıkıp şehri seyrediyoruz. Erbil kapalı çarşısı Osmanlı hatırası. Bir-iki hediyelik eşya alıyoruz.

Erbil Parlamento binası, fuar alanı ve eski Erbil sokaklarından geçiyoruz. Erbil Kalesi‘nin çevresine de bizim Ankara‘daki Hacı Bayram Projesi uygulanarak şehir dokusu tarihi derinliğini koruyacak.

Erbil havaalanı şehir merkezine dört kilometre. İhsan Doğramacı adına yapılan Üniversite‘nin kabası bitmiş. Bugün tam beş bin Türkiyeli öğrenci Erbil Selahaddin Üniversitesi‘nin çeşitli Fakülteleri‘nde okuyor. Barzani karşılıksız burs veriyor. Yemek veriyor. İlnur Çevik, yatkhaneler, kampusler yaptırıyor. Televizyon da kurmuş İlnur Bey, ancak iflas edince Erbil‘i terke mecbur olmuş.

Çantalar elimizde havaalanına doğru yürüyüşe geçiyoruz. Uçağa bininceye kadar x-ray‘larda kontroller sürüyor. Cebimdeki flaşdisk ve küçük bir tırnak makası başımıza iş açıyor.

Bölge uzmanımız Seyfeddin Küzeci ile vedalaşıyoruz.

Kerküklülerin bana yaptıkları dua ile onu uğurluyorum.

- Hayatım, kuvvat olasan!

- Avadan olasan!

- Hacci olasan!

Gürgür Baba ve KDP mafyası

Kerkük şehrinin Erbil girişinde, karşıda bir ejder ağzı gibi alevler püsküren bacayı gösteriyorlar. "İşte Gürgür Baba". Kırk yıldan beri gürül-gürül yanıyor. Kerkük‘te toprağın altı petrol denizi, üzeri de verimli tarım alanı. Bu tükenmez servetin yüzde 17‘si Barzani‘ye veriliyor. Bu yüzden Mesut Barzani dünyanın en zengin yüz adamından biri oldu. Gerisi Bağdat yönetimi eliyle Amerika‘ya savaş tazminatı olarak ödeniyor. Bağdat‘a ABD şirketlerinin bıraktığı bahşiş hükmünde. Kerkük‘e, sadece şehrin altından kaynayan petrol gelirinin yüzde 1‘i verilse ihya olur. Hayır, bir kuruş vermiyorlar. Kerküklülere hazinenin fakir kapıcıları görevi verilmiş.

Benzin istasyonunun önü uzayan araç kuyruğuyla çok sembolik fiyatla akaryakıt veriyor. Özel araçlar haftada 25 litre, ticari taksiler 50 litre alabiliyor. Azar azar verildiği için arabalar her fırsatta petrol kuyruğuna girmek zorunda kalıyor. Ama tam olarak dolduramıyorlar. Şehirler arası seferlerinde mecburen piyasada bidonlarla satılan benzini fiyatı ne kadar yüksek olursa olsun almak zorunda kalıyorlar.

Benzin dağıtım KDP ile KYB‘nin elinde. Daha önce Kerkük şehrine 60 bin litre veriliyordu. Şimdi halka dağıtılsın diye 30 bin litre istasyonlarda satışa ucuz olarak sunuluyor. Geriye kalan 30 bin litre, yol kenarlarında hazır plastik bidonlarla yolda kalan ya da çıkan ihtiyaç sahiplerine pahalı satılıyor. Satış yapanların hemen hepsi de KDP‘nin Kerkük‘e getirdiği göçmen Kürtler. Fakat satışların arkasında göçmenlerin de emeğini sömüren KDP mafyası var. Gelirin büyük kısmı onların cebine gidiyor. İşsiz göçmen de kendine bir iş bulamıyor.

850 bin nüfuslu Kerkük‘ü görmeyenler Kerküklülerin çektiklerini kavrayamaz.

Kerküklüler, ekonomik ve sosyal alanda tam bir yaşama savaşı veriyor. Kerkük‘te milli servet adil dağıtılmıyor, adaletli paylaşılmıyor. KDP ve KYB‘nin şehre atadığı Vali ve Kaymakamların yönetimde taraflı ve kasıtlı tasarruflarla adalet gündüz gözüyle çiğneniyor.

Muhabir: Haber Merkezi